Evrim Altuğ
Evrim Altuğ

Pamuk'tan İstanbul balkonunda 'güzellik nöbeti'

Çarşamba, 6 Şubat, 2019
Orhan Pamuk, İstanbul'daki evinin balkonundan geçip, objektifine binlerce 'an' olarak konan hayatı, yaklaşık altı aylık bir süzgeçten geçirdikten sonra, yine aynı kentte ve özel bir kitap eşliğinde sergiliyor. Yayıncı ve küratörü Gerhard Stiedl imzalı 'Balkon' kitabı ve sergisi için basın ve kamuoyu ile buluşan Pamuk, "Fotoğraf çekmek dürtülerimizden biri ve kaydetmek, saklamak, müze tarzı muhafaza etmek gibi bir endişe de var tabii fotoğrafçılıkta. Onun için, fotoğrafı geçici bir şey gibi görmüyorum. Hatta kâğıda basılmış fotoğraf, en kalıcı şeylerden biri. Biz, güzellik düşledik, küratör de süze süze, daha da güzel yaptı" ifadesini kullanıyor.

Resme sevdalı, fotoğrafa da merakını esirgememiş bir edebiyatçı düşünün. Yazı ofisi, bir bakıma, düş yuvasının balkonuna sürekli çıkıp ‘neler çektiğini’, yine ancak onun kendisi bilebilir, değil mi? Yazar, tüm hayal gücüyle kullandığı kalemi ve kâğıdı üzerinden, keşfe çıktığı nice yaşamdan dışarı çıkar, yeniden, tüm mahremiyetiyle, kendi göğüs kafesine girer.
Ama eğer, Orhan Pamuk söz konusu ise, elbette sürprizler art arda gelebilir. Sözünün detaycı bonkörlüğünü, tıpkı Masumiyet Müzesi’ndeki gibi, olanca yaratıcılığı içinde nesne ve özneler üzerinden gözlerimiz önüne getirebilen biri kendisi. Hatta, İstanbul Tophane’deki Masumiyet Müzesi hakkındaki 2015 tarihli, Grant Gee imzalı ‘Hatıraların Masumiyeti’ belgeselini de, yine halen kimsenin unuttuğuna ben pek ihtimal vermiyorum.

Pamuk bu defa İstanbul Galatasaray’daki Yapı Kredi Kültür Merkezi’ne, İstanbul Kabataş’taki ofisinin ‘Balkon’una konup, geçen anlardan yakaladığı çerçeveleri, türlü ebatlarla serpiştirmiş bulunuyor. Serginin küratörlüğünü, Pamuk’un yayıncısı, The New Yorker’da yazıldığına bakılırsa kitap üretimini bir sanatkâr misali icra eden, Alman Gerhard Steidl üstleniyor.
Nobel ödüllü yazar Pamuk’un daha önce, geçen güz Almanya Aşağı Saksonya Goettingen’deki Günter Grass Arşiv alanında izlenen, yazarın Aralık 2012 – Nisan 2013 arasında – saatte ortalama yedi adet – çektiği 8 bin 500’den fazla fotoğraf üzerinden ‘demlenen’ Balkon sergisi, 27 Nisan’a dek İstanbul’da görülebiliyor. Yazar, sergiye vesile olan dijital profesyonel Canon 5D makinesini, akademik ders vermek üzere sıklıkla gittiği New York’taki bir tekno-marketten, üç ayak/tripod ve tele objektif eşliğinde satın almış.

.

Tülay Güngen idaresindeki Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık binası ana galerisinde izlenen sergi, geçmiş dönemin heybetli klasik müzelerine gönderme yapar ‘silme’ bir yoğunlukla, size yüzlerce ‘Boğaz havası’nı aldırıyor. İzleyenler, bu irili ufaklı kadrajları küratör Steidl’ın görsel ‘orkestrasyon’u ve Pamuk’un ‘subjektif’ objektifi/ya da ‘solo’ performansı üzerinden ikram ettiği ‘Balkon’a konarak, tıpkı İstanbul’un Boğaz’ından aynı anda geçen o çay gibi, sigara gibi, şarap gibi, rakı gibi, bira gibi 24 saat, dört mevsim aksaksızca, doymaksızın yudumluyor.
Arada, fotoğraf üzerine yerli ve yabancı özlü sözlerle de zenginleşen iki kata yaygın sergide, izleyici de bir anda içine daldığı iyot kokulu, martı ve ezan, gemi sireni ve motor, vapur ve karga sesli bu yüzlerce ‘an’ın kıymetine, bazen keyif, bazen melankoli, bazen de felsefî bir dalgınlıkla karışarak, kayboluyor. Örneğin sergi ve kitapta, Celal Salik’in 7 Haziran 1971 tarihli şu sözü yer alıyor:

“Her fotoğraf yalnız donmuş bir anı değil,geçmiş ve geleceği gösterir. Çünkü fotoğraf çekmek, umut beslemektir.”

Pek çok etkinlikteki gibi yine Koç ve Unicredit’in katkılarıyla yer alan sergi vesilesiyle bir grup yazar ve basın mensubu ile bir araya gelme imkânı bulan küratör Steidl ve Pamuk, yapıtların fiziksel manâda çerçevesiz izlendiklerini, bunun kendi doğal çerçevelerine yönelik tanıdıkları, hani algıladığım kelimelerle söylersem, ifade ve hürmet imkânından kaynaklandığına değiniyor.

Yine, yayıncı ve küratör Steidl bir ara, ana galerideki devasa İstanbul peyzajlarından bir kaçına atfen, özellikle deniz ile gökyüzünü tuvallerinde tüm doğallığı ile ölümsüzleştirmiş İngiliz manzara ressamı J.M.W.Turner’a atıf yapıyor ve bunların kendi favorileri olduğunu söylüyor.

Tıpkı bir spor basını foto-muhabiri gibi, beyaz tele-objektifli dijital makinesi ile, Balkon’da sabır ve tutarlılık ile doğru ‘an’ı bekleyerek, bir nevî yaşam maçını izleyen biri gibi davranıyor Pamuk. Küratör Gerhard Steidl ise, fotoğraflarda basılırken daha sonradan hiç bir sayısal/dijital müdahalede bulunulmadığının, renk ve çerçevelerinde hiç bir müdahalenin yapılmadığının altını özenle çiziyor.

.

Basın bülteninden cımbızlarsak, “Bu manzarada benim ruhsal durumumu yansıtan ve tarifi zor derin duygularımı gözler önüne seren bir şeyler var,” diyor Pamuk. ‘Balkon’ ayrıca, beraberinde yine Steidl imzalı, özel cilt ve baskılı, yüzlerce kareyi içeren ve önsözü yine yazara ait bir kitabı da getiriyor. Sergide ayrıca, izleyicilerin bu kitapla baş başa kalabilmeleri adına kibar ve mahrem bir de okuma salonu tasarlanmış. Yine kurumca bize verilen bilgiye ve kitabın önsözüne dayanarak, şu bilgiler de hayli paylaşılmaya değer görünüyor:

“Fotoğraf çekmek, beklenmedik bir şekilde, Pamuk’un edebiyat çalışmalarında karşılaştığı zorluklar karşısında duyduğu hüsranın şifası olmuş: ‘Manzaraya tekrar ve tekrar bakma – daha doğrusu fotoğraflarını çekme – ihtiyacını hissettim çünkü yazmakta çok zorlanıyordum. Nihayetinde balkonumun manzarası beni sükûnete ve içe bakmaya, somut dertleri bırakıp daha entelektüel uğraşlara eğilmeye davet ediyordu. O andan itibaren, bir araya getirerek saklamak zorunda olduğum özelliklerle dolu, bereketli, el değmemiş bir zemine dönüştü o manzara’.

.

Küratör Stiedl da, projeden söz ederken, özetle şu saptamalarda bulunuyor:

“Bu sergi fikri ortaya atılmadan önce ortada ‘Balkon’ kitabı vardı. Kitabın tasarımına baktığımızda, Almanya’da basılan bu çalışmanın geleneksel olarak öncesinde bir metin olduğunu, sonrasında da fotoğrafların bulunduğunu görüyoruz. Kitap için 500 fotoğrafı 8 bin 500 fotoğraf arasından seçtik. Fotoğrafların sıralanmasına baktığınızda, bir öyküyü andırdığını ve görsel açıdan da adeta bir çizgi-roman gibi olduğunu, bunun sergiye de yansıtıldığını görebileceksiniz.

Bu, yeni bir sergi türü aslında; çünkü kitapta gördüğümüz malzemenin, daha geniş biçimde duvarlarda yer aldığını görüyoruz. Yayınevi ve tasarımcı olarak baktığımda, benim için bir müzenin duvarları da, aslında bir kitabın sayfaları gibiler. Burada, Pamuk’un oluşturduğu tasarım unsurlarını sergiye de taşıdım. Sadece, ölçek büyüdü. Bunları duvarda sunuyoruz. Dolayısıyla galeriyi gezmeye başladığınızda öncelikle kitabın sayfalarındaki ayrıntıları izlemeye başlıyorsunuz.

Dikkatle baktığımızda gördüğümüz zaman, bunlar tek bir noktadan, Pamuk’un yaşadığı apartmanın balkonundan çekilmiş fotoğraflar. Burada üç ayak / tripod kullanılarak tele-objektifle çekilmiş kimi fotoğraflar üzerinden görüntü yakalanmış. Serginin alt katı,aslında bizim gözümüzü eğiten bir kat olarak düşünülebilir. Buradaki fotoğraf dizileri, birbirinden farklı öyküler olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle, arka taraftaki galeriye de baktığınızda, fotoğraflardaki bu sıralama, burada da izlenebiliyor.

Üst kata çıktığınız zaman ise, kitabın bütün sayfalarını görebiliyorsunuz. Ancak burada bir sıralama ile gitmek durumunda değilsiniz, istediğiniz sayfa ve fotoğraftan başlayabilirsiniz ve buradaki kareleri izlemek gerçekten heyecan verici. Çünkü Pamuk’un balkonunun Boğaz manzarasını gören çalışmalar bunlar.”

Steidl’a, Pamuk’un kayıt altına aldığı ‘an’ların geçiciliği ile, sergideki sunumun taşıdığı müze ve salon sergilerinin o klasik, ağırbaşlı kalıcı duruşu arasındaki dengeyi nasıl koruduğu sorusunu yöneltince, bana şu yanıtı veriyor:

“Bu kitap için Pamuk ile birlikte çalışırken, sergi ile ilgili olarak doğrudan bir tasavvurumuz olmadı. Sözünü ettiğiniz o galeri ve müzelerde tablo asma yaklaşımı söz konusu olduğunda, bunun için kullanılan bir kavram vardır. Biz buna ‘St.Petersburg’ asma biçimi deriz. Örneğin, burada Hermitage müzesini gezdiğimiz zaman, duvarlarda tabloların arasında hemen hemen hiç bir boşluk bırakılmadığını görürsünüz. Bu sergide de, tıpkı kitapta olduğu gibi benzer bir yaklaşımı görebilirsiniz. Hatta bu yerleştirme biçimi, kitapta daha da benzer vaziyettedir.

Genel olarak fotoğrafçılık kavramı açısından baktığımız zaman bunun aynı zamanda hem son derece devrimci, hem de son derece deneysel ve heyecan verici olduğunu söyleyebiliriz. Keza tasarım tarafından bakıldığında da aynı şey söylenebilir. Çünkü bu kitap ve sergi, tüm bu unsurları yanında aynı zamanda son derece gelenekçi. Ve bu kitap da aynı zamanda bir tür endüstriyel tasarım ürünü. Benim ‘mottom’, bu işleri üretirken ‘az, çoktur’ ilkesine dayanıyor ve bu sergide de, elimizdeki fotoğrafları azaltarak, ortaya konulan işin saf, öz haline ulaşmaya çalıştık. Burada fotoğraflar ve sözcükler bizim için önem taşımakta.”

Nobel ödüllü yazar ve fotoğrafçı Pamuk ise aynı soruya daha sonradan şu katkıyı yapıyor:

“Fotoğrafları geçici görmüyorum. Bir önsöz yazdım kitaba. Orada da, bir fotoğrafçı olarak ben bir güzellik görüyorum. Fotoğraf çekmek dürtülerimizden biri ve kaydetmek, saklamak, müze tarzı muhafaza etmek gibi bir endişe de var tabii fotoğrafçılıkta. Onun için, fotoğrafı geçici bir şey gibi görmüyorum. Hatta kâğıda basılmış fotoğraf, en kalıcı şeylerden biri. Biz, güzellik düşledik, küratör de süze süze, daha da güzel yaptı.”

Yayıncı ve küratör Steidl ayrıca, yine basın bülteninden öğrendiğimiz kadarı ile, sarı beyaz mat kâğıt üzerine dört renk ofset ve kırık siyah, mat mürekkep baskı, gömme fotoğraflı bez ciltli, ilk ve son sayfaları pamuk lifli, şerazeli ve kurdeleli özel baskı ‘Balkon’ kitabı hakkında, bir özeleştiri ve okumayı da şöyle yapıyor:

“Biz yılda yaklaşık 140 renkli ve özel baskılı kitap basan, dünya çapında bir yayıncıyız. Burada kendimi biraz eleştireceğim. Bu kitapların çoğu, biraz ağır, hani, tek elimizle tutamadığımız kitaplar. Ben kendi adıma evimde, rahat koltuğumda otururken, tek elimle alabileceğim ve sayfalarını rahatlıkla çevirebileceğim bir kitap formu düşledim açıkçası. Ve böyle okumayı seviyorum. Bunun dışında, bu fotoğraflar tıpkı bir roman biçiminde bir ardışıklık sunuyor. Kitabın küçük ebatta oluşu bir yazar tarafından hazırlanmasından çok, bir öykü anlatmasına dayalı. O açıdan bir edebî bir çalışma. Bu kitap ayrıca, gizli şeylerin de öyküsü. Hepimiz Pamuk’un son derece ciddi biçimde balkonundan İstanbul’u izlediğini ve bu fotoğrafları çektiğini görüyoruz. Yine bu kitabı ve sergiyi bire bir değerlendirdiğimizde bu öyküselliği, daha rahat görebileceksiniz.”

İkili daha sonra, yine Yapı Kredi Kültür Sanat binasında sergi ve kitap onuruna, bu kez hayli kalabalık bir izleyici kitlesi huzurunda düzenlenen bir sunuşta bir araya geliyor. Bu kapsamda Pamuk’un dikkat çeken kimi samimi saptamalarını da buraya satır başları ile not düşerek, ‘Balkon’a sizleri biz de yine davet etmiş bulunalım:

“Ben çocukluğumdan beri fotoğraf çekiyorum. Dijital fotoğraf çıkınca da, fotoğraf çekmeye tekrar büyük bir heves ile sarıldım. Dünyanın en meşhur fotoğrafçısı da (Stiedl), başka bir sebepten evime gelmiş. Arşivimde pek çok fotoğrafım var. Ben de ona fotoğraflarımı göstermek istiyordum. Bir de çok iyi bir seçki yapmıştım! Onu oradan tavlayacağımı zannediyorum ama, arka odaya, bilgisayarın olduğu odaya getirmek lâzım, acaba gelecek mi? Sonra geldi.. baktı..”

“Evet, fotoğraf çekiyordum da, ben niçin fotoğraf çektiğimi bilmediğim gibi, bir gün böyle bir fotoğraf kitabı çıkarırım gibi bir fikrim de yoktu. Yavaş yavaş, onları da düşe kalka yapmaya başladım ve gördüm ki, modern çağda, dijital çağda fotoğraf çekmek, fotoğrafları ‘ayıklamak’, ‘edit’ etmek, bir kitap içerisinde onların hangisinin en anlamlı, hangisinin yan yana geleceğini düşünmek… Bu epey bir vakit aldı. En sonunda arkadaşlarımın da yardımlarıyla, epey uğraşarak bunları 500’e indirdik.” 

“Bizim için en dramatik an, kitabın şekli ne olacak diye sorduğumuz an oldu. Ben de Steidl’a kitabın düşey/dikey olması gerektiğini belirttim. Evet, kendisi ile çalışmanın zevki, her zaman yeni fikirlere açık olması oldu.”

“Geleneksel fotoğraf kitabı, aslında geleneksel sanat / resim kitabının bir devamı. Her sayfada bir resim ve o resimler de her zaman, ‘temsilî’. Bir an ve durumu temsil eden… Bunun en önemli sebebi de, halen bunu idrak edemedik, fotoğrafın eskiden çok pahalı bir şey olması. Birincisi, fotoğraf makinesi çok pahalı. İkincisi, gümüşten yapılan film çok pahalı. O fotoğraf makinesini alıp, bir fotoğraf çekince de herkes hazırlanıyor. Niye hazırlanıyor ? Ya siyasî bir durum, ya biri evlenecek, çok önemli, zaten çok pahalı olduğu için o fotoğrafçı da önemli ve herkes oraya kafasını sokmaya çalışıyor. Bunlar, fotoğraf pahalı ve yukarı sınıfların sanatı iken… Ama dijital fotoğraf ile fotoğraf, bedava. Herkes, bin tane fotoğraf çekiyor. Bunun bir anı, bir tarihi, düğün, nişan, biri diğerini öldürüyor, siyasi olaylar bilmem ne… işte bunlar hep temsil, hep bir olayı temsil etme var.”

“Eskiden, ‘çıt’…bir tane fotoğraf çekerdik. Bugün ise herkeste var. Eskiden bir ‘an’a, hani nasıl benim ‘Masumiyet Müzesi’nde, ‘an’lara tekabül eden eşyalar var; burada da, ‘an’lara düşen – bana, benim teorime göre – fotoğraflar var. Eskiden, bir ‘ an’a tek bir fotoğraf ile, ‘Evet, durun, çekiyorum, bir iki üç..çat!’ İşte o kadar; o, o tarihi anın resmi idi.. Şimdi ise… çat çat çat çat çat…kimse de öyle çekiliyor filan demiyor, çünkü ucuz ki, çekiyoruz. Ama o ‘an’ı temsil etmek istediğimizde, bu kitapta yaptığımız gibi, bir tane değil, altı, yedi tane koyuyoruz…”

Bilgi: ykykultur.com.tr

YAZARIN DİĞER YAZILARI