Mehmet Said Aydın
Mehmet Said Aydın

Çığlık da mümkün: Ruşen Alkar

Salı, 26 Şubat, 2019
Bu şarkı, diyelim adı “Annesiz Kızlar” olsun, diyelim “Anasız Kızlar” olsun, diyelim “Anasız Kız” olsun; hangisiyle çağıracaksak çağıralım, binlerce defa dinlenilmiştir. Ve gene Alkar’ın “Tenêtî wek nexweşiyê” dediği yerde, epey defa yutkunulmuştur. Orada çünkü, yalnızlık demektedir Alkar, yalnızlık bir hastalık gibidir.

Baba üzerine çok konuşuldu. İki metin hemen çağırıyor kendini. Kafka’nın Babaya Mektup’u ile Oğuz Atay’ın “Babama Mektup”unu mukayese ederek uzun uzun okumak bir Kızılelma olarak dursun orada. Konumuz babalar değil. Keşke konumuz hiçbir zaman babalar olmasa.

Ruşen Alkar yıllardır Kürtçe için çok mühim şeyler yapıyor. Uzun uzun bundan söz etmek de mümkün, ama ben şimdi “Qîzê bê Dê”den söz etmek istiyorum. Ruşen Alkar’ın müthiş bestesinden. Ve onun iki icrasından. Biri albüm kaydı, biri de Sîbera Deng’in canlı kaydı.

Anketlerin en yanlış cevabıdır: “Size bir yetenek bahşedilseydi bunun ne olmasını isterdiniz?” sorusuna verilen “Müzisyen olmak isterdim,” cevabı. Müzisyenlik bir “yetenek” olmasa gerektir kanımca. Müzisyenlik bahşedilen bir yetenek olsa bile, bestecilik olmasa gerektir. Orada bir çalışma, bir emek, başka bir bağlam olmalı. Ruşen Alkar’ın bu bestesinin içinde bütün hepsi var. Kendimi yanlışlayarak söyleyeyim şimdi: Bahşedilen bir şey de bu, öte yandan.

“Qîzê be Dê”yi, yani “Annesiz Kızlar”ı ilk ne zaman dinledim, çok emin değilim. Ama ilk duyduktan hemen sonra çokça dinlediğimden eminim. Tekrar etmeyeceğim; hem Celal Sezer için, hem Sedat Anar için, hem Erdal Erzincan için yazdığım yazılarda aynı şarkıyı binlerce defa dinleyebilme istidadından söz etmiştim. Alkar’ın bu şarkısını da, onlarca memlekette, binlerce defa dinlemiş olmalıyım. Türlü alet aracılığıyla; bilgisayar, telefon, televizyon, müzik seti. Otogarlar, havalimanları, tren garları, yolüstü lokantaları, evler, odalar, sokaklar, metrolar, tramvaylar. “Ez nizanim çawa bêjim, çawa bimrim” dediği yerde, tam o anda defalarca iç çekerek ve yutkunarak. Yutkunmak mühim bir şeydir.

Şimdi yutkunmaktan söz edeceğiz. Günlerden bir gün, Zeytinburnu nam memleketin sınırları içerisinde yer alan “İhtiyarhane” nam bir yeri ziyaret etme imkânım olmuştu. Deha kıymeti taşıdığı müseccel bir müzisyen yatıyordu odalardan birinde. Fatih nam memlekette mukim, Ertuğrul nam çok sevdiğim bir arkadaşımın hocasıydı, biliyordum. “Demans” isimli illete yakalanmıştı bu büyük müzisyen. Odasında kimi gazete kupürleri asılıydı. Başında bekleyen hanıma geçmiş olsun dileklerimizi ilettikten sonra, duvarlara bakmıştım. Duvarlara bakmanın da bir manası var. Orada bana refakat eden hekim arkadaş “demans” illetinden bahsetmişti. Zihnimde kaldığı kadarını aktarmak zorundayım, kusur benimdir. Bu illet, hareketlerin unutulması ile vuku buluyordu. Önce yürümeyi unutuyordu mesela illete yakalanan. Sonra elini oynatmayı, sonra yemek yemeyi, sonra su içmeyi. Bütün bunlarda bir “sorun” yok, biri yardım ederse yapılabilir şeyler. Yürümeyi unutan uzanır. Yemek yedirilir, su içirilir. Ama nihai olarak, bu illetten mustarip kimse, yutkunmayı unutuyordu. Yutkunamayan birine yardım edemezsiniz. Bu şarkı, bazı yutkunmaların şarkısıdır.

Bu şarkı, diyelim adı “Annesiz Kızlar” olsun, diyelim “Anasız Kızlar” olsun, diyelim “Anasız Kız” olsun; hangisiyle çağıracaksak çağıralım, binlerce defa dinlenilmiştir. Ve gene Alkar’ın “Tenêtî wek nexweşiyê” dediği yerde, epey defa yutkunulmuştur. Orada çünkü, yalnızlık demektedir Alkar, yalnızlık bir hastalık gibidir.

Ruşen Alkar’a kendi hesabıma gürültülü bir teşekkür borçluyum. Bu şarkıyı yazdığı, bu şarkıyı bestelediği ve nihayetinde iki kere dinlettiği için. İki ayrı biçimde.

Cazla konuşan, geleneksel olanı müthiş biçimde değiştiren dönüştüren, çığlığın da mümkün olduğunu söyleyen, bunu üstelik annesiyle konuşarak yapan Ruşen Alkar’ı dinlemeye devam edeceğim. Umarım, daha çok insan, onu daha da çok dinler. İzmir, bu meyanda şanslı bir memlekettir. Çünkü orada bir Ruşen Alkar yaşamaktadır. Bin yaşasın.

 


Mehmet Said Aydın kimdir?

1983 Diyarbakır. Kızıltepeli. Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Üç şiir kitabı var: “Kusurlu Bahçe” (2011), “Sokağın Zoru” (2013), “Lokman Kasidesi” (2019). “Kusurlu Bahçe” Fransızcaya tercüme edildi (2017). “Dedemin Definesi” (2018) isimli otobiyografik anlatısı üç dilli yayımlandı (Türkçe, Kürtçe, Ermenice). Türkçeden Kürtçeye iki kitap çevirdi. BirGün ve Evrensel Pazar’da “Pervaz” köşesini yazdı, Nor Radyo’da “Hênik”, Açık Radyo’da “Zîn”, Hayat TV’de “Keçiyolu” programlarını yaptı. Editörlük yapıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI