Gidenin dostu olmaz: Şenol Güneş

Cumartesi, 2 Mart, 2019
Bakalım Milli Takım için yaratılan beklentinin rasyonel ve gerçek bir karşılığı olacak mı? Türkiye Milli Takımı'nı dünya üçüncüsü yapan Şenol Güneş, bu kez yeni bir jenerasyon yakalayıp tarih yazan bir takım yaratabilecek mi?

Gitmek mi zor, kalmak mı? Yıllardır tartışılır bu soru. Giden, geride bıraktıklarını ömrü boyunca yanında taşıyacaktır. Kalan ise gidenin arkasından gidişini izleyecektir. Giden, ardında kumsalda ayak izleri bırakır. Denizin medceziri kumsaldaki o izleri silene kadar kalan tüm yaşanılanları düşünür. Ama izler silindiğinde, kalan yeniden uyanır güne ve hayat yolculuğuna o andan itibaren devam edebilir.

Yeni değil, bir yıldan fazladır Şenol Güneş’in Milli Takım’a gidişi konuşuluyordu. Ha gitti ha gidecek… Ya da gidecek mi? Gerçekten gidiyor mu? Gitmeli mi? Geç bile kaldı. Bu konu toprağa çok fazla soru ve yargı ekti. Aslında kimileri Şenol Güneş’in çoktan Milli Takım’la anlaştığını ve bunun Beşiktaş’ın düşüşündeki en büyük neden olduğunu iddia ediyor. Yani bu biraz beden ile ruhun ayrı lokasyonlarda yer alması teorisine işaret eden bir yorum.

TFF açıkladı. Şenol Güneş, artık Milli Takım’ın başında sayılır. Görevinin 1 Haziran itibaren başlayacağını da resmi olarak açıkladılar. Bunun üzerine Beşiktaş Kulübü’nden resmi bir açıklama geldi: Şenol Güneş, 31 Mayıs’a kadar takımın başındaki görevine devam edecek.

Bu meseleyi iki açıdan ele almamız gerekiyor; Beşiktaş cephesi ve Şenol Güneş cephesi… Her şey ne kadar güzel başlamıştı değil mi? Tıkır tıkır top oynayan bir Beşiktaş, iki yıl üst üste gelen şampiyonluk, Şampiyonlar Ligi’nde namağlup çıkarak tarih yazan bir takım… Bir tür peri masalıydı. Aslında insanların yanlış bildiği bir şey vardır. Çocuklara bir masal anlatıldığında çocuklar o masalın mutlu sonla bittiğini düşünür ve uykuya dalar. Halbuki bütün masallar kötü biter. Çünkü biter, bir “son” kaçınılmaz bir gerçektir. Çocuk uykuya dalar, anlatılan masal amacına hizmet eder, evet ama masalın bitmiş olduğu da bir gerçektir. Beşiktaş’ın ve belki de Şenol Güneş’in “Beşiktaş hikayesi” böyle bir şey. Çocuklar, yani Beşiktaş taraftarı sabah olmuş ve uyanmıştır. Annesi veya babası yani o masalı anlatanlar artık yeni hikaye yaratmak zorundadır. Yeni bir kurgu, yeni bir plan, yeni bir yaratı…

Geçtiğimiz günlerde bir Beşiktaş-Fenerbahçe derbisi oynandı. Son yılların tartışmasız en iyi maçlarından biri oldu. Hakem Bülent Yıldırım, Bülent Yıldırım olalı herhalde kariyerinde ilk defa tartışılmadığı bir derbi maçı yönetti. Yine küçük büyük eyyamlar vardı ama sahada son derece iyi niyetli bir futbolcu grubu da vardır. Çok enteresandır. Maçın ilk yarısı bittiğinde Beşiktaş 3-0 öndeydi. Sosyal medyada ortalığı yangın yerine çeviren Fenerbahçe taraftarı, başkan Ali Koç ve Ersun Yanal’a son derece sert eleştiriler yağdırdı. Başkanın görevi bırakması, Ersun Yanal’ın ise istifa etmesi konusunda çok ciddi bir ortak görüş oluştu Fenerbahçe taraftarı cephesinde. İkinci yarı Fenerbahçe’nin muhteşem bir geri dönüş yapması, üç gol atıp maçı 3-3’e getirmesi ve maçın berabere bitmesinin ardından bu sefer rüzgar başka yönden esmeye başladı. Başkan Fikret Orman’a eleştiriler, Şenol Güneş’e “bırak git!” veya “buraya kadarmış” söylemleri… Yani anlayacağınız bir maç nelere kadirmiş gördük. Halbuki maçın kazananı da olmadı. Maç 3-3 bitti. Ama kaybeden taraf Beşiktaş cephesi oldu. Neden derseniz, üstü örtülmeye çalışılan “Şenol Güneş-Milli Takım” meselesi tam tersine ayyuka çıktı. Çünkü bırakıp gitmesi durumunda kendisine kırılacak bir Beşiktaş taraftarı mevcuttu. Aynı Beşiktaş taraftarının bir kısmı ise şimdi Şenol Güneş için “gidecekse bir an önce gitsin artık” görüşünde. Kaçınılmaz son böylelikle gelip çatmış oldu.

Şenol Güneş’in 2015 yazında göreve geldiği Beşiktaş, Slaven Bilic tarafından hazırlanıp bırakılan çok enteresan bir takımdı. Daha önemlisi ise ligin en çok reyting alan maçları haline gelmişti Beşiktaş’ın maçları. Çok pas yapan, çok pozisyona giren, çok gol atan… Kadroya eklenen bir Mario Gomez, geçmişten gelip bizi bulan Ricardo Quaresma ve başlarına gelen yerli teknik direktör: Şenol Güneş. Beşiktaş, bu oyunla ve kadrosuna yaptığı takviyelerle şampiyonluğun en önemli adayı haline gelmişti. Ama bu çok önemli değildi. Daha önemlisi Beşiktaş’a bir hava gelmişti. Değişik bir hava. Ortada ne bir şampiyonluk vardı, ne de bir şey ama herkes mutluydu. Beşiktaş, geçen sezon kaçırılan şampiyonlukla beraber, daha doğrusu sezonun sürecinde o havayı yitirdi. Çünkü FEDA sezonundan bugüne geldiğinizde sahadaki hiçbir yüz tanıdık gelmiyordu. O havanın nedeni Şenol Güneş değildi. Olcay Şahan’ın takımdan ayrıldığı gün benim için Beşiktaş’ın düşüş süreci başlamıştı. Çünkü ne kadar iyi kadrolar kurarsanız kurun Güntekin Onay’ın da dediği gibi “Kadrolar değil, takımlar şampiyon olur.” Bir takım olabilmek için de hava gerekir. Bu da ancak belirli oyuncular ve oyuncu grubuyla yaratılabilir. Bunları neden anlatıyoruz? Aslında bütün bu konular Şenol Güneş’in Beşiktaş’taki hikayesi ile bağlantılı.

Sosyal medyayı geçtim. Televizyonlarda izliyorum, birçok gazetenin köşe yazılarını okuyorum. Çok garip görüşler hakim. Ben açık konuşuyorum; bir çoğunun bazı kurum ve kuruluşların tetikçiliğini yaptığını düşünüyorum. Beşiktaş ve Milli Takım konusunda çok yalan yanlış bilgiler ortaya atıp değişik bir algı oluşturmaya çalışıyorlar. Ben hatırlıyorum, bu aynı şahıslar 2014 yazının sonunda Ersun Yanal’ın Fenerbahçe’den gönderiliş sürecinde de bu tür görevler üstlendiler. Aynı yorumcular Ersun Yanal’a şu anda “mesih” muamelesi yapıyor. Neden sizce? Çünkü o zamanlar Fenerbahçe’nin Başkanı Aziz Yıldırım’dı, şu an ise Ali Koç. Zaman başka, konjonktür başka… Otomatik olarak menfaatler de başka. Denklem değişti bir kere. Halbuki gönderilirken, adama etmediklerini bırakmadılar. “Gidenin dostu olmaz” derler, olmuyor gerçekten de. O zamanlar Ersun Yanal’ın da olmadı. Bugün Şenol Güneş’in de olmuyor. Sonuç olarak profesyonel bir dünyada yaşıyoruz. Şenol Güneş, TFF ile anlaşıp Milli Takım’da görev yapabilir. Bu çok normal. Ne Şenol Güneş Beşiktaş ile ne de Beşiktaş Şenol Güneş ile sonsuza kadar çalışacak diye bir şey yok. Ayrıca tüm evlilikler de sonsuza kadar sürmeyebilir. Bazen bir araya gelmek hayırlıysa bazen de ayrılıklar hayırlı olabiliyor. Durum ve şartların ne olduğuna göre resmin detayları da değişiyor. Tabii akıllarda aranan cevaplar da…

“Ya bir kahraman olarak ölürsün ya da kendini kötü adama dönüştüğünü görecek kadar uzun yaşarsın.” Belki de herkes, her yerde fazla kalıyor. Kötüye dönüşüyorlar. Pardon, yanlış oldu. Altını çizerek söyleyelim; “Kötüye dönüştürülüyorlar”.

Eski Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, 20’nci yılında değil de 10’uncu yılında görevi bıraksaydı belki bugün Yoğurtçu Parkı’nda Alex’in değil, Aziz Yıldırım’ın heykeli olacaktı. Aziz Yıldırım, imaj olarak da antipatikti diyelim. Türk sporunun en önemli figürü Süleyman Seba, Beşiktaş tribünleri tarafından yuhalanarak gönderilmedi mi? “Yeter artık Seba, artık istifa!” diye şarkılar bestelenmedi mi? Belki rahmetli Seba, 15’inci yılında değil de 10’uncu yılında görevi bıraksaydı bunları yaşamayacaktı. Siyasette de böyle. Kimse gitmek bilmiyor. Bir işyeri sahibi veya patronu değilse bir şahıs, bir yerde görev yapmak için seçilmiş veya atanmışsa biriyse 8-10 yıldan fazla kalmaması gerekiyor. Çünkü kaldığı sürece bir süre sonra şahıslar o görev alanının sahibi oldukları hissine ve alışkanlığına kapılıyorlar. Çok uzatmayalım.

Şenol Güneş, muhtemelen Türk futbolunun görüp görebileceği en büyük değerlerden birisi. Sadece bir efsane kaleci ve müthiş bir teknik direktör değil, aynı zamanda çok önemli bir spor adamı. Birkaç yıl evvel Beşiktaşlıların esprili bir pankartı ve sosyal medyada sloganı vardı, hatırlarsanız; “Şenol Güneş, Türk futbolunun Mahmut Hoca’sıdır.” Hababam Sınıfı’nda Mahmut Hoca’ya hayat veren ve hayatımızda bir ikon haline gelmesine neden olan Münir Özkul’u da buradan rahmetle anıyoruz. Şenol Güneş’in Beşiktaş hikayesi bence fiilen sona ermiştir. Bakalım Milli Takım için yaratılan beklentinin rasyonel ve gerçek bir karşılığı olacak mı? Türkiye Milli Takımı’nı dünya üçüncüsü yapan Şenol Güneş, bu kez yeni bir jenerasyon yakalayıp tarih yazan bir takım yaratabilecek mi? Beşiktaş’ın da yeni hocası kim olacak? Bütün bu soruların cevaplarını ancak zaman denen yolculukta devam ederken bulabileceğiz.

 


Ara Gözbek kimdir?

Yayın hayatına 2005'te üniversite radyosu CIU FM'de başlayan Ara Gözbek aralıksız üç sene İngilizce ve Türkçe yayınlarla canlı radyo programı hazırladı ve sundu. 2005'te CNN Türk'te Frekans programında yapım asistanı ve muhabir olarak görev aldı. Gazeteciliğe ilk olarak 2006'da BirGün gazetesinde adım attı. BirGün'de Pazar eki ve spor bölümlerinde 400'den fazla makale yayınladı, ardından Türkiye'nin en çok takip edilen spor haber sitesi sporx.com yazarlığa devam etti. 2007 yazında staj yaptığı TRT'de “NBA Europe Live” adı altında NBA'in uluslararası projesinde TRT'yi NBA muhabiri olarak temsil etti. SporX TV'de “NBA ARA'SI” programını yaptı. Bunların dışında Taraf gazetesi, tempo24.com.tr ve birçok sitede makaleleri ve haberleri yayınlandı. Döneminde çok popüler bir radyo olan Metro FM'de pek çok programa konuk ve yorumcu olarak katıldı. sokaksesi.com sitesinin ve Android ile Apple'larda uygulaması da olan Sokak Sesi Radyosu'nu kurup burada uzun bir süre “underground” radyo yayınları yaptı. Halen Gazete Duvar'da yazmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI