Sivil toplum, demokratik yönetişim, Turan Hançerli

Salı, 29 Ocak, 2019
CHP Avcılar Belediye Başkan adaylığı kesinleşen Turan Hançerli, Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Başkan Yardımcılığı da yapmış olup, güçlü sivil toplum deneyimine sahip kişilerden. Demokratik yönetişim biçimlerinin uygulanmasından sivil toplum deneyiminin etkin rol oynayacağına inanıyorum. Yerel yönetimler de bu alanda dönüşümü sağlama potansiyeli en yüksek mekanizmalardan birisi.

Demokrasinin güçlenmesi ve gelişmesi için gerekliliği şüphe götürmeyen çoğulcu katılımın uygulanabilmesinde sivil toplum örgütleri hayati öneme sahip. Kanunla kurulmuş ve kamu kurumu niteliği taşıdığı kuruluş kanununda belirtilmiş olan meslek örgütleri (odalar, barolar) ve işçi örgütleri (sendikalar) elbette kilit öneme sahip, sivil yapılar arasında önemli bir baskı unsuru. Demokrasinin gelişmesi, bir kültür olarak toplumun kılcal damarlarına kadar işleyebilmesiyle mümkün ve sendikalar kadar meslek kuruluşları da bu açıdan gerekli. Ancak, kamu teşkilatlanmasında yeri olan bu üst yapı kuruluşlarının, alt katmanlarda katılım için gerekli davranış değişikliğini sağlamakta yetersiz kaldığı, kalacağı da açık. Bu açıdan gönüllü sivil toplum örgütlerinin sayı, kalite, çeşitlilik yönlerinden gelişmesi, güçlenmesi ve kamu idaresince muhataplığı sağlanmalı. Yasa yapım aşaması başta olmak üzere tüm karar alma süreçlerine gönüllü sivil toplum örgütlerinin çoğulcu katılımı sürdürülebilir biçimde sistematik olarak düzenlenmeli. Tabii bunlar ideal gereklilikler. Hatta bir adım ötesi örgütlü bile değil bireysel katılımın sağlanması için pek çok düzenleme gerçekleşiyor gelişmiş demokrasilerde. Tüm bunlar temsili demokrasinin açmazlarından bir nebze olsun kurtulmak için. Demokrasiden giderek uzaklaştığımız, parlamentonun bile işlevini büyük ölçüde yitirdiği günümüzde çoklarına ham hayal gibi gelebilir şimdi böylesi önemli ihtiyaçları hatırlatmak. Haksız da sayılmaz elbet böyle düşünenler.

Sistematik ve sürdürülebilir katılım mekanizmalarının oluşturulmasını, sivil örgütlerin kamu idaresi tarafından görmezden gelinmesinin yarattığı anti demokratik tutumları bir yana bırakalım. Keşke kamu görmezden gelmeye devam etseydi dedirten aşırı baskılarla adeta can çekişiyor gönüllü sivil toplum örgütleri. OHAL sürecinde kapatılan yönetici, üye ve gönüllüleri adli takibe alınan dernek ve vakıfları hatırlamak bile yeter, demokrasiden ümit kesenleri anlamak için. Özellikle hak temelli sivil oluşumların kriminalize edilişini, Büyükada davasını düşününce ümitsizlere hak vermemek mümkün değil. Bir de artık hayatımızda OHAL sürecini dernekler açısından süreğenleştiren bir yasal düzenleme var.

Toplumu bitimsiz OHAL düzeniyle baskı altında tutacak olan pek çok yasal düzenlemeden bir de sivil toplum örgütlerinin varlığını ve üyeleriyle ilişkilerini tehdit eden bir ek yapılmıştı dernekler kanununa. 1 Ekim 2018 tarihli değişiklik: “Dernek Beyannamesinin “Üye ve Çalışan Bilgileri” başlıklı üçüncü bölümünün 1’inci sorusundaki “1.2.Gerçek Kişi Üyelerin:” ve “1.3.Tüzel Kişi Üyelerin:” alt başlıklı tablolarında belirtilmesi istenilen bilgiler, dernek üyeliğine kabul edilme veya üyelikten çıkma ya da çıkarılma veya üyeliğin kendiliğinden sona ermesi durumlarında, birinci fıkrada belirtilen beyanname verme süresi beklenmeksizin işlem tarihini izleyen 30 gün içinde Dernekler Bilgi Sistemi (DERBİS) üzerinden bildirilir. DERBİS kullanıcısı olmayan dernekler bu bilgileri aynı usul ve süre içinde mülki idare amirliğine yazılı olarak bildirirler” hükmünü içeriyor. Ve bu haliyle ülkemizde pek çok kişi ve toplumsal kesimin yıllar boyunca acı çekmesine yol açmış, kişilerin fişlenmesi yöntemini, yasallaştırdı. Yasallaştırmaktan bile öte dernek ve vakıf yöneticilerine kişileri fişleme yükünü, bir yasal zorunluluk olarak dayattı. Uygulama muhtemelen ileriki tarihlerde, herhangi bir suç isnadı için kişiler hakkında üyeliğin devamı ya da bitişinin gözleneceği bir milat işlevi görecek. Örneğin 17-25 Aralık öncesi ve sonrası gibi yargının ve siyasi iradenin, kamu yönetiminin hukuki değil ama keyfi tasarruflarını kolaylaştıracak ındî kriter işlevi görme ihtimali çok yüksek. Dolayısıyla sivil toplum örgütleri için OHAL sürecinde başlamış olan üye kaybı anılan düzenlemeyle birlikte hayli yükseldi. Yarıya yakın, bazıları yarıdan fazla üye kayıplarıyla gönüllü örgütler hayli zayıfladı.

Fakat Köroğlu’nun “il mi yaman bey mi yaman?” soru/yargısını bir kez daha doğrulatacak ihtimaller de mümkün. Yasal düzenlemeler kapsamına giren sivil oluşumlar yerine, Dernekler Kanunu’nca tüzel kişilik sayılmayan sivil oluşumlar, giderek güçleniyor. Zaten tüm dünyada sivil toplumun yeni trendi diyebileceğimiz aktivasyon biçimlerinden birisi inisiyatiflerdi. Bizim ülkemizde de neredeyse on yıla yakındır yansımasını bulan inisiyatiflere özellikle genç kuşakların rağbeti fazlaydı. Dernek-vakıf kayıtlı üyeliğinin getirdiği bir nevi kimliksel kısıtlılıktan da azade olarak konu bazlı ortaklaşmalara müsait inisiyatif oluşumlarıyla yasal baskı da kırılabilecek. Klasik usuldeki dernekleşmeler yerine adeta “bi arkadaşa bakılıp çıkılan” gevşek örgütler, gençlerin özgür ruhuna da iyi geliyor anlaşılan.

Kadın eşitlik mücadelesinde artık hayli kıymetli öneme sahip hale gelmiş bağımsız kadın meclisleri ve mahalle oluşumlarında örnekler vererek sivil toplum ve demokrasi konusuna devam edeceğim. Bugünkü yazımı ise çok önemli bir sivil toplum kazanımı saydığım Turan Hançerli’yi kutlayarak bitirmek istiyorum. CHP Avcılar Belediye Başkan adaylığı kesinleşen Turan Hançerli, Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Başkan Yardımcılığı da yapmış olup güçlü sivil toplum deneyimine sahip kişilerden. Demokratik yönetişim biçimlerinin uygulanmasından sivil toplum deneyiminin etkin rol oynayacağına inanıyorum. Yerel yönetimler de bu alanda dönüşümü sağlama potansiyeli en yüksek mekanizmalardan birisi. Demokrasi açısından pek çok şeyin kötü gittiği şu günlerde umutları diri tutma gücü aşılayacak olumlu gelişmelerden birisi. Umarım seçimleri kazanır ve zihnindekileri, gönlündekileri gerçekleştirme fırsatı bulur. Seçimi kazandığı takdirde sadece kendisi ya da Avcılar halkı değil demokratik yönetişim ihtimali de kazanmış olacaktır. Aynı zamanda Turan Hançerli’nin adaylığı, sivil toplum çalışmalarına gönül vermiş, ömrünü bu yola vakfetmiş kişilerin emeklerinin boşa gitmediğini göstermesi bakımından da önemli.


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI