Ümit Kıvanç
Ümit Kıvanç

Ayna kırıklarında sûretimiz - 2

Perşembe, 7 Şubat, 2019
Bir küçük kız çocuğu para karşılığı satılıyor, etraftakiler bunu biliyor, kendi üstlerine çamur sıçrayıncaya kadar -belki kendi çocuklarının da faydalandığı bu alışverişten- kimseye bahsetmiyorlardı. Belki gerek yoktu, çünkü zaten herkes biliyordu.

Hürriyet’in, gece vakti hastaneye getirilen ve apar topar götürülen küçük kıza ilişkin haberinde, manzarayı daha net çizebilmemizi sağlayan -aynı zamanda Z.Ç.’nin yaşı ile ilgili soru işaretlerini, ortadan kaldırmasa da yerli yerine oturtan- bir ek paragraf yer almıştı: “Alpagut Köyü’nde yaşayan E.D.’nin bir yakınının Ağrı Patnos’dan evlendiğini söyleyen köylüler, ‘E.D.’nin bir akrabası Patnos’tan bir kız ile evlendi. Daha sonra E.D. de Patnos’a giderek bu kızı (Z.Ç.’yi) alıp geldi. Kız nüfus kaydında daha 11 yaşında olduğu için nikahlarının yapılması mümkün değil. Biz mutlaka bir sorun çıkacağını bilerek kendisini uyardık. Şimdi kız hamile, ne olacak bizler de bilmiyoruz,’ dedi” (vurgu ve parantez içi izahat benim -ük).

Yani “köylüler”, en az sekiz aydır, “mutlaka sorun çıkacağını … bilerek”, küçük kızı “alıp” getirmiş, “karısı” yapmış adamı “uyarıyor”lardı. Çünkü kız nüfusta on bir yaşında görünüyordu ve resmî nikah yapılamıyordu.

Köylüler”, çıkacak hangi “sorun” yüzünden kaygılanıyorlardı? Kimin başına iş açılacağı için endişeliydiler?

Belli ki civardaki ezcümle ilgili-yetkili kimin tarafındaysa onun. Hayır, abartma değil. İspatı, “eşi” diye bir adamın, sekiz aylık hamile kızı hastaneye getirebilmesi, sonra da oradan alıp gidebilmesi.

NTV’nin -AA’ya uyarak- Z.Ç.’yi Z.B. yaptığı haberine bakılırsa, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’e göre hadise “Doğu ve Güneydoğu’da[ki] çok büyük sorun”dan kaynaklanıyordu ve Z.B., “on bir değil on yedi yaşındayım” diye mahkemeye başvurduğunu bakana bizzat söylemişti: “Benim kızımızdan da gördüğüm, resimlerde de gördüğüm, annenin de söylediği, kesinlikle 11 yaşında bir şey değil. Zaten 11 yaşında olsa bu korkunç bir şey, böyle bir şeyin kabul edilmesi mümkün değil. Ama böyle bir durum var. Bunu da yönetmemiz gerekiyor.

Bakanın sözlerinden anladıklarımız: (a) Durum korkunç değil, (b) Kabul edilebilir bir durum, (c) Bir şeyi yönetmeleri gerekiyor.

Neyi “yönetmeleri” gerekiyordu acaba?.. Toplumun yarattığı “usûl”leri?

K.U. KESİN ON BİR YAŞINDAYDI 

Bolu’daki Z.Ç. belki gerçekten on bir yaşında değildi. Ama beş yıl on ay sonra Afyonkarahisar’da karnındaki 2,5 aylık cenin savcılık kararıyla kürtajla alınan ortaokul öğrencisi K.U. kesinlikle on bir yaşındaydı. Süperhaber sitesi bu haberi verirken kıza yönelik en ufak merhamet ve anlayış ifadesinden sakınmış, ama şöyle bir üst başlığı münasip görmüştü: “Savcılık ilginç bir karara imza attı”. Belli ki on bir yaşındaki kızın hamile kalabildiği ortamımızdan, küçük yaşta kızları “alıp getirme” ve “karısı” yapma prosedüründen değil kürtajdan rahatsız olmuşlardı. Kürtaj “bizim bir değerimiz” değil ya!

Oysa bu olayda, ideolojik takıntıları nedeniyle “cenini almayın, kıza ne halt olursa olsun” demeyecek herkesin merak edeceği çok tuhaf ayrıntılar vardı. “Bilişsel gelişim engelli” K.U., kendisine aynı okulda öğrenci olan, 14 yaşındaki O.K.’nin tecavüz ettiğini söylemiş, K.U.’nun babası -o sırada işsiz- İbrahim U. şöyle anlatmıştı: “Kızımı (…) metruk bir binaya götürmüş. Orada istismarda bulunmuş. Okulda kızımı daha önceden de erkekler tuvaletine götürüp tacizde bulunmuş. Okul yönetimi tutanak tutuyor. Adlî işlem yaptıracağız diye tutanağı istedik ama okul yönetimi yırtıp atmış.”

Gelin görün ki, DNA testinde K.U.’nun, kendisinin söylediği, babasının tekrarladığı gibi O.K.’den hamile kalmadığı ortaya çıkmıştı. Üstelik K.U., başka biriyle ilişkiye girip girmediği sorulduğunda “sessiz kalıyor”du. O.K. gözaltına alınıp savcılıktan serbest bırakılmıştı. O.K.’nın ailesi, “küçük kızın başkaları tarafından istismar edildiğini iddia edip” savcılığa üç tanık getirmişlerdi. K.U. ile sekiz, dokuz ve on iki yaşlarındaki üç kız kardeşinin aileden alınıp Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü’nün çocuk yurduna yerleştirilmesi de elbette akla başka ihtimalleri getiriyordu. K.U.’nun babası durduk yerde, “Kızımı para karşılığı sattığım iddiaları doğru değildir. Kime sattıysam onları getirsinler,demiyordu.

Eğer bu iddialar doğruysa, kırık aynamıza buradan yansıyan şu manzara kesitiydi: Bir küçük kız çocuğu para karşılığı satılıyor, etraftakiler bunu biliyor, kendi üstlerine çamur sıçrayıncaya kadar -belki kendi çocuklarının da faydalandığı bu alışverişten- kimseye bahsetmiyorlardı. Belki gerek yoktu, çünkü zaten herkes biliyordu. Nitekim okul yönetiminin yırttığı bir rapor sahiden var mıdır, -belki savcı dışında- kimse sormuyordu. Suçlanan oğlanın ailesinin savcılığa şıp diye getiriverdiği üç “tanık”, neyin tanığıydılar ve küçük kızı başkalarının da istismar ettiğine nerede, nasıl “tanık” olmuşlardı? Bunu da kimse merak etmemişti anlaşılan. Kız durduk yerde hamile kalıp herkesin rahatını kaçırmasaydı keşke…

FIRSAT ÇIKMIŞ, ÇULLANIN!

Haşin bir tekmeyle ayna kırıklarını sağa sola saçıyor, üzerlerinde oluşan manzarayı dağıtıyoruz ve Bolu’ya, Z.Ç.’ye dönüyoruz. O da keşke sancılanmasaydı da hastaneye getirilmeseydi, ayna kırıklarımıza masmavi gökyüzüne uzanan inşaat vinçleri, minareler, dev bayraklar aksetseydi. Heyhat, hastane koridorunda acı çeken küçük kızın aksi bunların önüne geçmiş, saadetimize mâni olmuştu.

Bu arada, elbette, yapmasak eksik kalacağımız şey de oldu, “Z.Ç.’nin fotoğrafıdır” diye, tamamen alâkasız bir fotoğraf sosyal medyayı dolaştı. Daha önce de Myanmar’da soykırıma ve işkenceye, tecavüze uğrayan Arakanlı Müslümanlardan bir kız çocuğu diye sunularak yine sanal âlemde turlamış bu fotoğraf, teyit.org’un ortaya koyduğu üzre, Brezilya’da, Joao de Barros Barreto Üniversitesi Hastanesi’nde karaciğerindeki hastalık yüzünden tedavi gören Sandy Brandao da Cruz adlı talihsiz kız çocuğuna aitti. Hastalık yüzünden karnı şişmişti, fotoğrafı hamile diye paylaşılıyordu.

Yalnız bu paylaşım ve bağlı gelişmelerin Z.Ç.’nin apar topar hastaneye muayeneye getirildiği, apar topar götürüldüğü geceden tam altı yıl sonra vukû bulması, vâveylanın 2018 Ocak’ında kopması epey tuhaftı. Fotoğrafı ilk ortaya sürenin bu işi provokasyon maksadıyla mı yaptığı da dahil olmak üzere pek çok soru doğuran bir olaydı. (Daha öncesine dair ize rastlayamadım. Benim eksiğimse, fark eden bildirirse müteşekkir kalırım.)

Fotoğrafı sosyal medyada “İslâm bu değil demeyin!” buyruğuyla, iddialı bir şekilde paylaşan ve bu dine mensup olmaktansa “dinsiz olup cehennemde yanmayı tercih edeceğini” ilan eden kişi, yalanının meydana çıkmasının ardından, Köroğlu gazetesine göre, “birçok kişi” tarafından “emniyet birimlerine şikayet” edilmişti.

Beyaz Gündem de “Diyanet İşleri kurumunu yıpratmayı”, “İslâm dinini aşağılamayı” amaçladığını kesin dille ileri sürdüğü sahte fotoğraf girişiminin deşifre edilmesinden çok memnundu: “Diyanet’i ve İslam’ı hedef alarak Müslümanları tahrik etmeye çalışan paylaşımın kısa sürede deşifre olmasıyla vahşet ortaya çıktı. Çocuklar üzerinden Diyanet’i ve İslâm’ı vurmak isteyen kişilerin aslında çocuğu istismar ettiği ortaya çıktı.” Belirtmeye gerek yok ki, sahte foto meselesiyle uğraşan İslâmcı yayın organları Bolu’daki sekiz aylık hamile kızın kaç yaşında olduğuyla ve kimin hangi hakla onu “karısı” ilan ettiğiyle ilgilenmiyorlardı. Orada “vahşet” falan yoktu. Hadiseyi derhal “İslâm’ı vurmak isteyenler”le aralarındaki savaşa çevirmişlerdi. Medyabey sitesine göre de olay netti: “11 yaşındaki hamile kız haberinin arkasından algı operasyonu çıktı”. Peki sahiden ne olmuştu? O mevzu değildi. Beyaz Gazete direktman şöyle başlık atmıştı:Bolu’da imam nikahlı eşinden hamile kaldığı ilan edilen 11 yaşındaki kız haberi yalan çıktı.” Haberin girişi şöyleydi: “Sosyal medyada dini kötülemek için yayılan haber yalan çıktı.

Nitekim hadiseyi sosyal medyadan takip eden birçok kişi, “fotoğraf sahte” ifşaatının böyle bir hilekârlıkla ambalajlanıp ortaya sürülmesinden ötürü, “böyle bir olay yokmuş” veya “var ama Türkiye’de geçmiyormuş” sonucuna vardılar. Yani sekiz aylık hamile çocuğun gece vakti hastaneye getirilip apar topar götürülüşü, ilgili-yetkili herkesin işbirliğiyle sahnelenen rezalet gümbürtüye gitti. Zavallı Brezilyalı kız da bizim her şeyi bilen fakat işine gelen dışında hiçbir şeyi görmeyen duymayan insanımızın elinde kâh Portekizli kâh İspanyol oldu çıktı.

– DEVAM EDECEK –

YAZARIN DİĞER YAZILARI