Üstadın hikâyesi: Yorgo Bacanos ve Beklenen Şarkı

Pazar, 24 Şubat, 2019
Yorgo Bacanos, Lavtacı Haralambos’un oğlu. Dayısı, kemençeci Anastas. Ailesinde müzisyen çok: Büyükbabası kemençeci Leondi Efendi, dedesi kanunî Ligori Efendi. Yorgo, Saint Benoit’daki eğitimini yarım bırakacak kadar müziğe tutkun. İlk derslerini babasından almış, bunları Udî Kirkor ve Karmik Germikyan Efendi’den öğrendikleriyle pekiştirmiş. Bir yandan da piyano öğrenmiş.

1953 yılında gösterime giren, girdiği andan itibaren büyük ilgi gören bir film, şu ibareyle başlar: “Sonku Film – Cahide Sonku, ‘Beklenen Şarkı’da Zeki Müren’i takdim eder…” Bu, Zeki Müren’i beyazperdeye taşıyan, bir dönem fırtına gibi esen şarkıcılı filmler furyasını başlatan film. Senaryosunu Sadık Şendil’in yazdığı, yönetmenliğini Orhan M. Arıburnu, Sami Ayanoğlu ve Cahide Sonku’nun yaptığı filmin diğer başrol oyuncusu, yapımcılığı da üstlenen Cahide Sonku. Dönem gazetelerinden birinde film şu cümlelerle tanıtılıyor: “Eski bir müzisyenin hayatta tek hatıra bıraktığı oğlunun, hadiselerin binbir güçlükleriyle göğüs göğüse çarpışmasını ve musiki aşkının ruhtaki derin tesirlerini ifade eden müzikal ve heyecan dolu bir film.”

Başlığa kanmayın, filme adını veren şarkı, Zeki Müren’in bestesi. Yorgo Bacanos, birazdan devreye girecek ama ondan önce, filmdeki düğümü çözdüğü için oldukça önemli olan şarkının bestelenme hikâyesini Zeki Müren’den dinleyelim: “Film için alaturka ile alafranga arası bir eser lâzımdı. Bu beste benden isteniyordu. Böylece beklenmedik bir zamanda, gelişigüzel ağzımdan dökülüveren bir derme çatma valsin üzerinde çalışmaya başladım. İsmi filmin ismine izafeten ‘Beklenen Şarkı’ oldu.” Şarkının sözlerini Müren’in akademideki tekstil desenleri hocası Sabih Gözen yazmış. Zeki Müren’in yenilikçi, yalın, öncü bestelerinden biri bu. O kadar sevilmiş ki, ünlendiği yıl, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nda askeri lise öğrencileri [o yıla kadar gelen Strauss’un “Mavi Tuna”sı eşliğinde dans etme geleneğini kırarak] bu valsle dans etmişler.

Zeki Müren, Yorgo Bacanos , Hakkı Derman , Hilmi Rit , Şükrü Tunar.

Filmin müzik direktörü, Sadi Işılay. Dede Efendi, Bimen Şen, Itri gibi bestecilerin şarkılarının seslendirildiği filmde, filme adını veren şarkı dahil üç Zeki Müren bestesi var. Bunlardan biri, yazdığı ilk şarkı: “Zehretme hayatı bana cananım / Elemlerle doldu benim her anım / Kederimle yanıp sönse de canım / İnan ki ben sana yine hayranım…” Fark etmişsinizdir belki, şarkının sözleri, kendi adına akrostiş. Filmde, şarkının söylendiği sahnede dönemin en büyük isimlerini yan yana görmek mümkün: Sadi Işılay, Cevdet Çağla, Emin Ongan, Haluk Recai, Vecdi Seyhun, Feyzi Aslangil, Vecihe Daryal, İzzettin Ökte, Burhanettin Ökte, Fikret Kutluğ ve Hüsnü Coşar, Zeki Müren’e eşlik eden üstatlar. Aralarında biri var ki, döneminin yıldızı: Udî Yorgo Bacanos. 1900 yılının 20 Eylül günü doğan sanatçı, 42 yıl önce bugün hayatını kaybetmişti. Yazının bundan sonrası, onunla alakalı.

Yorgo Bacanos, Lavtacı Haralambos’un oğlu. Dayısı, kemençeci Anastas. Ailesinde müzisyen çok: Büyükbabası kemençeci Leondi Efendi, dedesi kanunî Ligori Efendi. Yorgo, Saint Benoit’daki eğitimini yarım bırakacak kadar müziğe tutkun. İlk derslerini babasından almış, bunları Udî Kirkor ve Karmik Germikyan Efendi’den öğrendikleriyle pekiştirmiş. Bir yandan da piyano öğrenmiş. Piyasaya girişi, çocuk yaşta Taksim’deki Eftalipos Gazinosu’nda katıldığı fasıllarla. Kendini o kadar sevdirmiş ki, kısa sürede herkesin aradığı, çalışmak istediği bir müzisyen olmuş. Bir yandan beste çalışmalarını da sürdürmüş. Az sayıda bestesi var ama alaturkanın en önemli isimlerinden biri.

Eftalipos Gazinosu’ndaki mesaisi sonlanınca, Gülistan Gazinosu’na geçmiş. Sonrasında pek çok gazinoda çalışmış; radyo programlarına katılmış. Bu yetmeyince Konservatuvar İcra Kadrosu’na katılmış ve bu ekibin Münir Nurettin Selçuk idaresindeki Şan Tiyatrosu konserlerinde icracı olarak yer almış. Yorgo Bacanos, alaturkaya piyanoyu entegre eden isim.

Sadece Türkiye’de değil, Arap dünyasında da ünlü. Bir dönem Mısır’da çalışmış, Ümmü Gülsüm’ün dikkatini çekmiş ama memleket hasreti ağır basınca onunla çalışma fırsatını reddetmiş. Seferi sadece doğuya doğru değil: 1928’de Berlin’de plak kayıtları yapmış, ertesi yıl kardeşi Aleko ile Deniz Kızı Eftalya’nın Paris konserlerine eşlik etmiş. Aleko Bacanos, döneminin bir diğer önemli ismi. Deniz Kızı Eftalya’ya hayran. Ölümünün ardından yazdığı “Gel Ey Denizin Nazlı Kızı”, hâlâ aşılamamış güzellikte. Deniz Kızı Eftalya derseniz, hikâyesi muazzam ama o, başka bir yazının konusu olsun.

Aleko Bacanos, Sadi Işılay’la evli olan Eftalya Hanım’a hayran ama bu hayranlık aşka dönüşmüyor. Yorgo Bacanos’un aşk hayatını sorarsanız, inişli çıkışlı. Sermet Sami Uysal’la yaptığı bir söyleşiden öğreniyoruz: “Annemle ağabeyim, bir gün Büyükadada’ki Aya Yorgi tepesine gidiyorlar. Orada bir çok aileler var. Bizimkiler bir kız beğeniyorlar. Akşam çalıştığım Küçük Çiftlik Gazinosuna gelerek bana haber veriyorlar. Bir gece kız da ağabeyiyle bahçeye geldi. Beni çok beğendiğinden nişanlandık. Amma ben kendisini sevemediğimden ayrıldık. İkinci bir defa daha nişanlandım. Ondan üç ay sonra ayrıldım. Bir gün patapi almak için bir dükkana girdim. Patapiyi muayene ederken dükkandaki kız bana: ‘Bununla kime vuracaksınız?’ diye takıldı. Güldüm, güldü, gülüştük. Kız o kadar hoşuma gitti ki hemen izdivaç teklif ettim. Adresimi isteyip kararını bir kaç gün sonra bildireceğini söyledi. O zaman Mulen Ruj’da çalışıyordum. Adresimi verdim. İki gün sonra telefon edip muvafakat ettiğini bildirdi. Nişanlandık. Ama bir meseleden dolayı, Atatürk ün vefat ettiği gün ondan da ayrıldım. Ve nihayet şimdiki karım Despina ile evlendik. Evlenir evlenmez asker olup balayını Konya da yaptım. Sonra tekrar İstanbul a döndüm. Hayatımdan memnunum. Boş zamanlarımı evde eşimle geçiririm.” [“Baki Kalan Bu Kubbede”, L&M Yayınları, 2005]

Yorgo Bacanos’un eserleri, Kalan Müzik tarafından bir albümde toplandı; İstanbul Radyosu kayıtları, TRT tarafından “Yorgo Bacanos’tan Ud Taksimleri” başlığıyla derlendi. Hakkında bir de kitap var: Gülçin Yahya imzalı “Ünlü Yorumcu Yorgo Bacanos’un Ud Taksimleri / Taksim Notaları, Analiz ve Yorumlar” başlıklı kitap, 2002 yılında Kültür Bakanlığı tarafından yayımlandı. Bunlar dışında hakkında yazılmış kimi tezler bulmak mümkün.

 

Bacanos, zaman zaman (“Berduş”, “Kırık Plak” gibi) başka Zeki Müren filmlerinde de rol aldı. Şanslıyız, elimizde görüntüsü olan isimlerden. Tekrar “Beklenen Şarkı”ya döneyim ve filmin sonuna doğru Zeki Müren’in isyanını dile getiren o meşhur tiradı buraya alayım… Zeki Müren’in canlandırdığı asıl karakter, bir kısım yanlış anlamalar sonucu sevdiğinden ayrılıyor, konser veremez oluyor, hayata küsme aşamasına geliyor. Tam bu noktada, Cahide Sonku’nun canlandırdığı Seniha Hanım’ın gizli yardımıyla bir konser gündeme geliyor. Arada bunu öğrenen sanatçı çok sinirleniyor ve “Ben iane kabul edecek insan değilim, gidiyorum. Satın alınmış bir sesle bu konsere devam edemem.” diyerek isyan ediyor. Annesi, “Halkın ne kabahati var? Bütün hayatınca tamir edemeyeceğin bir hata işletmem sana.” sözleriyle onu ikna etmeye çalışıyor ama Zeki, Seniha Hanım’ın odaya girişiyle daha da sinirlenerek o unutulmaz tiradını söylüyor: “Ne hakkınız vardı? Ne hakkınız var? Benim haysiyetimle oynamak cesaretini size kim verdi? Bunu niçin yaptınız? Kendi gayretimle yükselmek benim harcım değil miydi zannettiniz? Hangi hakla bu gizli yardım elini uzattınız? Hangi hakla tazminatımı ödemek cesaretini gösterdiniz? Kocanızda da sizde de aynı ruh: Parayla her şeyin satın alınabileceğini zannetmek… Siz menfaate dayanmayan temiz hisleri anlayamaz mısınız? Benim böyle bir şeyi kabul edeceğimi nasıl düşünebilirsiniz? Nasıl düşündünüz? Beni yalnız sevdiğimden değil, en tabii hakkım olan kendi kendimi muvaffakiyete eriştirme zevkinden de mahrum ettiniz. Bari bıraksaydınız da bu salonun kapısını kendim açsaydım. Hayır beni ikna edemezsiniz. Hayatım ve istikbalim pahasına da olsa konsere devam etmeyeceğim.”

Münir Nureddin Selçuk konseri 1954. Udi, Yorgo Bacanos sağ en başta…

Filme adını veren şarkı çok sevilmiş ama kısa süre sonra (Mısır filmlerindeki arabesk nağmeleri andıran ezgiler içerdiği gerekçesiyle) radyoda çalınması engellenmiş. Engelleyen, Münir Nurettin Selçuk. İşin enteresan tarafı, Münir Nurettin Selçuk, Mısır filmlerindeki şarkılara ilk Türkçe sözleri yazan, o tatta şarkılar besteleyen isimlerden biri. Nereden nereye…

Bir not: “Beklenen Şarkı” ile ilgili ayrıntıları, Derya Bengi’nin Ocak 2017’de YKY tarafından basılan “Şimdiki Zaman Beledir” (50’li Yıllarda Türkiye: Sazlı Cazlı Sözlük) adlı kitabından aldım. Bengi, sonrasında bu kitaba iki cilt daha ekledi. Her biri ayrı ayrı incelemeyi hak eden bu kitaplar beni, yazılarımı çoğaltan bilgilerle dolu. Burada küçük bir teşekkürle yetineceğim ama siz ilerleyin, bu kitapları ıskalamayın.


Murat Meriç kimdir?

1972’de doğdu. Çanakkale ve İzmit’te okudu. Ankara’da kimya mühendisliği eğitimi alırken, dinlediği müziğin tarihine merak saldı ve oradan ilerledi. Kendini bildi bileli plak topluyor; okuyor, dinliyor, dinlediklerini yazıyor, sevdiklerini çalıyor. Kedi gibi meraklı. Rakı, roka, bamya, erik seviyor. İstanbul’da yaşıyor ama Ankaracı. 1996’da Müzük adlı dergiyi çıkartan ekipten. Sonrasında Roll mürettebatına katıldı. Mürekkep, Birikim, Milliyet Sanat, Virgül, Bant gibi dergilerde yazıları yayınlandı. Yeni Binyıl, Radikal ve BirGün'ün yazarlarındandı. Ankara’da Radyo Arkadaş’ın kuruluşuna katıldı ve pek çok radyoda programlar yaptı. Şu anda Açık Radyo'da, hafta içi her sabah Şarkılarla Memleket Tarihi adlı programı hazırlıyor ve sunuyor. Pek çok televizyon programının danışmanlığını yaptı, metnini yazdı. 2002 - 2003 yıllarında hazırlayarak sunduğu Kırkbeşlik adlı televizyon programı TRT’de yayımlandı. Kalan Müzik için bir Tülay German albümü (Burçak Tarlası 64 – 87, 2001) derledi, pek çok albüme yazar ve danışman olarak katkıda bulundu. Pop Dedik / Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği (İletişim Yayınları, 2006) ve 100 Şarkıda Memleket Tarihi (Ağaçkakan Yayınları, 2016) adlı iki kitabı, üzerinde çalıştığı pek çok projesi var. Üniversitelerde ve kültür merkezlerinde müzik tarihi üzerine seminerler verdi, veriyor. Düzenli olarak Gazete Duvar, Vatan Kitap ve Kafa’da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI