Musa Özuğurlu
Musa Özuğurlu

Erdoğan 'ağaçtan inebilir mi?'

Salı, 29 Ocak, 2019
Gelinen aşamada Türkiye Suriye’ye “Kürtler ile ilgili bizce gerekli icraatları alın, buna karşılık Fırat’ın batısındaki hakimiyet alanlarımızdan çıkalım” ya da Suriye Türkiye’ye “Fırat’ın batısından çıkın doğusunda istediklerinizi yerine getirelim” önerilerinde bulunurlar mı?

Şu örneği hatırlayalım: Mart 2013’te Halep’e bağlı Han El Asel’de kimyasal saldırı olmuştu. Dönemin ABD Başkanı Obama 31 Ağustos’ta Suriye’ye saldırı izni verdiğini ancak Kongre’nin onayını alacağını belirtti. Ancak daha önce defalarca “kimyasal saldırının kırmızı çizgileri olduğunu belirten” Obama kararsızdı ve topu bu nedenle Kongre’ye atmıştı. Zor günler geçiren Obama’nın imdadına Putin yetişti ve “Suriye’deki kimyasal silahların OPCV kontrolünde yok edilmesi formülünü” önerdi. Sonrası malum. Suriye’deki kimyasal silahlar ve ham maddeleri bir ABD gemisine taşınarak imha edildi. Aslında hepsi imha edilmedi, edilmiş gibi yapıldı ama Obama da girdiği taahhütlerden kendini kurtarmış oldu.

Aynı Rus diplomatik zekasına bir kez daha şahit olduğumuz, Putin’in “Adana Mutabakatı” önerisi sonrası Suriye’nin eski Ankara Büyükelçisi Nidal Kabalan’ın Sputnik’e verdiği röportajda kullandığı ifadelere göz atalım:

“Putin’in Adana anlaşması önerisi (çıktığı ağaçtan inemeyen) Erdoğan’ı ağaçtan indirmeyi hedefliyor. Çünkü Erdoğan çok iddialı taahhütlerde bulundu ve bunların hiçbirisini yerine getiremeyeceğini gördü.” (1)

Gerçekten de Putin daha önce Obama’ya yaptığı gibi şimdi de Erdoğan’ı “çıktığı ağaçtan indirmeye çalışıyor” ama bu kez bir farkla. Adana mutabakatı formülü bir taşla çok kuş vurmayı amaçlıyor.

Adana Mutabakatı’nın gündeme gelmesi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu mutabakatın Türkiye’ye Suriye topraklarına girme imkanı tanıdığını söylemesi sonrası Şam’dan yapılan açıklamalarda “anlaşmayı Türkiye’nin ihlal ettiği” öne sürüldü.

Haksız sayılmazlar. 2011’den bu yana Suriye’de devam eden sürece yapılabilecek ne kadar olumsuz katkı varsa yapıldı ve hatta binlerce militanın geçmesine izin vermenin ötesinde sevk ve idare bile yapıldı. Yani ortada Türkiye tarafından “paramparça edilmiş” bir anlaşma var. Suriye de haliyle “biz anlaşmaya bağlıyız asıl siz gereğini yerine getirin” cevabını veriyor.

Bu cevabın üstüne Kremlin sözcüsü Peskov’un “Türkiye İdlib ile ilgili anlaşmayı tam olarak yerine getirmiyor” sözlerini de eklersek “anlaşmanın gereğinin yerine getirilmesi için Türkiye’nin yapması gerekenler ifadelerinden neyin kastedildiği” ortaya çıkar:

– Türkiye Suriye’nin terör örgütü olarak kabul ettiği ÖSO örgütünü lojistik ve mali yönden destekliyor, eğitiyor.

– Astana anlaşmasında belirtilen yerlerdeki El Nusra (HTŞ) başta olmak üzere terör örgütleri Türkiye’nin bir tarafını oluşturduğu tampon bölgenin gerisinde bulunuyor.

– Türkiye Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları ile hakim olunan bölgelerdeki varlığını ÖSO terör örgütü ile işbirliği halinde devam ettiriyor.

– Türkiye Adana ve 2010 mutabakatlarında yer alan taahhütlerini yerine getirmek istiyorsa bu örgütlere karşı Suriye ile işbirliği yapmalı ve Suriye’deki asker varlığına son vermeli.

Kabalan’ın açıklamalarında ve Suriye basınında yer alan yorumlarda “Türkiye Adana anlaşmasını Suriye’de hakim olduğu alanı genişletmek ve kalıcı olmak için kullanmak istiyor” iddiaları da yer alıyor.

Şam’dan yapılan açıklamalarda da “Türkiye işgalinden bahsedilmesi” ve anlaşmanın uygulanabilmesi için önce işgal edilen topraklardan çıkılması gerektiği ifade ediliyor. Bu da Suriye’nin Türkiye’ye artık hangi gözle baktığının özeti.

Gelinen aşamada Türkiye Suriye’ye “Kürtler ile ilgili bizce gerekli icraatları alın, buna karşılık Fırat’ın batısındaki hakimiyet alanlarımızdan çıkalım” ya da Suriye Türkiye’ye “Fırat’ın batısından çıkın doğusunda istediklerinizi yerine getirelim” önerilerinde bulunurlar mı?

Birincisi olabilir belki ama ikincisi artık mümkün değil. Anlaşmaların yapıldığı tarihler ile şimdiki durum arasında çok büyük farklar var. Öncelikle Türkiye yaklaşık sekiz yıldır anlaşmayı fiili olarak ihlal ediyor. Diğer yandan PYD/YPG Suriye tarafından “terör örgütü” olarak kabul edilmiyor. Ayrıca Suriye’nin artık “bir örgütün ötesinde olan” Kürtlere yaklaşımı eskisi gibi değil.

Bu yaklaşımın gidişatını elbette Kürtler ile Şam arasındaki görüşmelerin seyri belirleyecek. Bu anlamda Putin Kürtlere de “Adana Anlaşması” mesajı vermiş oluyor.

Adana Anlaşması “birkaç gün” dedikten sonra “üç ay” diyen, daha sonra “gereğini yapmazlarsa gireriz” diyen Erdoğan için kurtuluş formülü olabilir ama aynı zamanda bir cephede daha kaybetmesi anlamına gelebilir. Erdoğan tarafından Suriye’ye müdahale argümanı olarak görülen Adana Mutabakatı tam tersi bir durum yaratarak Erdoğan’ın eldeki bulgurdan da (İdlib ve Fırat’ın batısındaki diğer bölgeler) olmasına neden olabilir. Suriye basınında bugünlerde Suriye ordusunun İdlib sınırlarındaki hareketliliği / hazırlıkları ile ilgili haberler yeniden yer almaya başladı.

Her adım Türkiye’yi biraz daha sıkıştırıyor. İktidar artık sona yaklaşılan bir savaşta her zaman yanlış seçtiği kartlarını bir bir kaybediyor. Bu süreç ne kadar uzar bilinmez elbette ancak Putin’in çok akıllı biri olduğunu teslim etmek gerek. Erdoğan’a karşı açıktan tavır almıyor, hatta yardımcı olmaya çalışıyor. Ama diğer yandan tıpkı Batı’ya karşı yaptığı gibi sabırla her şeyin “doğal akışında” olmasını bekliyor. Bu akış Suriye’nin Kürtler dahil kendi iç dinamikleri ile barışık halde siyasi süreci yürüterek yeniden rayına oturması ve 2011 öncesine dönmesi. Bunun gerçekleşmesi biraz daha zaman alabilir ama o veya bu şekilde olacak.

Sona gelindiğinde Putin de “ben yapmadım, kendiliğinden bu hale geldi” diyebilecek. Peki Nidal Kabalan’ın dediği gibi “Erdoğan ağaçtan inebilecek mi?” Bunu da zaman gösterecek.

(1) http://syrianownews.com/?d=34&id=201179


Musa Özuğurlu kimdir?

Gazeteci. Mesleğe 1994 yılında başladı. Çok sayıda radyo ve TV kanalının haber merkezlerinde editörlük, muhabirlik, program sunuculuğu yaptı. 2010 yılında TRT Türk’ün Suriye temsilcisi olarak çalışmaya başladı. Suriye’de 2011’de başlayan süreci 2016 yılına kadar yerinde takip eden az sayıda yabancı gazeteciden biridir. Alanı Suriye başta olmak üzere Ortadoğu. Halen Artı TV’de hafta içi her gün iç ve dış gündeme medyanın yaklaşımını yorumladığı “Medya Kritik” ve iç ve dış gündemin tartışıldığı “Bu arada” haftalık programını sunmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI