3-5 oy değil toplumun yarısıyız!

Salı, 12 Mart, 2019
Cumhurbaşkanının söylemi düpedüz Türk Ceza Kanunu’nun 216/2. maddesinde geçen halkı kin ve nefrete tahrik suçunu oluşturuyor. Ama tabii kendisi dokunulmaz, hepimiz dokunulabiliriz, öldürülebiliriz de sorun değil. Sayın Cumhurbaşkanımız çok yaşa!

Erdoğan’ın artık ezberlediğimiz huyu; bu ülkede etkin olan, ülkeye yön veren ve kendi hedefleriyle bağdaşmayan her kesimi teker teker itibarsızlaştırmak, hedef göstermek. Erdoğan bu kez 8 Mart’ta yürüyüş yapan on binlerce kadını hedef gösterdi. Adana’da yaptığı konuşmada;

“Bu bayrağa, ezana tahammülü olmayanlara karşı bir ittifakla seçime giriyoruz. Güya kadınlar günü için bir araya gelen bir grup Ezan-ı Muhammediye’ye terbiyesizlik ettiler. Biz gönüller kazanmak için çalıştığımızı söylüyoruz. Onlar ise bayrağımıza ve ezanımıza saygısızlık yaparak istiklalimize istikbalimize saldırıyor. Bunların tek ittifakı ezan bayrak düşmanlığıdır. Bunlar hiç İstiklal Marşı’mızı okumamışlar. Bu ülkede vatan, millet, bayrak, ezan düşmanı kim varsa hepsinin karşısında olmak bizim boynumuzun borcudur. 3-5 oy için onlara göz yumarsak ecdadımızın da çocuklarımızın da yüzüne bakamayız. 31 Mart’ta milletimiz bunlara hak ettiği dersi verecektir”. diyerek on binlerce kadını 3-5 oy olarak nitelendirdi. Koca Gezi Parkı’na da 3-5 ağaç demişti zaten. Keşke 3-5 oydan ibaret olsak, üstüne bir de vatan, millet, bayrak, ezan düşmanı olduk. On binlerce kadın…

8 Mart Gece Yürüyüşü’nü sosyal medyada anlık paylaşanlardan biriydim. Altına yazılan yorumlar (kadın aleyhine olanlar) mide bulandırıcı derecede alçakçaydı. Üzerine bir de ezanı protesto ettiğimiz yalanı geldi. Hoş, bu yerlerde sürünen pespayelikteki trol mesajlarını hiçbirimiz ciddiye almadık. Fakat ülkenin Cumhurbaşkanı çıkıp bize vatan, millet, ezan düşmanı deyince iş biraz değişiyor. Çünkü canımız tehlikeye giriyor. Nitekim 3-5 yobaz hemen akabinde Taksim’i bastı tekbirle.

Cumhurbaşkanının söylemi düpedüz Türk Ceza Kanunu’nun 216/2. maddesinde geçen halkı kin ve nefrete tahrik suçunu oluşturuyor. Ama tabii kendisi dokunulmaz, hepimiz dokunulabiliriz, öldürülebiliriz de sorun değil. Sayın Cumhurbaşkanımız çok yaşa!

Bu yazıyı yazmak bana çok zor geliyor. Feminist Gece Yürüyüşü’nün dünyada bir gelenek olduğunu, o günün toplumda ikincil olan ve doğal olarak haklarını arayan kadınların günü olduğunu, o alanda yalnızca feministler değil kadınların ezilmesine ses çıkarak erkekler ve Erdoğan’ın partisine de oy veren her kesimden insanlar olduğunu, ezanla dinle hiçbir zaman sorunumuz olmadığını, yürüyüşün başladığı andan itibaren yine yürüyüşün doğası gereği zaten ıslıklar, düdükler, tefler çalındığını, şarkılar söylendiğini, sloganlar atıldığını, tüm bunların yürüyüş boyunca zaten yapıldığını, ezan okunduğu anda da devam ettiğini, zaten yürüyüşte bulunan kimsenin o sesler esnasında ezanı duyamayacağını ve dikkat edemeyeceğini yazmak inanın bana çok zor ve çok utanç verici geliyor!

Feminizm ve kadın mücadelesi tarihinin Erdoğan’ın bu ülkenin başında olduğu “3-5 yıldan” çok daha eski olduğunu ve hatta feminizmin siyasetler üstü bir ideoloji olduğunu, eğer kadınların insan hakkı mücadelesi Erdoğan’ın birtakım hedefleriyle ters düşüyorsa bunun kadınların sorunu olmadığını, kadınların terörist de olmadığını, bu hareketin 3-5 hedef göstermeyle ve 3-5 trol mesajıyla yıkılamaz olduğunu açıklamak inanın aşırı zor geliyor!

Kadınların bu ülkenin de dünyanın da yarısı olduğunu, hedef göster göster bitmeyeceklerini, haklarını arama konusunda cesaret bakımından çok daha gözü kara olduklarını, zaten yüzyıllardır bu ataerkil yapıda her şeyi, ölümü bile göze alarak kararlarını uyguladıklarını, yıllardır da artarak ölmeye devam ettiklerini, bu 3-5 hedef göstermenin ve hakaretin kadınlar için vız gelip tırıs gittiğini anlatmak çok ama çok zor geliyor!

Erdoğan’a 3-5 sözüm var:

O alanda bu ülkenin pırıl pırıl kadınları, gençleri, çocukları var. Hepsi cesur, hepsi eğitimli, hepsi ileride bu ülkeye yön verecek kadınlar! Hepsi ülkesini en az sizin kadar seviyor, hatta belki daha çok seviyor; çünkü biliyorlar ki; bir ülkede kadın haklarıyla sapasağlam var olmazsa o ülkede demokrasi olmaz, o ülke ileriye gidemez! Çünkü biliyorlar ki; kadın kendi hakkına sahip çıkmazsa ülkesine de sahip çıkamaz! Çünkü biliyorlar ki kadın da erkek de 100 metreyi aynı şekilde koşabilir ve bu ülkeyi omuzları üzerinde, birlikte, çok daha hızlı yükseltirler!

Ben bir feministim. Kadın-erkek eşitliğini savunuyorum. O gün, o alanda yanımdaki bir arkadaşım türbanlıydı ve o da kendini feminist olarak tanımlıyordu; çünkü kadın-erkek eşitliğini savunuyordu. Diğer arkadaşım kendini feminist olarak tanımlamıyordu ama o da kadın-erkek eşitliğini savunuyordu. O alandaki herkes birbirinden farklıydı ama kadın-erkek eşitliğini savunuyordu. Kadınların haklarına sahip çıkmak için oradaydılar. Yüzyıllardır olduğu gibi! Hiçbirinin amacı vatana, millete, bayrağa, ezana hakaret değildi.

Ve sizler! “Kadını eşine saygılı bir birey olarak yetiştirmek” gibi rezil bir hükmün yer aldığı tüzüğü Meclis’ten geçirmeye çalışanlar, evet, kadınlardan korkuyorsunuz! Çünkü kadınların sayısı sizinkinden az değil, kadınlar çoklar ve bunu duymaktan hiç hoşlanmasanız da, kadınlar haklılar!

Peki Erdoğan suç teşkil eden şekilde halkı kadınlara karşı galeyana getirerek ve iftira niteliğinde sözler sarf ederek ne yapmaya çalışıyor? Elbette, Türkiye’de son yıllarda belki de en etkin olan ve yükselen kadın hareketini pasifize etmeye çalışıyor. Bunu zaten epeydir çok çeşitli şekillerde yapmaya çalışıyor. Sadece bu kez biraz bariz bir şekilde, gözümüze soka soka yaptı. Galiba, yerel seçim öncesi yerlerde sürünen ekonomik büyüme oranı yeni açıklanmışken ve günbegün başarısızlığı ortaya çıkıyorken biraz gergindi.

Sanırım söylememize gerek dahi yok; elbette buna izin vermeyeceğiz. Bu dünyadan kimler geldi kimler geçti, kadın mücadelesi asla sönümlenmedi…

Ve galiba unutuldu; bu ülke Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurulmuş, laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devletidir. Kadın-erkek eşitliği Anayasamızın sıraladığı temel hükümlerdendir. Yani Anayasamız, o gün o alandaki kadınları korumaktadır. İktidar yasalara uymuyor, insan hakkı mücadelesi veren ve yasaları savunan hemen herkes tehdit altında olabilir. Sorun değil. Başa gelen çekilir. Zaten mücadele böyle bir şeydir. Bu ülke bizim omuzlarımızda yükselecektir. 3-5 yobazın değil.

Mustafa Kemal Atatürk kadınları her daim yüceltti. Açıp bir okumanızı tavsiye ederim kadınlar hakkında neler söylemiş, “Sen yerlerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın” demiş mesela. “Dünyada her şey kadının eseridir” demiş. “Bir toplum, cinslerden yalnız birinin yüzyılımızın gerektirdiklerini elde etmesiyle yetinirse, o toplum yarı yarıya zayıflamış olur. Bizim toplumumuzun uğradığı başarısızlıkların sebebi, kadınlarımıza karşı ihmal ve kusurdur” demiş. Ve ne demiş biliyor musunuz: “Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir” demiş!

Mustafa Kemal Atatürk’ün üzerine söyleyecek başka bir sözümüz yok. Fakat Sayın Erdoğan’a bir tavsiyemiz var; “gerçekten” iktidar olmak istiyorsa, açsın biraz Mustafa Kemal Atatürk okusun.

 


Tuba Torun kimdir?

Tuba Torun, 1987 doğumludur. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İstanbul Barosu’na bağlı olarak serbest avukatlık yapmaktadır. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu avukatı, Sosyal Haklar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi-Çocuk Hakları Koordinatörü, Kadın Meclisleri ve Kadın Adayları Destekleme Derneği üyesidir. Ayrıca aktif olarak siyasi faaliyetlerine devam etmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI