Hazır yemek! Ama lezzetli

Cuma, 15 Şubat, 2019
Bol seyircili filmlerin uzmanı James Cameron’ın da 25 yıldır çekmeyi beklediği “Alita: Savaş Meleği” bugünden itibaren sinemalarımızda. Beklentiye değdi mi, bunu Cemeron’a sormak lazım ama seyirci açısından zor ve dar zamanda marketten satın aldığımız hazır yiyeceklerden birisi sadece. Tabii bu durum lezzetli olmadığı anlamına gelmiyor her zaman.

Büyük sinemacıların bir türlü çekemeyip takıntı haline getirdikleri projeleri de yedinci sanatın önemli folklor unsurları asında yer alıyor. Scorsese’nin kırk yıllık rüyası, Terry Gilliam’ın otuz yıllık çabası, Orson Welles’in bitmeyen başyapıtı, James Cameron’un teknolojisinin gelişmesini beklediği büyük distopyası…

Liste uzayıp gidebilir. Ama bu büyük isimlerin bu büyük takıntıları genellikle takınıldığı dönemde kalır ve çekildiği zamanı yakalamak konusunda sıkıntı yaşar. Socarsese’nin “Silence”ı, Gilliam’ın “Don Kişot’u Öldüren Adam”ı benim açımdan böyle filmlerdi. Orson Welles’in neredeyse yıllarca uğraşıp bitiremediği “The Other Side of the Wind”i de öyle. Ama buradaki sorun filmde değil, yönetmende daha çok. Bir şeyi bu kadar saplantı haline getirmenin ya filmi ya da süreci başarısız kılması gibi tuhaf bir lanet var belki de. Yoksa “The Other Side of the Wind” geçen yıl tamamlanıp Netflix’te gösterildi. Ve evet Welles filmi kendisi biterebilseymiş çok daha iyi olacakmış.

İşte büyük bütçeli, bol seyircili filmlerin uzmanı James Cameron’ın da 25 yıldır çekmeyi beklediği “Alita: Savaş Meleği” bugünden itibaren sinemalarımızda. Beklentiye değdi mi, bunu Cemeron’a sormak lazım ama seyirci açısından zor ve dar zamanda marketten satın aldığımız hazır yiyeceklerden birisi sadece. Tabii bu durum lezzetli olmadığı anlamına gelmiyor her zaman.

Cameron’un 90’lı yılların ilk yarısında keşfedip büyülendiği Yukita Kushiro’nun “Gunnm” adlı Manga serisini sinemaya aktarmak için teknolojinin gelişmesini beklediği rivayet ediliyor. Doğrudur. Filmlerinde teknolojik unsurları başarıyla kullanmasıyla meşhur bir yönetmenin ufkunun, dijital dünyadaki gelişmenin birkaç adım ötesinde olması anlaşılabilir. Kaldı ki kendisinin “Avatar”ın devam filmleri için benzer bir beklenti nedeniyle ağırdan hareket edildiği de yazılıp çizildi. Tabii Cameron kendisini “Avatar”ın devam filmlerine o kadar kaptırmış durumda ki, yıllardır üzerinden çalıştığı senaryoyu maharet olarak ondan alt kalır yanı olmayan ama bugüne kadar Hollywood ölçeğinde daha ‘mütevazı’ bütçelerle film çeken Robert Rodriguez’e emanet etmek zorunda kalmış. İşin arkasında ve senaryoda Cameron imzası olması film için 200 milyon dolar gibi Rodriguez’in daha önce görmediği bir bütçe ortaya çıkarmış görünüyor. 2600’lü yıllarda geçen hikaye tahmin edileceği üzere distopik bir dünyaya götürüyor seyirciyi. Dünya üç yüzyıl kadar önce savaş nedeniyle zor bir durumda kalmıştır. Savaş öncesinde gökyüzünde inşa edilen onlarca şehir yok olurken bir tek, Zalem bir tür vaat edilmiş cennet olarak yerinde asılı kalmayı başarmıştır. Zalem’in altında yer alan yoksulluk ve şiddetle bezeli Iron City’nin sakinleri için oraya ulaşmak gerçekten de cennet hayaliyle eş değerdir. Androidler konusunda uzman Doktor Ido, Zalem’in boşalttığı çöpler arasında gezinirken beyni hâlâ çalışır durumda olan bir android bulur. Onu tamir edip mekanik bir bedene yerleştiren Ido, yarattığı bu genç kadına Alita adını veriyor. Kaybettiği kızının yerini doldurmasını umduğu Alita’nın geçmiş hatıraları değil ama maharetleri birden ortaya çıkmaya başlayınca işler değişiyor. Çünkü kendisi göründüğünden çok daha yaşlı ve artık kaybolmuş kadim Panzerkunst adlı bir dövüş sanatında usta. Bu Iron City’deki ‘kötüleri’ de harekete geçiriyor haliyle. Bir de işin içinde ergen aşkı girince denklem tamamlanıyor.

“Alita: Sava Meleği”nin bu hikaye yapısı, Yukita Kushiro tarafından 90’ların başında inşa edildiğinde çarpıcıydı kuşkusuz. Ancak aradan geçen otuz yılda, gökyüzüne asılmış kentler (Elysium), yoksul çevreden merkeze doğru yürüyüşün simgesi haline gelen genç kadınlar (Açlık Oyunları), insan ve makinenin iç içi geçtiği (Ex Machina) kahramanlarla dolu bir sinema evreni var artık. Dolayısıyla bu tür buluşların hiçbiri yenilik vaat etmiyor seyirciye. Elde kalan ise hikayenizi yenilemek. “Alita: Savaş Meleği” ana anlatısının altında tuhaf bir biçimde hikayesinin kimi unsurlarını merak ettirmeyi başarıyor. Robert Rodriguez’in aksiyon sahnelerinde, Cameron’un prodüksiyon kalitesindeki dokunuşlarını hissettirdiği yapım, Alita’nın geçmişine dair gizemi ve Zalem’in gerçekte nasıl bir yer olduğuna dair sırrı sonuna kadar saklayıp seyircinin ilgisini diri tutmayı başarıyor. Bu her ne kadar seyircide bir yarım kalmışlık duygusu verse de hikayenin devamına dair de merak uyandırıyor.

Rosa Salazar’ın hareket yakalama tekniği ile canlandırdığı Alita, animasyon olarak filmde hayat bulurken, diğer karakterler insan formunda yer alıyor. Salazar’ın gelişen teknoloji ile birlikte bu işin hakkını verdiğini belirtelim. Andy Serkis gibi bu işin duayenini bir yana koyarsak, şimdiye kadarki en iyi performanslardan birisi olabilir.

Nihayetinde “Alita: Savaş Meleği”, işin içinde gişe canavarı James Cameron’un olduğu bir yapım ve kendisinden beklenen de bu. Haliyle benzerlerinin taşıdığı bütün ‘standart’ ürün özelliklerini bünyesinde barındırıyor. Bu haliyle de yazının başında belirttiğim gibi zor zamanda ya da canınız yemek yapmak istemediğinde marketten satın alabileceğiniz hazır yemekler gibi. Eşsiz bir damak tadı vermeyecek hiç kuşkusuz ama beklentiyi karşılayacaktır.

ALITA: SAVAŞ MELEĞİ

ORİJİNAL ADI: Alita: Battle Angel
YÖNETMEN: Robert Rodriguez
OYUNCULAR: Rosa Salazar, Christoph Waltz, Jennifer Connelly, Mahershala Ali, Ed Skrein, Kean Johnson
YAPIM: 2019 ABD, Arjantin, Kanada
SÜRE: 122 dk.

YAZARIN DİĞER YAZILARI