Spor, sanat ve piyasa

Cuma, 1 Mart, 2019
“High Flying Bird”, milyar dolarların havada uçuştuğu dünyanın en büyük basketbol ligi NBA’de saha dışında dönen dolapları ele alıyor. Oyuncular istedikleri ücretler verilmediği için greve çıkmıştır. Bu resti gören kulüp patronları da lokavt ilan etmiştir. İki taraf da birbirinin pes etmesini ve geri adım atmasını beklerken, zor durumda kalan yalnızca onlar değildir.

Hazır bu hafta vizyon zayıfken yakın dönemde Netflix’te gösterime giren iki önemli yönetmenin filmlerine değinme fırsatını kaçırmayalım: “High Flying Bird” ve “Velvet Buzzsaw”. İki filmin ortak özelliği spor ve çağdaş sanatın piyasa ile hemhal olma hallerini ve bu durumun arkasında yatan motivasyonları gözler önüne serme iddiası taşımaları.

Üretim skalası geniş ve muhtemelen Hollywood’un en ‘özgür’ yönetmeni olan Steven Soderberg de Netflix dünyasına katılan önemli yönetmenler arasına girdi. Geçen yıl cep telefonu ile çektiği “Saplantı” filminden sonra bir kez daha aynı yöntemi deniyor usta yönetmen.

“High Flying Bird”, milyar dolarların havada uçuştuğu dünyanın en büyük basketbol ligi NBA’de saha dışında dönen dolapları ele alıyor. Oyuncular istedikleri ücretler verilmediği için greve çıkmıştır. Bu resti gören kulüp patronları da lokavt ilan etmiştir. İki taraf da birbirinin pes etmesini ve geri adım atmasını beklerken, zor durumda kalan yalnızca onlar değildir. Yaklaşık 300 bin kişinin ekmek yediği bu sektörün büyük kazananlarından menajerlik şirketleri de sarsıntı geçirmektedir. Bunlardan birisi de Ray Burke’tur.

Parlak kariyerine rağmen çeşitli badireler atlatan Ray, NBA’ye yeni adım atan ve büyük bir yıldız adayı olması beklenen Erick Scott’ın menajerliğini yapmaktadır. Ancak grev ve lokavt nedeniyle oyun durunca o da zor durumda kalır. Yalnızca o değil para alamadığı için Erick de benzer bir durumdadır. Ray, kendi tabiriyle “bu güzel oyunun üzerine çöken” beyaz patronları dize getirmek için hukukun boşluklarından yararlanarak oyunu değil, oyuncusunu yeniden gündem haline getirir.

“High Flying Bird”, bir yandan NBA’de saha dışında olup bitenleri gözler önüne sererken diğer yandan Afro Amerikalı oyuncuların bu piyasa içindeki dönüşümünün ipuçlarını da veriyor. Basketbol koçu Spence’in dediği gibi: “NBA oynadığımız oyunun iplerini eline almak istedi. Daha iyi oynadığımız oyunun. Oyunun içinde başka oyun icat ettiler.” Ancak film meselenin bu kısmına dair vaadini Spence’in sözlerinden öteye taşımakta mahir olamıyor maalesef. Oyunun kurulma biçimine dair başka birkaç ipucu verip seyirciyi meraklandırsa da asıl olarak Ray’in kurduğu oyunun içine çekiliyoruz. Ki o da son tahlilde kendisini kurtarmanın derdinde. Soderberg, cep telefonuyla film de çekilebileceğine ikna etmiş görünüyor seyircileri ve yapımcıları ancak hem “Saplantı” hem de “High Flying Bird”ün sorunu estetikten çok içerik gibi duruyor.

Senarist olarak sinemada tanınan Dan Gilroy, 2014’te çektiği ilk filmi “Gece Vurgunu” ile büyük övgüler almıştı. Senaryo dalında Oscar adayı da olan bu film, çarpıcı bir medya eleştirisi yapıyordu. Bir süre önce Netflix’te gösterilmeye başlayan üçüncü filmi “Velvet Buzzsaw”da ise çağdaş sanat dünyasına çeviriyor kamerasını bu kez. Galeri sahipleri, ajanslar, sanatçılar ve eleştirmenlerden kurulu piyasa düzeneği takır takır işler ve her şey yolunda giderken gizemli bir ressamın eserleri ortalığı karıştırır. Ölümünden sonra eserlerinin yakılmasını vasiyet eden yaşlı bir adamın resimleri bir ajans çalışanının eline geçer. Resimler sanat dünyasında büyük olay olur, milyon dolarlara alıcı bulur. Ancak, yaratıcısının karanlık geçmişinin lanetini taşıyan bu resimler sektörün bütün bileşenlerine musallat olmaya başlayacaktır. Dan Gilroy, temel meselenin sanat olmadığını, sanatçıların ve eserlerin değerinin bir avuç simsar tarafından belirlendiğini, estetik beğenilerin medya tarafından oluşturulduğunu ve acımasız rekabeti koyuyor ortaya. “Gece Vurgunu”ndaki kadar karanlık ve sarsıcı bir film olmasa da, tuhaf bir cazibesi var. “Gece Vurgunu” daha karanlık bir atmosfer taşıyordu ve hikayesinin tonu da buna uygundu. “Velvet Buzzsaw”da karanlık bir atmosfer yerine daha parlak bir evren kuruluyor. Görsel dünyası ve başka bir filmde ‘dehşete düşürecek’ kimi görüntüleri de bir parça plastik duruyor. Bu durumun da filmin temasına uyumlu hale getirilmeye çalışılan bir tercih olduğunu düşünüyorum. Kuşkusuz bir “Gece Vurgunu” değil ama “Velvet Buzzsaw”un bazı eleştirmenler tarafından yerden yere vurulmasının çok anlaşılır olmadığını not düşerek bitirelim.

YAZARIN DİĞER YAZILARI