Aydın Selcen
Aydın Selcen

İşgal, mevcudiyet, meşruiyet

Çarşamba, 30 Ocak, 2019
Şeladize’de başlayıp Sure’ye yönelen gösteriyi yapanlar yerel Rekani aşireti ve bunlar öteden beri Türkiye bağlantılı olan Müslüman Kardeşler’in IKB’deki üç uzantısından Kürdistan İslami Birliği’nin seçmeni. Göstericilerin talepleri arasında Türkiye’nin hava bombardımanlarını durdurması yanında, PKK’nin de bölgelerini Türkiye’ye karşı kullanmaması da vardı.

TSK için sıradan bir havadan bombardıman, bizler gibi ara sıra yabancı gazetecilerce heyecanla fikirleri sorulan konuşmaz, düşünür hindiler için ise esneyerek yanıtlanacak bir soruydu. Nedir, yine “Kuzey Irak” denilen yerde 1990’lı yılların ilk yarısından beri alışılageldiği üzere F-16’larla dağ, taş bombalanmış: Türk adımlı terörle mücadele. Hayır savaşa girmiyoruz, hayır Türkiye Irak’ın kuzey çeyreğini işgal etmeyecek, hayır Bağdat’ın tepkisi hiçbir anlam ifade etmez, hayır Ankara ile Erbil arasındaki ilişkiler kopmayacak.

Şeladize Türkiye’nin Irak yani aynı zamanda Irak Kürdistan Bölgesi (IKB) sınırında küçük bir yerleşim birimi. Ona yakın Sure’de de IKB’deki onlarca TSK ileri üslerinden biri bulunuyor. Haritada birbirlerinin yakınlarına serpiştirilmiş gibi görünen söz konusu ileri üslerin arasında dağ silsileleri, darboğazlar bulunduğundan ulaşım sanıldığı denli kolay değil. Ayrıca bu ileri üslerin nitelikleri de birbirlerinden farklı. Kimileri Amediye, Erbil yahut Süleymaniye gibi yerleşim birimlerinin içinde irtibat ofisi, kimi kuş uçmaz kervan geçmez yerlerde araziyi tutmak amaçlı, kimi Bamerni gibi eski bir havaalanında konuşlu zırhlı birlik.

Halihazırda Bağdat’ta çok aktif ve gözü pek bir büyükelçimiz var: Fatih Yıldız. Buna karşılık ne Basra’dan Kerkük’e yılın üç yüz gününü kançılarya dışında alanda geçiren Büyükelçi Yıldız’ın, ne Erbil Başkonsolosu Hakan Karaçay’ın bu ileri üsleri ziyaret ettiğine dair bir habere rastlamadım henüz. Belki kamuya kapalı yürütülüyordur bu temaslar, olabilir. Ben Erbil Başkonsolosu’yken kendi kendime iş edinip buraları teker teker ziyaret etmeye ve yaptığım bu ziyaretleri de Ankara’ya yazmaya gayret etmiştim. Zira, TSK her nedense o zamanlar “Kuzey Irak’taki” askeri mevcudiyetimiz hakkında kıskanç davranırdı.

Günümüz teknolojik koşullarında, tüm dünyanın ve ondan önce bölgesel yönetimin bildiğinin kendi ülkemizin Dışişleri Bakanlığı tarafından bilinmemesi yahut bilinmek, görülmek istenmemesi bana hep tuhaf geldi. Açık kaynaklardan kolaylıkla ulaşılabilen üslerin yerlerini gösterir harita bugün de Çukurambar’da ilgili dairenin elinin altında var mıdır bilemem. Milli Savunma Bakanı Akar’ın “halkla Mehmetçik’in arasını açma girişimi” ve “Erbil’in aldığı önlemlerden hoşnutluk” vurguları ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “uçak ve İHA’larımızın görünmesiyle çil yavrusu gibi dağıldılar” anlatısı da bence oldukça çelişkili.

Verileri malum-u ilam kabilinden sıralayalım: Irak 2005 yılındaki referandumla yeni anayasasını kabul etti. Anayasasına göre komşumuz Irak bölgeler ve vilayetlerden oluşan, Türkiye’yle karşılaştırıldığında hayli ademimerkeziyetçi bir federasyon. Irak’ta halen tek bir federe bölge var, adı “Irak Kürdistan Bölgesi.” Irak’ın Kürt nüfusunun tamamına yakını bu bölgede toplanmış durumda ve bölge halkının da tamamına yakını Kürtlerden oluşuyor. IKB nüfusu beş ila altı milyon kişi. PKK, artık yerleşim birimlerinde bulunmasa dahi, Türkiye’nin 330 km’lik Irak sınırının kabaca ortalarındaki Serzer’den diyelim, güneyde Kaledize’ye dek uzanan sarp dağlık alanda egemen konumda.

Kerkük Valisi’ne suikast girişimi iddiasıyla Süleymaniye’deki irtibat ofisine 4 Temmuz 2003’te ABD Özel Kuvvetleri’nin yaptığı mahut “çuval baskınından” bu yana IKB’de konuşlu askeri personelimiz üniformalı görev yapıyor. Selahattin’de IKB Başkanlık Ofisi külliyesinin içinde albay rütbesinde temsilcimiz bulunuyor. Buna karşılık, ne Kürt ne Kürdistan Bölgesi sözcükleri 2019’da dahi ağza alınamıyor. Irak’taki askeri mevcudiyetimiz, uluslararası bir hukuk belgesine dayanmaktan ziyade adını anmadığımız bölgenin önde gelen iki siyasi partisi KDP ve KYB ile kurulu karşılıklı anlayışa dayalı. Açıklanan amacı da “PKK terörüyle mücadele.” Aynı KDP ve KYB’nin, PKK ile arasında zoraki bir “modus vivendi” bulunduğunu da belirtmek izahtan vareste.

Suriye’de ise Cerablus’tan Afrin’e, oradan Idlib’e ters L biçiminde uzanan yaklaşık 1200 kilometrekarelik alanın denetimi Türkiye’de. Hem bu bölgedeki askeri varlığımız hem Fırat’ın doğusuna Cumhurbaşkanına göre “birkaç ay içinde” ve “ansızın” gerçekleşecek askeri harekatın dayanağı “Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması.” Hedeflenen “güvenli bölge” 32×490 km. gibi bir büyüklükte olacak ve buraya ülkemizdeki ezici çoğunluğu Sünni Araplardan oluşan dört milyonluk Suriyeli “misafir” kitlesi doluşturulacak-mış. Suriye de, Irak’ın 2005’te yaptığı gibi, yeni bir anayasa kabul edecek ve biz ayrıca yine Cumhurbaşkanı’nın ağzından anayasa yazım komitesinin faaliyete geçmesinin önceliklerimiz arasında saydık.

Şeladize KDP egemenliğindeki alanda, değerli Fehim Taştekin’in ana hatlarıyla tamamına katıldığım aydınlatıcı yazısında belirttiği üzere, bir istisnai ada. Şeladize’de başlayıp Sure’ye yönelen gösteriyi yapanlar yerel Rekani aşireti ve bunlar öteden beri Türkiye bağlantılı olan Müslüman Kardeşler’in IKB’deki üç uzantısından Kürdistan İslami Birliği’nin seçmeni. Göstericilerin talepleri arasında Türkiye’nin hava bombardımanlarını durdurması yanında, PKK’nin de bölgelerini Türkiye’ye karşı kullanmaması da vardı. Örnekse, yine tam Irak-İran-Türkiye üçgeninde IKB’deki en geniş ve köklü aşiretlerden Bradosti hakimdir ve Bradostiler Erbil içinde de kendi milis güçlerinin koruduğu bir mahallede mukimdir.

Temcit pilavı gibi yinelenen Amerikancadan tercüme bir deyim var: “Elinizde çekiç varsa tüm sorunlar size çivi gibi görünür.” Hava kuvvetleriyle yapılacak harekatların bir hedef listesi olur. Öyle ki, İsrail Lübnan’a yönelik 2006 harekatında ilk birkaç gün içinde vurulacak hedefleri tüketmiş, Suriye üzerinden geçip bir sağ kroşeyle doğrudan Beyrut’a yönelecek bir topyekun işgal seçeneği gündeme gelmişti. Düşününüz ki, biz on yıllardır Silopi-Kandil arasındaki çapraz dağlık alanda vurulacak hedefleri bitirememişiz. Nitekim, Şeladize’deki yürüyüşten hemen önce yöredeki köylüler, kendi köylerinin içinden köylerinin dibine düşen bombaların görüntülerini cep telefonlarıyla çekip sosyal medyadan paylaşıyordu.

Yerküremiz artık daha düz ve daha küçük. Meraklı bakışlardan uzakta iş görmek, ancak Ankara’nın kendi iç bürokratik halı sahalarında oynanan “Japon kale” maçlarda mümkün. Ulusal TV kanallarını açıp, “aaa, PKK Rus denetimindeki Tel Rifat’tan sürekli Azez-Mare hattına sızma girişiminde bulunuyormuş ve biz de (tekraren) Rus denetimindeki Tel Rifat’ı obüslerle öldür Allah dövüyormuşuz meğer” diye şaşmanız da mümkün. Askeri güç kullanarak komşulardan ister Suriye ister Irak’a girip, yerleşip ama dönüp bu harekatın dünyaya işgal olmadığını zira amacın komşuların ulusal birliğine onların kendinden daha fazla özen göstermemizden kaynaklandığını açıklamak da.

Bakınız, herhangi bir resmi ünvanı bulunmayan Mesut Barzani Bağdat’a gidip daha düne dek kanlı, bıçaklı olduğu İran destekli milis gücü komutanlarına değin görüşmeler yaptı. Aynı Barzani şimdi Amman’da Ürdün Kralı Abdullah’ın resmi konuğu. ABD Dışişleri’nin İran-Irak’tan sorumlu Bakan Yardımcısı Vekili Peek de Erbil’deydi. Rusya cenahından Idlip ve 1998 Adana Mutabakatı bağlamında hangi beklentilerinin olduğunu Dışişleri Bakanı Lavrov ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Peskov’un ağzından okudunuz. SDK yöneticisi İlham Ahmed ise Vaşington’da Başkan Trump’ın akşam yemeğinde. Özcesi, sahada askeri oldu-bittiler yaratıp, sonra dönüp hariciyeden bu duruma diplomatik kılıf uydurmasını beklemek, strateji de siyaset de değildir, söz konusu yaklaşımın sınırları da gerçeklerle belirlidir.

*Belki bu yazının konusu değil ama FETÖ’nün 1990’ların başından beri en güçlü ve yaygın olduğu IKB’deki Işık Okulları’nın akıbeti, bunların neden Maarif Vakfı’nca bugüne dek devralınamadığı ve neden desteklenmesi gereken Bilkent’in ve örnekse yurt sathında etkin TED, Doğa, Bahçeşehir ve sair özel eğitim kurumlarımızın IKB’de okullar açmaya teşvik edilemediği de herhalde sorgulanması gereken bir başka gerçektir.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI