Önder Algedik
Önder Algedik
  • oalgedik@gazeteduvar.com.tr

9 maddede kalıcı tanzim satış kurma tüyoları

Cuma, 15 Şubat, 2019
AKP kamu kaynaklarını havalimanına, köprüye, şehir hastanelerine yatırdı ve iş koltuk derdine gelince yüzde 64,1 artan taze sebze ve meyvede günü kurtarma derdine düştü. Aslında yaptığı 2,5 ay sürecek anlık satıştır. Şimdi yapılması gereken ise anlık, seçimi değil, tarımı, üreticiyi ve halkı kurtaran kalıcı bir tanzim satış.

Ortada derin bir kriz ve bu krizde iktidarı elinde tutmak için kendi oy deposu olan esnafı bile tehlikeye atan bir iktidar var. Diğer yanda ise 70’lerde tanzim satış deneyimi olduğunu unutan, iktidarın anti-tezi olmaktan öteye gidemeyen, üreticiyi ve tüketiciyi ortak paydada buluşturacak bir çözüm için bilimsel analizler yapıp çözüm üretemeyen bir muhalefet cephesi var. İktidar bilgi ile olur. Nitekim iktidar bu bilgiyi çok iyi kullanıyor. Fakat yalnızca kendisi için kullanıyor. Muhalefet de bilgi ile yapılır. Muhalefet bilginin örgütlenmesi ile ortaya çıkar. Eğer buradan bakarsanız iktidarın iktidarının devam edebilmesi için açtığı iki buçuk aylık bir “tanzim satış cephesini” görür ve restinizi çekersiniz. Böylece “yeniden, gerçek bir tanzim satış geliyor” lafı edersiniz. Ülkede siyasetin kapalı kapılar ardında ve reklamcıların masasında döndüğü ve kent rantı paylaşım savaşı ile sınırlı kaldığı bir noktada kimse Ovacık’ın yaptığının bir benzerini neden hükümetin yapmak zorunda kaldığını sorgulamıyor. Sorgulamıyor deyip kenara çekilmeyelim. Biz sorgulayalım. Bir avuç tarım yazarının, 70’lerin hafızasını taşıyan birkaç ismini unutmadan gerekeni söyleyelim.

1- Tanzim satış kurmak solun işidir: Tanzim satışlar 1973’te İzmir’de kuruldu ve 1976’da İzmir’de Tanzim Satışlar Müdürlüğü adı altında ilk mağazasını açtı. Tanzim Satış’ın ömrü 13 yıl oldu. 1973’de kuruldu, 1986’ya kadar süren Tansa halkın erişemediği temel ihtiyaç kalemlerini karşılamakta büyük bir rol oynadı.

2- Tanzim satışları şirketleştirmek, yok etmek, sağın göreviydi: Sağ politikaların tek amacı halka ait şeyleri bir sermaye grubunun zimmetine geçirmek ile sınırlı oldu. Satmadıkları tek bir çivi gördünüz mü? Nitekim 1984’de seçilen Anavatan Partili Burhan Özfatura Tansa’yı önce 1986’da şirket yaptı. Sonra 1994’de seçilince iki yıl içinde de belediye hisselerini satarak Tansaş’ı bitirdi.

Özfatura belediyeciliği halkın ihtiyacını karşılayan belediye hizmetini birilerinin zimmetine geçirmek olarak kayıtlara böyle geçti.

3- Şimdiki tanzim satış değil, 2,5 ay sürecek bir anlık satıştır: Solun görevi halkın ihtiyacını ortak çıkarlara göre çözmektir. Sağın görevi ise buradan bir sermaye transferi çıkarmaktır. Peki, iktidar şimdi ne yapıyor? İktidar 31 Mart’ı kurtarmak için 2,5 aylık bir operasyon yapıyor. İktidar her zaman piyasadaki düzensizlikten kendine pay çıkartmak için çalıştı. Bunu açıkça söylüyor. Ama nedense merkezi fikirlerin hâkim olduğu sol siyaset kuyruk tartışması yapıyor, devletin zararını hesaplıyor. Ama asıl sorunu hiç konuşmuyor ki çözüm de konuşulmasın.

4- Halkın ekmeği ve soğanı politiktir: En zengin yüzde 20’nin toplam giderindeki gıdanın payı yüzde 14,6. Ama en fakir yüzde 20 için bu yüzde 28,6 gibi oldukça yüksek bir oran. Bu ülkede asgari ücretli milyonlarca insan var ve bir asgari ücretlinin gıdaya ayırdığı pay yaklaşık 600 TL. Pazardan aldığı malın 1 TL ucuz olması sadece 1 TL değildir. 10 kilo sebze ve meyve alıyorsa bu aylık 40 TL gibi yüksek bir miktardır.

5- Gıdadaki soygun sömürünün tabana yayılmasının adıdır: Ülkede uzun yıllardır gıda fiyatlarındaki artış diğer fiyatlardaki artıştan çok daha yüksek oldu. Bugün tek fark var. O da bu makasta artık sona gelindiği. Öyle ki TÜFE ile gıdadaki enflasyon farkı bir, hatta bir buçuk puan iken ocak ayındaki fark beşi geçti. Yani gerçek soygun ve de gerçek enflasyon gıdadaki enflasyondur.

.

6- Yaş meyve ve sebzede ipler koptu: Hükûmet aralık ayında gıdadaki fahiş artışı ve bu artışta yaş meyve ve sebzeyi çok önceden görmüş, bunun seçimlere yansımasını iyi hesap etmişti. Ocak ayında yıllık TÜFE yüzde 22,35 iken taze meyve-sebzede bu oran yüzde 64,1 olarak gerçekleşti. Sadece ocak ayında taze meyve ve sebzedeki artış yüzde 29,71 oldu. Hükümet bu fahiş artışın seçimlerde geri tepmesinden korktuğu için solcu işi tanzim satışlara sarılmak zorunda kaldı.

.

7- İklim felaketleri gerekçe değil bahane: Ocak ayında yaşanan iklim felaketlerinin bunda rolü var. Ama yardımcı oyuncu olarak var. Şöyle söyleyelim, dünyada aşırı iklim olayları her yerde artarken bu artışlarda Türkiye lider değil, oldukça gerilerde. Bu durumda dünya genelinde gıda fiyatlarında bir artış söz konusu olması gerekmez miydi? FAO gıda endeksine göre şu an dünya 2010 hatta 2008’den bile iyi durumda. Ama Türkiye bırakın 2008’i, 2018’e göre rekor fiyat artışına sahip.

The FAO Food Price Index – 05.04.2018

İşin diğer bir boyutu ise iklim değişikliğini anlamamamızdan ve hükûmetin politikalarını şimdiye kadar takip etmemizden kaynaklanıyor. Hükümet böyle olacağını biliyordu ve bu durumdan fayda sağlamak için çalışıyordu. Sizlere 2016 yılında BM İklim Değişikliği Sekretaryası’na teslim edilen Altıncı Ulusal Bildirimi’nden şu paragrafı sunuyorum:

İklim değişikliğinin Türkiye’de tarıma ekonomik etki değerlendirmesi konusundaki bir çalışmada Türkiye’de yedi coğrafik bölgede ve ülke genelinde ürünlerin verimlerinde azalış olacağı, verimdeki azalmalar nedeniyle üretim miktarının azalacağı, üretim deseninde bölgeler itibarıyla değişiklikler olacağı, buğday ve ayçiçeğinde ihracatın azalacağı, mısır ve pamukta ithalatın artacağı, ürün fiyatlarının artacağı, ürün fiyatlarında artış karşısında üretici refahı artarken, tüketici ve toplam refahın ise azalacağı tahmin edilmiştir.

Yani üretici refahı artacak diye az kalsın zil takıp oynayacak. Yorumum abartı gelebilir ama 2015’te bunu yazıp 2016’da bunu yayımlıyorsanız ve hiçbir önlem almayıp daha geçen yıl şeker fabrikalarını özelleştiriyorsanız bu işten çıkar sağladığınızı kimse reddedemez.

8- Zincir marketleri konuşan var mı?: Asıl mesele zincir marketler üzerinde şekillenen gıda tedarik zinciri ve onların çiftçi üstünde kurduğu tahakküm. Bir çiftçinin A101 gibi, BİM, ŞOK gibi zincir marketler karşısında şansı yok. Hele hele bu mağazalar kasabalara kadar girerek oradaki bakkalı da yok etti. Böylece çiftçinin yerel bakkala bile mal satması imkânsız hâle geldi.

9- Devlet yaş sebze ve meyveden avanta alıyor: Dikkat ederseniz vergi demedim avanta dedim. Nedenini açıklayayım. TCMB Gıda ve Tarımsal Ürün Piyasaları İzleme ve Değerlendirme Komitesi “Yaş Meyve-Sebze Tedarik Zincirinde Fiyat Oluşumu” adlı bir çalışma yaptırdı. Buna göre çiftçinin 1 TL’ye sattığı ürün tüketiciye ulaşana kadar 2,72 TL’ye ulaşıyor. Basit bir hesaplamada bile toplam fiyatın yüzde 45,5’i aracıda kalırken devlete ise yüzde 11,5 kalıyor. Geriye kalan yüzde 43 çiftçiye ait derseniz yanılırsınız. Çünkü bu yüzde 43’ün yarısından fazlası işçilik hariç girdi maliyeti ve hepsinde en az yüzde 18 vergi var. Kaldı ki gübrenin yarısı ithal, doğal olarak dövizden etkilendi. Elektrik zamları çiftçiyi vurdu. Bunları konuşan kimse yok. Bu durumda neredeyse çiftçinin emeği ve harcamaları fiyatın sadece üçte biri. Yani çiftçi çalışıp 1 TL kazanıyorsa onun üstünde aracı ve devlet neredeyse 2 TL kazanıyor. Böylesi adaletsiz bir ekonomik düzen bütün halkı zora sokuyor.

İşte size tanzim satış için dokuz önemli nokta. Şimdi diyeceksiniz ki bunun için parayı nereden bulacağız. Sadece bu tanzim satış işinden İstanbul’da günlük 200 bin TL zarar var diye düşünebilirsiniz.

Şöyle cevaplayalım: Birincisi kamunun görevi sadece sermayeye sermaye aktarmak değildir. İkincisi o 200 bin TL dert ise her gün köprülere harcanan paraları daha çok dert edinin. Üçüncüsü sıkışınca iklim değişikliği ama çözüme gelince neden iklim değişikliği demiyorsunuz? Asfalt ve beton, kentlere karşı işlenen bir iklim suçudur. Bunu hepimiz biliyoruz. Ama biz 2019 yılında İstanbul Belediyesi’nin 2 milyar 375 milyon TL asfalta yatıracağını da biliyoruz. Ankara Belediyesi’nin 865 milyon TL, İzmir’in ise 650 milyon TL asfalta gömeceğini biliyoruz. Bunun her yıl yapılmasından da sıkıldık. Üstüne ilçe belediyelerinin de kaldırımlara kadar asfaltlamasından bıktık. Örneğin Ankara Belediyesi 865 milyon TL asfalta harcarken üstüne Çankaya Belediyesi 100 milyon TL daha asfalta yatıracak. Asfalta gelince 100 milyon TL harcayacak olan belediye bu sene tarımsal aktivitelere sadece 3 milyon TL ayıracak!

Tanzim satışlara dair o neo-liberal eleştirilerden vazgeçelim. Çok açık bir şekilde halkın tamamını ve üreticiyi de içeren bir çözüm mümkün. AKP kamu kaynaklarını havalimanına, köprüye, şehir hastanelerine yatırdı ve iş koltuk derdine gelince yüzde 64,1 artan taze sebze ve meyvede günü kurtarma derdine düştü. Aslında yaptığı 2,5 ay sürecek anlık satıştır. Şimdi yapılması gereken anlık, seçimi kurtaran değil, tarımı, üreticiyi ve halkı kurtaran kalıcı bir tanzim satış. 1 Nisan’dan itibaren başlanmalı. Hem “bu sene asfalt dökmeyeceğim hem meyve sebzenizi ve iklimi kurtaracağım” diyerek hem de “üreticiyi de, tüketiciyi de, doğayı da göreceğim” diyerek olmalı.

Evet, tabii bu söylediklerim o zamanlarda Tansa’lara izin veren 1580 Sayılı Kanun ile olmayacak, başka şeylerle olacak. Onu da yeni modeli kurmak için istihdam edeceğiniz gençler çalışarak sizlere söyleyecektir.


Önder Algedik kimdir?

Proje yöneticisi, enerji ve iklim uzmanı, aktivist. Çeşitli sektörlerde proje yöneticiliği yaptıktan sonra son yıllarda iklim değişikliği ve enerji alanında uzman olarak çalışmaktadır. Tüketici ve İklimi Koruma Derneği yönetim kurulu üyesi olup 350ankara.org iklim aktivist grubunun kurucularındandır. Yaptığı çalışmaları ve değerlendirmeleri daha önce Cumhuriyet Enerji'de kamuoyu ile paylaşırken, aynı zamanda yesilekonomi.com'da da yazmaktadır. Raporlarına ve arşivine http://www.onderalgedik.com/ adresinden ulaşılabilir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI