'Bunlar gidici' umudunun bitmesi umudu

Pazartesi, 4 Şubat, 2019
Muhaliflerin “elinde kalan” tek dayanak olan sevdiği sanatçıları da ya “yanına” çekiyor veya onlarla “poz” verdiriyor. Muhaliflerin tüm dayanaklarını, avuntularını, umutlarını, hayallerini birer birer yıkıyor. Ve böylece şimdiye kadar muhalefetin tabanını dinamik tutmak için kullandığı ama aslında ezilenlerde rehavete, AKP tabanında ise dinamizme yol açan “bunlar gidici” umudunun sonuna yaklaşılıyor.

İktidarda kalıcı değilmiş gibi görünmeyi başarması, belki de AKP’nin 16 yıldır elinde tuttuğu en büyük avantajlardan biri oldu. Böylece AKP, karşısındaki muhalefetin güçlü bir blok oluşturmasını engelleyip rehaveti daimileştirirken, kendi taraftarlarını da sürekli diken üstünde tutmayı başardı.

AKP’nin epey süredir 2023 ve 2071 hedeflerini açıklayarak kalıcılaştığını ilan ettiğini söyleyenler, dolayısıyla bu değerlendirmeye katılmayanlar olabilir. Elbette AKP’nin temel stratejisi “kalıcı görünmeme” algısı yaratmak değildi. Fakat bu taktiğin de kendisi açısından hayat kurtarıcı olduğu söylenebilir.

Dolayısıyla AKP’nin ömrüne ömür katan en büyük taktiklerden, algılardan biri buydu: Katlanın, zaten her an gidebilirim!

Üstelik AKP bu algıyı yaratmak için büyük bir strateji izlemek zorunda da kalmadı. Elbette kimi zaman farkında olmadan bazı zaaflar, güçsüzlükler sergileyerek iktidarda kalıcı değilmiş gibi göründü. Bazen kendi eliyle kendini kalıcı değilmiş gibi gösterdiği de oldu.

Fakat AKP’nin kalıcı olmadığı avuntusunun esas yaratıcısı, mimarı, en solundan en sağına tüm muhalefetti.

“Bunlar gidici değil, kalıcı” diyerek yaratabileceği etkiyi ıskalamış bir muhalefet, kitlelere yaydığı umudun zehirli meyvelerini tadıyor artık.

Kürt hareketinden CHP’ye varıncaya kadar muhalefet “bunlar kalıcı değil” dedikçe ezilenlerin katlanma, avunma eşiğini yükseltirken, iktidarın nimetlerinden faydalanan kesimlerin de daha fazla kenetlenmesine yol açtı.

AKP’nin kalıcı olmadığına dair Pollyannacılığın büyük dayanaklarından biri “devletin belli kanatlarının” ve “laiklerin” direnci, bir diğeri de bu iktidarın herhangi bir kültür üretememesiydi.

AKP, “devletin belli kanatları” ve “laikleri”, yani eski düşmanlarını çok iyi tanıdığı için onlarla hem baş etmeyi hem de ittifak kurmayı başardı.

“Kültüre” gelince…

Bir iktidarın kalıcılaşması için illa belli bir “kültüre” sahip olması, bir “kültür” üretmesi, bir “kültürü” satın alması, devşirmesi, hatta kurumsallaşmayı sürdürülebilir kılması gerekmiyor. Karşınızda konumlanan bir kültürü yok edip yerine hiçbir şey koymayarak da yolunuza devam edebilirsiniz. AKP bu açıdan da son derece stratejik hamleler yaptı, yapıyor. Muadilini üretemediklerini yanına çekerek, yahut bizzat yanına giderek, dolayısıyla ait olduğu kesimin nazarında bile etkisizleştirerek hükümsüzleştiriyor. Geri kalana da zaten hayat alanı tanımıyor.

Kimi iktidarlar kültürsüzlüğün, kaosun, kurumsuzluğun egemenliğini de “kurabilir” veya egemenliğini bunun üzerinden sağlamlaştırabilir. Dolayısıyla şimdiye kadar AKP’nin belli bir “kültür” üretmediği için kalıcılaşamayacağını savunanlar, farkında olmayarak tam da AKP’nin söylenmesini istediğini söylemiş olabilir.

İktidar yanlısı gazetelere mülakatlar vererek veya devlet sofrasına şimdilik iştahsızmış gibi yanaşıp yarınını sağlama almaya çalışan sanatçıların, siyasetçilerin her seferinde muhalif cenahta hayal kırıklığı, üzüntü, umutsuzluk yaratması ise şimdilik iktidarın elini güçlendiriyor gibi görünebilir.

Fakat AKP’nin belki de en büyük zaaflarından biri bu. AKP artık kalıcı olmadığını göstererek kalıcılaşmaya çalışmaya katlanmak istemiyor. Çünkü AKP artık kalıcı olduğunu gösterecek, mümkünse bu gerçekliği karşısındakinin gözüne sokacak kadar kalıcılaştığını düşünüyor.

O yüzden de muhalif cenahı iyiden iyiye umutsuzluğa sürükleyecek seremonilere hız veriyor. Muhaliflerin “elinde kalan” tek dayanak olan sevdiği sanatçıları da ya “yanına” çekiyor veya onlarla “poz” verdiriyor. Muhaliflerin tüm dayanaklarını, avuntularını, umutlarını, hayallerini birer birer yıkıyor.

Ve böylece şimdiye kadar muhalefetin tabanını dinamik tutmak için kullandığı ama aslında ezilenlerde rehavete, AKP tabanında ise dinamizme yol açan “bunlar gidici” umudunun sonuna yaklaşılıyor. Belki de AKP’nin oyları, gidici olduğuna dair algı tamamen bittiğinde azalmaya başlayacak. Tabii o ana varıldığında oy kullanmanın bir hükmü kalırsa!

Her şeye karşın nihayet iktidar karşıtı bir “politik” tutum olarak avunmanın veya avutmanın da sonuna yaklaşıyoruz galiba. Muhalefet en azından bu sona yaklaşıldığı beklentisiyle avunabilir!


İrfan Aktan kimdir?

Gazeteciliğe 2000 yılında Bianet’te başladı. Sırasıyla Express, BirGün, Nokta, Yeni Aktüel, Newsweek Türkiye, Birikim, Radikal ve birdirbir.org ile zete.com web sitelerinde muhabirlik, editörlük veya yazarlık yaptı. Bir süre İMC TV Ankara Temsilciliği’ni yürüttü. "Nazê/Bir Göçüş Öyküsü" ile "Zehir ve Panzehir: Kürt Sorunu" isimli kitapların yazarı. Halen Express, Al Monitor ve Duvar'da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI