Varlığı dert, yokluğu yara: Ricardo Quaresma

Perşembe, 31 Ocak, 2019
Hırsı, asiliği, saçma sapan hataları ve yanan bir binaya girip bütün takımı kurtardığı anları... Hepsi artık geride kalacak. Bir gün torunlarımıza Quaresma'yı anlatacağız. Türkiye'den bir Quaresma gelip geçti.

Cristiano Ronaldo bir keresinde “Eğer Quaresma’yı kızdırırsanız kendi takım arkadaşlarını bile çalımlar” demiştir. Aslında bu yorum Quaresma’nın kim olduğunu mükemmel bir şekilde resmediyor. Onunki siyah beyazla yazılmış bir kariyer. Dünyanın en dev kulüplerinde oynamış bu adam en tepeyi görmekle beraber en dibi de görmüştür. Sonra yeniden küllerinden doğmuş ve yarım kalan hesabı kapatmak için Beşiktaş’a gelmiştir. İlk gelişi olay olmuştu. Beşiktaş taraftarının isteyip getirttiği bir yıldızdı o. Pascal Nouma’nın 100’üncü yılda ikinci kez gelişi gibi biraz. 2010 yazından Beşiktaş taraftarının yönetime bastırdığı tezahürat hâlâ kulaklarımda;

“Fener’den Cimbom’dan topçu almayın
Taraftarı çıldırtmayın!
Bu taraftar arkanızda
Gelsin artık Quaresma!”

Tabii Quaresma, Beşiktaş’a İtalya’nın Inter kulübünden gelmişti o yaz. Porto, Barcelona, Chelsea, Inter… dolaştıktan sonra Beşiktaş’a geldiğinde dünyanın kaç bucak olduğunu görmemişti. Beşiktaş’ta bir hayal kırıklığı yaşattıktan, Beşiktaş da ekonomik olarak batıp “FEDA” dedikten sonra Quaresma, Al-Ahli Dubai Kulübü’ne gönderildi. Futbol hayatı sona erecekken daha önce parladığı Porto kulübüne transfer oldu. Aslında ben dahil herkes Quaresma’nın bir gün yeniden Beşiktaş forması giyeceğini içen içe hissediyorduk.

Porto’da 40 küsur maç yaptıktan sonra 2015’te başlayan “Beşiktaş’ın yükselme devri”nde yeniden İstanbul’un yolunu tuttu. Uçaktan inip BJK TV’ye çıkıp kurduğu ilk cümlesi “Beşiktaş’ı siyah beyaza boyamaya geldim” oldu. Beşiktaş, Şenol Güneş’le anlaşmıştı, Mario Gomez’i transfer etmişti ama hiçbiri Quaresma’nın bu açıklaması kadar heyecanlandırmamıştı. Sonrasını biliyorsunuz; üste üste kazanılan şampiyonluklar, Şampiyonlar Ligi’ndeki masallar…

Hagi ve Alex’ten sonra Türk futbolunda en fazla iz bırakan yabacı oyuncu olduğunu söylesek herhalde yanlış bir görüş belirtmeyiz. Sportif olarak Hagi ve Alex’in yaptıklarıyla elbet kıyaslanamaz. Ama biraz da oynadığı dönemde sosyal medyanın bu kadar etkin olması dolayısıyla popülerite konusunda herhalde herkesin önünde olabilir. Ricardo Quaresma’nın sportif ve sosyal olarak çok problemli bir oyuncu olduğunu burada uzun uzun anlatmamıza gerek yok sanırım. Ama popüleritesi ve Beşiktaş taraftarının ona gösterdiği ilgi ve teveccüh bütün bunların üstünü örtüyordu. Gayet standart bir karakter ve kişiliğe sahip olsaydı muhtemelen dünya futbol tarihine adını büyük harflerle yazdırabilirdi. Çünkü dünyanın görüp görebileceği çok sayılı yeteneklerinden biridir. O da bunun farkında. Yine kankası Cristiano Ronaldo’nun onun hakkında yaptığı bir açıklamayla durumu tanımlayabiliriz; “Portekiz’in en yetenekli oyuncusu Ricardo, en çalışkan oyuncusu ise benim”.

“Bu hayatta bana iki kişi katlandı. Biri ilk okul öğretmenim. Diğeri ise Şenol Güneş” diyerek aslında kendi özeleştirisini yapabilen biridir. Zaten saçma sapan bir kırmızı kart görüp takımını yakan bir adama kim katlanabilir? Bazen bazı insanlar kontrol edilemez. Bazı insanlar etrafına karşı sorumluluk duygusuna sahip değillerdir. Hayatta da böyledir. Çevrenize bakın. Ricardo Quaresma o insanlardan biridir aslında. O yüzden modern dünyada, profesyonel platformlarda bu tipte insanlara yer yoktur. Yeri olsa bile bir süre sonra kaybeder. Her an her şeyi yapabilir duygusu insanları daha sabırlı olmaya iter. “Belki çıkar maçı kurtarır” hissi sizi her şeye katlanmaya sevk eder. Ama bunun adı potansiyeldir. Ve bunu bir kenara not edin çünkü kayda geçmesini istiyorum: “Potansiyelin bile bir raf ömrü vardır”

Yoksa Ricardo Quaresma asla Türkiye’de asla futbol oynamış olmazdı. Potansiyeli onu zirveye kadar taşıdı. Ama aynı potansiyel onu o zirvenin uçurumundan aşağı fırlattı. Ricardo Quaresma o yüzden hayatının hiçbir döneminde Ballon D’Or alamazdı ve bu yüzden Arien Robben hâlâ Bayern Munih forması giyiyor.

“Ya kahraman olarak ölürsün ya da kendini kötü adama dönüşecek kadar uzun yaşarsın”. Evet, sanırım Quaresma’nın Beşiktaş hikayesi böyle bir şey. Birinci bölümde gitmesi gerekiyordu ve gitti. Taraftarı havaya sokmak için geri dönmesi gerekiyordu ve döndü. Bir kahramana dönüştü. Yarım kalan hesabı kapattı. Ve şimdi her şey kötü gidiyorken… Beşiktaş kötü gidiyorken, kendisi de kötü gidiyorken yeniden yol ayrımına geldi.

Hırsı, asiliği, saçma sapan hataları ve yanan bir binaya girip bütün takımı kurtardığı anları… Hepsi artık geride kalacak. Bir gün torunlarımıza Quaresma’yı anlatacağız. Türkiye’den bir Quaresma gelip geçti. Hepimiz şahidiz. Kendine münhasır bu süper yıldız yine kendine münhasır bir veda yaptı; kırmızı kartla oyundan atılarak. Belki de Beşiktaş’ın olası şampiyonluk şansını elinden aldı. Ama Quaresma bu. Varlığı dert, yokluğu yara.

 


Ara Gözbek kimdir?

Yayın hayatına 2005'te üniversite radyosu CIU FM'de başlayan Ara Gözbek aralıksız üç sene İngilizce ve Türkçe yayınlarla canlı radyo programı hazırladı ve sundu. 2005'te CNN Türk'te Frekans programında yapım asistanı ve muhabir olarak görev aldı. Gazeteciliğe ilk olarak 2006'da BirGün gazetesinde adım attı. BirGün'de Pazar eki ve spor bölümlerinde 400'den fazla makale yayınladı, ardından Türkiye'nin en çok takip edilen spor haber sitesi sporx.com yazarlığa devam etti. 2007 yazında staj yaptığı TRT'de “NBA Europe Live” adı altında NBA'in uluslararası projesinde TRT'yi NBA muhabiri olarak temsil etti. SporX TV'de “NBA ARA'SI” programını yaptı. Bunların dışında Taraf gazetesi, tempo24.com.tr ve birçok sitede makaleleri ve haberleri yayınlandı. Döneminde çok popüler bir radyo olan Metro FM'de pek çok programa konuk ve yorumcu olarak katıldı. sokaksesi.com sitesinin ve Android ile Apple'larda uygulaması da olan Sokak Sesi Radyosu'nu kurup burada uzun bir süre “underground” radyo yayınları yaptı. Halen Gazete Duvar'da yazmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI