Biz kadınlar birlikte güçlüyüz!

Çarşamba, 6 Mart, 2019
8 Mart ‘kadın direnişi’ demek. Soğuk kış gününde de olsa 295'inci kez o fabrikanın önünde oturarak alnının teri için yılmadan hakkını aramak demek. Ölüm pahasına da olsa adalette diretmek demek. Haksızlığa, baskıya ve zulme inadına isyan demek…

8 Mart niçin Dünya Kadınlar Günü? Bugünün anlamını daha iyi kavrayabilmek için bu sorunun cevabını bilmemiz önemli. Bugüne dair tarihte bir yangından söz edilir. Genel bilinene göre ABD’nin New York eyaletinde, 40 bin fabrika işçisi kadının yapmış olduğu greve polisin müdahalesi sonucu çıkan yangında 129 kadın işçi can vermiştir. Bunun üzerine 1910 yılında Kopenhag’da gerçekleştirilen II. Enternasyonel’e bağlı Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nden Clara Zetkin, kadınlar için özel bir mücadele günü belirlenmesi önerisinde bulundu. Böylece dünyada ilk emekçi kadınlar günü 19 Mart 1911’de düzenlendi. Sonrasında, 8 Mart’ın resmen Dünya Kadınlar Günü olarak belirlenmesi ise 1921 yılında Moskova’da yapılan 2. Uluslararası Komünist Kadınlar Konferansı’na denk gelir. Zira, Jülyen takvimine göre 23 Şubat’ta Birinci Dünya Savaşı sırasında, 1917’de Rus emekçi kadınlar “Ekmek ve gül istiyoruz!” sloganlarıyla sokaklara çıkmış ve eylemlerin dördüncü gününde Rus Çarı tahttan indirilmiş, kurulan geçici hükümet kadınlara seçme hakkı tanımıştır. İşte Jülyen takvime göre 23 Şubat Miladi (Gregoryen) takvime göre 8 Mart’a denk geliyordu.

Genel söyleyiş budur; fakat yangının ne zaman gerçekleştiğine ilişkin bazı tartışmalar mevcut. Petrol-İş Sendikası’nın sitesinde Selgin Zırhlı Kaplan’ın bu tartışmaya ilişkin son derece detaylı bir yazısı var. Burada geçen bilgiye göre yangın 1857’de değil 1911’de Triangle Gömlek Fabrikası’nda meydana geldi. Çünkü ABD’nin yangın tarihine ilişkin kayıtlı belgelerde bir grev ve kilitli kapılar sebebiyle gerçekleşen tek yangın bu. Gelişmeler ise özetle şöyle: 1880’ler itibariyle hazır giyim endüstrisi ABD’de çok hızlı gelişiyor ve tekstil alanında fabrikalarda neredeyse tamamen kadın işçiler istihdam ediliyor. 1889 yılında bu rakam 39 bin. 1908 ekonomik krizinin ardından işçi emeğinin karşılığı düşüyor, iğne-iplik, elektrik ve hatta oturulan sandalyelerin parası dahi işçilerin ücretinden kesiliyor. Ayrıca, işçilerin haftalık çalışma süreleri 75 saati buluyor.

Ve 25 Kasım 1909’da toplam 600 gömlek fabrikasında çalışan yüzde 80’i kadın, yaklaşık 40 bin işçi greve başlıyor. Temel talepleri ise, taşeronluk uygulamasına son verilmesi, 52 saatlik çalışma haftası, günlük ücretsiz fazla mesainin iki saati aşmaması, ücretlerden yapılan malzeme ve elektrik bedeli kesintilerine son verilmesi.

Neticede grev başarıyla sonuçlanıyor, işçilerin taleplerinin çoğu kabul ediliyor, tek bir şirket dışında; Triangle Gömlek Fabrikası. 1911 yılında, ASCH binasının sekiz, dokuz ve 10’uncu katlarında faaliyet gösteren fabrikanın sekizinci katında söndürülmeyen bir sigara sebebiyle yangın çıkar. Fabrikada aşırı üretimden artan kağıt ve kumaşların fazlalığı sebebiyle yangın hızla yayılır. İşçilerin hırsızlık ihtimaline karşı çanta kontrolünün kolay yapılabilmesi için asansör sayısı bire indirilmiştir ve yangın merdivenlerine açılan kapılar da kilitlidir. İşçilerin çoğu kaçmaya vakit bulamamış, önemli bir kısmı da pencerelerden atlamıştır. Sonuçta 48’i sendika üyesi 146 kişi hayatını kaybetmiştir.

Olay sonrası Triangle ortakları Isaac Harris ve Max Blanck, kasten cinayet suçuyla yargılanmaya başlarlar. Dava, Harris ve Blanck’ın kapıları bilerek kilitleyip kilitlemediği noktasına sıkıştırılmıştır, sanıklar tanıklara çeşitli baskı ve tehditlerde bulunurlar, para teklifine kadar her yolu denerler ve neticede beraat ederler.

* * *
Hikaye ne kadar tanıdık değil mi? Flormar direnişi geldi aklıma doğrudan, Aladağ yurt yangını geldi mesela… Hâlâ sömürülen kadınlar, çocuklar… Hâlâ adalet “güçlü”den yana…

Evet, 8 Mart ‘kadın direnişi’ demek. Soğuk kış gününde de olsa 295’inci kez o fabrikanın önünde oturarak alnının teri için yılmadan hakkını aramak demek. Ölüm pahasına da olsa adalette diretmek demek. Haksızlığa, baskıya ve zulme inadına isyan demek…

Evet, bu 8 Mart ruhuyla, direnciyle kazandığımız çok şey oldu; fakat son dönemde üzerine düşündüğüm bir hususu burada kısacık da olsa paylaşmadan geçmek istemem: Kadın mücadelesi Türkiye’de kazanılmış haklarımıza yönelik yapılan üst üste girişimler sebebiyle mecburen hukuk alanına sıkışmış durumda. Bu sıkışmışlık bizi kısır bir döngüye ve verimsiz bir çabaya mahkum ediyor. Bir süre sonra ezberlenmiş sözleri tekrar etmekten ve birbirimizi onaylamaktan öteye geçemediğimiz bir mücadele alanı ortaya çıkıyor. Sürekli bir ‘ataklara karşı savunma’ halindeyiz ve iddialarımızı bir yana koymuş durumdayız. Feminizm uzun yıllar ‘kendi gündemini belirlemek’ üzerine tartıştı ve bir yere varamadı ülkemizde, son zamanlarda da tartışmayı neredeyse tümden bıraktı. Oysa dünyanın bazı yerlerinde çok yönlü şekilde ilerlemeye devam eden bir kadın hareketi var. Türkiye’deki bu hukuka sıkışmış mücadele feministleri doyurmuyor. Sürekli karbonhidrat alıp halen aç hissetmeye devam eden ve zamanla hantallaşan bir insana benziyor mücadelemiz. Artık yeni sözler söyleme ve iddia etme vakti bana sorarsanız. Önümüzdeki 8 Mart’larda biraz bunun üzerine düşünmemiz lazım. Tabii bunlar tamamen benim fikrim ve üzerine uzunca tartışılması gereken hususlar.

Bununla birlikte bir ‘8 Mart yazısı’nda “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” mü yoksa “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” mü tartışmasına değinmeden olmaz. Bu tartışmaya ilişkin genel kanı “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” denilmesi yönünde. Çünkü ‘emekçi kadın’ denildiğinde akla yalnızca çalışan, işçi kadınlar geliyor ve bu da çalışmayan ev kadınlarının ev içinde verdiği emeği göz ardı eden bir söyleme dönüşüveriyor. Oysa çalışmayan kadınlar da evde emek veriyor. Dolayısıyla “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” çok daha kapsayıcı bir ifade. Bunu kullanalım.

Ve lafı uzatmadan yazıyı geleneksel 8 Mart duyurumuzla sonlandıralım:

Geçtiğimiz 8 Mart’larda, bilhassa OHAL döneminde, kadın eylemlerini yasaklamaya yönelik girişimler oldu. Fakat kadınlar her defasında sokağa çıktılar, barikatları aştılar. Bu yıl da dünyanın her yerinde aynı anda yapılan geleneksel Feminist Gece Yürüyüşü gerçekleşecek. 8 Mart’ta İstanbul’da 19.30’da İstiklal Caddesi’nde olacağız. Tüm kadınlar kendi şehirlerinde gece yürüyüşüne katılmalı ve kadın dayanışmasına bir düğüm de kendisi atarak mücadelemize güç katmalı. O havayı solumak bile insana umut veriyor, yaşam enerjisi veriyor. Her kadın en azından kendisi için bile bunu yapmalı. Çünkü her zaman dediğimiz gibi; biz kadınlar birlikte güçlüyüz.

 


Tuba Torun kimdir?

Tuba Torun, 1987 doğumludur. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İstanbul Barosu’na bağlı olarak serbest avukatlık yapmaktadır. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu avukatı, Sosyal Haklar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi-Çocuk Hakları Koordinatörü, Kadın Meclisleri ve Kadın Adayları Destekleme Derneği üyesidir. Ayrıca aktif olarak siyasi faaliyetlerine devam etmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI