Mühdan Sağlam
Mühdan Sağlam

Yeni Zelanda saldırısının faili

Pazar, 17 Mart, 2019
İktidara giden yolu, ötekileştirme, yok etmek, göçe zorlama, toplumsal alanda dışlama üstünden kuranlar, iktidarda kalmak için de kendileriyle çelişme pahasına popülist bir dile sarılır. Zira sanılanın aksi ne enayi ne de aptaldırlar. Kimi ne zaman, nasıl hedefe koyacaklarını bilirler. Bazen bir kilise, bazen bir dergi, bazen bir cami, bazen bir LGBTİ bireyi ekonomik krizin, ahlaksızlığın, tüm kötülüklerin kaynağı görülür ve ölümle cezalandırılır...

Kürenin yedi gününde bu hafta, diğer haftalardan farklı olarak gündemde yeteri kadar yer tutmayan bir konuya değil, tam da gündemin odağında olan Yeni Zelanda saldırısına, bunun radikallikler çağı olarak başlayan 21. yüzyıldaki etkisine odaklanacağız.

Yeni Zelanda, resmi adıyla Yeni Zelanda Milletler Topluluğu, Avustralya’nın güneyinde bulunan Pasifik Cenneti. Yeni Zelanda’ya tarihsel olarak ilk yerleşen halkın barışçıl ve örgütlenme kabiliyeti yüksek Maoriler olduğu ifade ediliyor. Maorilerin bu adalar ülkesindeki varlığı Avrupaların buraya ayak basmasıyla değişiyor. Ancak bu adalar ülkesi 1850’lerde İngilizlerin Güneş batmayan imparatorluğunun bir parçası haline gelirken, Maoriler de göçe zorlanmış, itaate itilmiş.

Yüzüklerin Efendisi gibi kitabı ve filmi milyonlara ulaşan eserlerin esin kaynağı topraklar. 1947’de ülke bağımsızlığını elde etti. Koyunların insan nüfusunun 10 katından fazla olduğu ülkenin 5 milyona yakın bir nüfusu var. Ülke nüfusunun onda birinden fazlası Maorilerden oluşuyor. Belirli bir sistem etrafında göç alan ülkede hem dinsel hem de milliyet düzeyinde çeşitlilik var. Dünya üzerinde bu ülke pek çok insanın “bir gün göç ederim” dediği en önemli adresti.

Ancak bu hafta, bu adalar ülkesi, 49 insanın ölümüne neden olan bir terör saldırısıyla gündemde. Haber başlıklarından yalnızca ülke adına bakanlar Yeni Zelanda adını görünce, ilkin deprem oldu diye düşünmüşlerdi, zira ülke genellikle sakinliğiyle bilinirdi… Bu sefer öyle değildi, “ama nasıl olur” sorusu akıllara katıldı… Gerçekten nasıl olmuştu da Yeni Zelanda’da böyle bir saldırı gerçekleşmişti?

DRAMA KÖPRÜSÜ’NDEKİ HASAN VE ADAM ÖLDÜRME OYUNU

Gitmesek de görmesek de bir gün gitme hayallerinin merkezinin saldırıyla gündeme gelmesi, televizyon kameralarının, soru işareti dolu bakışların buraya dönmesine neden oldu. İki camiyi kana bulayan, bunu canlı yayında gerçekleştiren bu insanlık düşmanı, değerler katili, farklılıkların nefret eli kimdi?

İlk etapta sorulan bu doğru soru beraberinde yanıtlar da getirdi. Polisin yaptığı ilk iş şüphelilerin listesini çıkarmak ve bunlar içinde haliyle tavrıyla, olay yerindeki görüntülerde bıraktığı izle bir isim yakalamaktı.

Nihayetinde açık bir gerçek vardı, eli silahlı bir kişi adeta meşhur bir bilgisayar oyununu andırırcasına iki ibadet yerini kurşuna tutuyordu… Hani haberler olmasa, olayın gerçeklik bilgisi ulaşmasa bunun bir oyun sahnesi olduğuna inanılabilirdi. Bir oyun sahnesi olabilirdi, çünkü bir insan nasıl bu kadar empatiden yoksun ve seri şekilde insanları öldürüp geçebilirdi ki? Hem mümkün mü bu kadar kısa sürede bunu yapabilmek? Evet bu bir oyun olmalıydı; bir bilgisayar oyunun belki… Hani empatiyi, ahlakı hiçleştirerek insan öldürmeyi hedef olarak sunan… Nasıl olurdu da dünyada bu oyunu oynamasa da bilmeyenler, dünyanın en küçük azınlık grubu olabilirdi? Savaş bir zorunluluk değil de nasıl vakit ayrılan bir etkinlik alanı olabilirdi?

Olmuştu işte… “Mezar taşlarını koyun mu sandın? Adam öldürmeyi Hasan, oyun mu sandın?” Türküsü yazılırken bilinir miydi ki adam öldürme oyunlarında en birinci olanın insanlık ve değer algısındaki aşınmayı… Bu oyunların varlığı ve etkisi bir başka yazının konusu olacak kadar yüklü… Kısacası anladık ki bir oyunda değildik, insanlar da canilik de gerçekti… Drama Köprüsü türküsünde anlatılan Hasan’ın öyküsü şöyledir: Hasan köyde yaşayan bir insandır. Ancak köyü sürekli eli kanlı, dili küfürlü, beli silahlı eşkıyalar basar ve Hasan bu eşkıyaları öldürür… Yani Hasan mazlumu zalimden köyünü yağmadan korumak için basmıştır art arda tetiğe… Öyle ki, adam öldürmek oyun değildir ve herkes kendi adaletini de arayamaz. Hasan hapis yatar… Hasan’ın burada eşkıyaya kurşunla girişmesinde açıktır ki bir devlet görevini yerine getirmeyen bir iktidar vardır…

Peki Yeni Zelanda’daki bu terör saldırısının faili neden bu saldırıyı kendine görev bilmiştir?

NEFRETLE KENETLENEN KITALAR VE AYRIMCILIK MEZİYETİYLE İKTİDAR

Bir Siyah Liderin yönettiği ve bok çukuru olmayan bir ülkeyi bana gösterin? Meksika uyuşturucu ve mafyanın kök saldığı sefil bir ülke… Siyahlar Giremez… Beyaz Adamın Yükü… Bu ülkenin gerçek efendileri Türklerdir… Her yer leş gibi Suriyeli oldu! Araplar her yerde! Siyahlar ve çekik gözlüler giremez… İslam düşmanlarının kafası kesilmelidir… Ari bir ırk için Yahudilere ölüm!.. Kahrolsun bizim gibi olmayan, bizimle aynı kanı taşımayan…

 

Bu ifadelerin bir kısmı yeni, bir kısmı değil… Kendileri mezarda olsa da fikirleri iktidarda olanlar… Böyle baştan başa dizince insan olanın kanını donduracak bu sözlerin neredeyse tamamı siyasi iktidarların sözleri… Ancak sözlerin karşılıksız kaldığını sananların Homo Sapiens ile Neandarllerin mücadelesine ve Sapiensin kanlı yok edici zaferine gitmesine gerek yok…

İnsanın kendisi gibi olmayanı dışladığı, öldürdüğü vaka iyi olanda fazla aslında. Ancak örnek isteyenlere şöyle kısa bir listeyle yardımcı olalım: 10 Ekim 2015, Ankara’da IŞİD barış mitingi saldırısı 103 insan yaşamını yitirdi. Charlie Hebdo dergisine El Kaide Saldırısı. Minnesota’da ehliyetine uzanan bir siyahın polis tarafından vuruldu, protestolarda polis siyahlara şiddet uyguladı. Basra’da Cuma Namazı çıkışında bir Sünni Cami’ye saldırı düzenlendi, 100’den fazla ölü… Eylül 2018 Pittsburg’ta bir Sinagog Saldırısı 18 kişi yaşamını yitirdi. Şubat 2019 Keşmir’deki terör saldırısında 40’ın üzerinde kişi hayatını yitirdi.

1970’lerde yaşan bir insanı son üç yıla getirseydik, sanıyorum ilk yorumu “insanlara ne olmuş, nedir bu nefret, nedir bu öldürme merakı” derdi… Belki de daha ağır sözler…

POPÜLİZMİN MEZAR TAŞLARI

Onur Yıldız tarafından Türkçeye çevrilen Alman siyaset bilimci Jan-Werner Müller’in Popülizm Nedir isimli kitabında, popülizm etraflıca masaya yatırılıyor. Müller, popülizmin yaslandığı dinamiği şöyle özetler: Birilerinin gerçek halk olarak kabul edildiği, geri kalanının karşı cepheye konulduğu perspektif. İktidara talip olan, iktidarda olanlarca sahiplenilen bu söylem beraberinde seçkin karşıtlığı getirir gibi görünse de aslında kendinden olmayanı yok etmeye de kapı aralar… İstenmeyenler, mümkünse göçe zorlanmalı, gerçek halkın etrafı duvarla çevrilmeli, ekonomik düzenden gelen adaletsizlik mümkünse ırk, din, millete indirgenmelidir. Bu sözleri söylenin yani öz halkın temsilcisinin sınıfsal durumu, sahip olduğu imkanlar hiç sorgulanmamalıdır….

İktidara giden yolu, ötekileştirme, yok etmek, göçe zorlama, toplumsal alanda dışlama üstünden kuranlar, iktidarda kalmak için de kendileriyle çelişme pahasına bu dile sarılır. Zira sanılanın aksi ne enayi ne de aptaldırlar. Kimi ne zaman, nasıl hedefe koyacaklarını bilirler…

İşte bu noktada kapitalist ekonomideki sorunların perdelendiği yerde yapay müsebbipler günün koşullarınca hedef gösterilir. Bolca kullanılan dini söylem, milliyetçi dil toplumda karşılık bulur. Bazen bir kilise, bazen bir dergi, bazen bir cami, bazen bir LGBTİ bireyi ekonomik krizin, ahlaksızlığın, tüm kötülüklerin kaynağı görülür ve ölümle cezalandırılır. Üstünlükler atlasında yer yer beyaz olmak, yer yer Hıristiyan/Müslüman/Yahudi/Budist/ateist olmak tek kuruluş reçetesi olur. Bu böyle devir daim ederek gider. Kendine “Tapınak Şövalyesi” diyen, “Has Müslüman” diyen, “Öz Beyaz” diyen, “gerçek Alman”, “has Sünni” adıyla insan öldürmeyi kutsar. Neden kınandığını bile anlamaz…

Suçun bireyselliği, katliamı yapanın akli melekeleri sorgulanır ancak iktidar koltuklarının sahiplerinin nedense en akıllı, en vicdanlı, en izanlı olanlarda olduğu sanılır…

Yeni Zelanda’daki terörist saldırının failini polis elbet bulacak, şüpheliler de var… Hasan’ın öyküsünde eksik kalan iktidar, acaba kendini kutsamak için kötülük ve nefret zerk etmeden asıl suçlu olabilir mi? Radikaller çağının iktidarı, bu sefer aşırı derecede ölümü ve öldürmeyi, nefreti kendine görev bilmiş olabilir mi?


Mühdan Sağlam kimdir?

Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda doktora yapmaktadır. Enerji politikaları, ekonomi-politik, devlet-enerji şirketleri ilişkileri, Rusya’da devletin dönüşümü ve enerji politikaları, Avrasya temel ilgi alanlarıdır. Gazprom’un Rusyası (2014, Siyasal Kitabevi) isimli kitabın yazarı olup, enerji ve ekonomi-politik eksenli yazıları mevcuttur. 7 Şubat 2017'de çıkan 686 sayılı KHK ile üniversiteden ihraç edilmiştir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI