Erken evlilik lobisine dinden bakış

Perşembe, 14 Şubat, 2019
Erken evlilik suçundan hüküm giyenlere af getirme teşebbüsü, dini söylemle kurgulanırken, sessiz kalan dindar aydın eliyle perçinleniyor. Sorun, hem hukuka hem kadın haklarına indirilecek darbe niteliği taşıdığı gibi günümüz İslamî aydınlarının sessiz onayıyla dinden uzaklaşmayı sürdürecek nitelikte.

İnsan hakları, kadının insan hakları bağlamında erken evliliklere af teşebbüsü evet hukuki ve siyasi bir kriz ancak söylem din ve gelenek üzerine kurulduğu için aynı zamanda bir inanç sorunu da. Kız çocuklarının erken yaşlarda evlendirilmesini dini ve kültürel gerekçelerle normal karşılayanlar var. Söz konusu din İslam ve kültür de bu ülkenin, toplumun bu zamanda yaşadığı hayatın kültürü. Yasaların yumuşatılmasını veya cezaların affını isteyenler de aynı inancın ve kültürün parçası ama kendi çocuklarını erken evlendirmeye razı değiller. Kendi çocuklarını ergenlik çağında değil en az rüştü yaşında, mümkünse daha geç evlendirmeyi tercih ediyorlar. Fakat Medeni Kanun ve Ceza Kanunu hadlerinin uygulanışına sıra gelince din ve kültür gerekçesiyle itiraz ediyorlar. İslam’ın geleneksel yorumlarının, muamelat hükümleri hususunda, orta çağ Arap kültürüne sıkı sıkıya bağlandığı gerçeği gözden kaçırılarak din pazarlanıyor. Pazarlayanların çoğu ve pazarlanan dine itiraz etmeyenlerin hemen hepsi kendi özel yaşamında bu muamelat hükümlerini uygulamaya ihtiyaç duymuyor ama itiraz etmediği için halka dayatılmasını desteklemiş oluyorlar. Hukuk tanımazlığa dinden ve kültürden bahane üreten riyakâr tavır alış içerisinde erken evlilik cezalarına af isteyenler. Sosyal medyada ve siyasi arenadaki destekçileri de kendi çocuğu için istemediğini milletin çocuğuna reva görmekte. Bu tavra verilebilecek riyakârlıktan başka bir isim varsa ben o ismi bilmiyorum. Medya, yargı ve siyaseti bu sahte ve ikiyüzlü tutuma iten dinamikleri çözümlemek, anlamak zor değil. Zorlu, uzun soluklu da olsa mücadeleyle erken evlilik lobisinin bu sacayağını durdurmak da mümkün…

Ancak aydın tavrını anlamak gerçekten güç ve değiştirmek de. Erken evlilik karşıtı olması gereken İslami camianın entelektüellerinden birçoğu ya hiç konuşmuyor ya da bir şey söylese de ne söylediği anlaşılmıyor. Mahcup üzüntülerle yetinerek kız çocuklarının erken evlendirilmesine karşı net tavır almayışlarının arkasında yatan nedenleri anlamak da kabul etmek de benim için imkansız. Anlayışım, kavrayışım, inancım, zekam artık her ne denirse yetersiz olmalı ki kendisine dindar diyenlerin, İslamî ya da İslamcı diyenlerin din adına erken evlilik dayatanlara karşı açık ve net bir “Lâ” çekmeyişini anlamıyorum. Anlamak da istemiyorum. Entelektüel dindarların geleneğin din gibi pazarlanmasına hayır demek için kocaman bir “Lâ” ile söze başlamasını ummak hayalcilikse de ben bu hayalin peşinden koşmayı seviyorum. Aydının dolambaçlı imalarla “erken evlenmeseler daha iyi olur” minvalindeki mırıltılı tavır alışları İslami olamaz. Çünkü İslamî olan, evetin veya hayırın açıkça telaffuzunu gerektiren net duruştur. Hapisteki kocalara merhamet ederek, merhamet sözünü anlam kaybına uğratan ikircikli tutum kabul edilemez. Tüm kız çocuklarına erken evlilik adıyla tecavüzü teşvik anlamına gelecek af söylentisini, beklentisini açık dille kınayıp, reddetmeli, kendisine dindar diyen herkes.
Çünkü evlilik ve evliliğe dair usuller Kuran’da toplumların adetlerine bırakılmıştır. Evlilik sırasında kadına verilecek olan mehir prensibi dışındaki her şey “bil maruf” kavramıyla açıklanır ayette. Kavram, bilinen yani örfe uygun usullerle evliliğin gerçekleşmesini işaret eder. Kültüre, geleneğe aittir evlilik usulleri. Dine değil. Ve bugün din adına Arap kültürüyle adetleriyle evlilik usulleri dayatılıyor topluma. Evlilik yaşı belirtilmez Kuran’da. Bu nedenle evlilik yaşı için eski adetler değil günümüz hukuku bizim kültürümüzü oluşturur diyerek, kanuni yaş hadlerinin dine aykırı olmadığını açıkça söylemek gerekir. Yine dinde evlilik sadece bireylerin cinselliğini, nikah yoluyla yaşaması anlamına gelmez. Aynı zamanda topluma karşı sorumluluk da içerir. Rüşt kavramı kullanılmalı, yaş niyetine. Dikkat edelim dinde ergenlik yani akıl baliğ olma kız çocukları için evlilik yaşı olarak belirtilmemiştir. Herhangi bir yaş da belirtilmez. Ancak sorumluluk alma yetisi işaret edilir. Buna göre sosyal, ekonomik, hukuki hak ve sorumluluklar için olduğu gibi idrak ederek yerine getirebilecek, kendi kararlarını verebilecek yeterli olgunluğu anlatan rüşt yaşı gerekli olmalı evlilik için.

İslami aydınların oturup düşünmesi ve tavırlarını buna göre belirmesi beklenir aslında. Zira evlilik için ergenliği yani cinsel gelişim çağını işaret edenlerin insana, beşerî değil hayvanî yaşamı önermekte olduğunu, en çok aydınlar görebilir. Ergenliğin dinin gerektirdiği evlilik yaşı olduğunu iddia edenlerce kız çocuklarına, “cinsellik çağın geldi öyleyse yavrulayacaksın” denmekte. İnsan evladı kadın olduğunda ve söz konusu evlilik yaşıysa din adına üreme içgüdüsüne sahip diğer canlılar emsal kılınıyor yani. Böylece özellikle kız çocukları cinsel gelişim başladığı anda evlenmeye teşvik ediliyor, aileleri din adına bu erken evliliğe zorlanıyor. Fakat mal mülk söz konusuysa durum ve yaş haddi değişmiş o bin yıllık gelenekte de. Yetimin malı söz konusuysa yaş uzar da uzar. Yetimin malını, o, yeterli olgunluğa erişinceye kadar gözetenler, malı sahibine yani koruyup gözettikleri yetime iade etmek için ergenliğe girmesini yeterli görmezler. Malını, mülkünü idare edebilecek yeterli olgunluğa erişmesini, sosyal ve hukuki haklarının bilincine varmasını yani rüşt yaşını beklerler.

Fıkıhtaki ataerkil yaklaşım burada karşımıza çıkıyor. Kızlar evlenirken ergenlik şartı ama kız olsun erkek olsun yetim, ailesinden kalan servetini kendi yöneteceği zaman rüşt yaşına kadar beklesin hükmü, fıkhın dinin öngördüğü kadın haklarına indirdiği darbedir. İkiyüzlü bir tutumla aile sorumluluğu ve parasal sorumluluklar ayrılmış birbirinden. Kız çocuklarının kendisini, ailesini, çocuklarını yetiştirmesi için kendi maddi manevi haklarına sahip çıkacak olgunluğa, rüşt yaşına erişmesi gerektiğini söyleyecek olanlar aydınlardır. Geleneğin, geçmiş fıkıh yorumlarının bugün de dinin emri sayılıp, uygulanmasına itiraz etmesi gerekenler aydınlardır. Onlar, ilahiyatçıları, geçmiş fıkıh yorumlarını taklitten uzaklaştırabilirler, uyarılarıyla. Yazık ki kimse ilmiyle amel etmediğinden tüm bu beklentiler ham hayal sayılır. Herkes günü kurtarmanın peşinde maalesef. İnsan soyunun kız evlatları, çocuk yaşta evlendirilerek cinselliğe hapsediliyor, sadece cinsel nesne olarak görülüyormuş, dert edinen yok. Kendi kızını kurtarmakla yetiniyor çoğunluk. Ancak dindar-seküler karşıtlığından bakmakla yetiniyorlar soruna. Ve dindar bakışın, seküler bakış karşıtı olarak tanımlanmasıyla, sekülerizmi dine mikyas kıldıklarının bile farkında değiller.

Eski Arap adetlerinde de seçkinlerin kızları erkek kardeşleriyle neredeyse eşit denebilecek haklara sahip, güçlü kadınlardı. Toplumun genelinden tamamen ayrışmış haldeydi, sahip oldukları haklar bakımında nüfuz sahibi ailelerin kızları. İslam’ın getirdiği en büyük değişiklik, seçkinlerin kendi kızlarına tanıdıkları eşitliği, toplumun bütün kadınları için geçerli kılmak olmuştu. Ancak bunun için ilkin ataların dinine itiraz gerekiyordu. Müslüman’ın itirazı da kabulü de reddetmekle başlar, eski kültürü ve inancı reddetmekle. Güçlü bir “lâ“ çekilmişti ataların dinine. Arap geleneğini ifade eden cahiliye ahlakı yerine İslam ahlakı yerleştirilmek için çalışılmıştı. Ancak cahiliye ahlakından İslam ahlakına hicret edilmemiş gibi şimdiki dindar aydının hali. Mekke’nin fethini bunca abartılı şekilde öne çıkarışlarına bakılırsa, Mekke’ye ve cahiliye ahlakına geri dönüş gibi algılayanların yolundan gittikleri bile söylenebilir.

Kız çocuklarının sadece bedenine değil onurlu yaşam hakkına da tecavüz etmek manasına gelen erken evlilikler, çok boyutlu bir sorun. Sadece yasaların uygulanması ve hukukilik sorunu değil. Sadece kadın hakları sorun değil. Sadece kız çocuklarının örgün öğretimden yararlanma, kendini geliştirme, kendi hayatına dair karar alma hakkı değil. Aynı zamanda İslam toplumlarının vahiy ruhundan ve Peygamber ahlakından ne denli uzaklaştıklarını gösteren turnusol olarak düşünülmeli. Çağlar boyunca alimlerin, hükümdarların hatalarıyla inanç esaslarına indirilen darbeler, Allah’ın dini yerine ataların dinini canlandırmıştı. Şimdi erken evlilik suçundan hüküm giyenlere af getirme teşebbüsü dini söylemle kurgulanırken sessiz kalan dindar aydın eliyle perçinleniyor. Sorun, hem hukuka hem kadın haklarına indirilecek darbe niteliği taşıdığı gibi günümüz İslamî aydınlarının sessiz onayıyla dinden uzaklaşmayı sürdürecek nitelikte.


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI