Suskunlar seslerinin duyulmadığını mı sanıyor?

Pazartesi, 28 Ocak, 2019
Eğer iktidardaysanız veya iktidarın açık yahut gizli müttefikiyseniz, AKPM karar tasarısına elbette ret oyu verirsiniz. Peki ya iktidarla bir alakanız yoksa, iktidarın açık/gizli işbirlikçisi değilseniz, yukarıdaki tespitleri neden reddedersiniz? Korkudan mı? CHP, AKPM kararına “evet” oyu vermesi halinde yerel seçim öncesinde AKP’nin hedefi haline gelmekten korkmuş olabilir. Ama eğer siyasetçi olarak korkuyorsanız ya bu korkunuzu veya muhalefet partisi olmaktan vazgeçtiğinizi ilan edersiniz. CHP bu iki ilandan birini daha ne kadar erteleyebilir?

Türkiye hudutlarını geçtiği anda bütün politikacılar AKP’li mi olmak zorunda?

AKP’nin “kendi ülkelerini Avrupa’ya şikâyet ettiler” tepkisiyle karşılaşmaktan çekindiklerinden olsa gerek, CHP’lilerin kahir ekseriyeti yurtdışına çıktığı an AKP’li gibi davranıyor.

Nitekim geçtiğimiz hafta Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’ne (AKPM) getirilen Türkiye raporuna ilişkin oylamada AKP, MHP, İYİ Parti’nin yanı sıra “ana muhalefet partisi” olan CHP de ret oyu verdi.

AKPM’deki Birleşik Sol Grup girişimiyle hazırlanan “Türkiye’de Siyasi Muhalefet Üyelerinin Ağırlaşan Durumu” başlıklı karar tasarısı 20’ye karşı 72 oyla kabul edilerek karar haline geldi.

OTOKRATİK REJİMİN AKLAYICI ‘MUHALEFETİ’

Yeni Türkiye’nin otokratik rejiminin aklayıcı “muhalefeti” rolünü üstlenmiş gibi görünen CHP, tasarıya ret oyu verme gerekçesi olarak, hakikatle uzaktan yakından alakası olmayan, ipe un sermekten ibaret şu açıklamayı yaptı: “Karar tasarısı toplumsal muhalefetin partiler dışı dinamiklerini tamamen görmezden gelen, muhalefete yapılan baskıyı da neredeyse sadece Öcalan’ın cezaevi koşullarına dayandıran, bir siyasi partinin politik perspektifini muhalefetin diğer tüm bileşenlerini yok sayarak kağıda döken bir metin halinde konseyin oyuna sunulmuştur.”

CHP, güya bu nedenlerle “ret” oyu vermiş.

CHP’nin açıklamasındaki “toplumsal muhalefetin partiler dışı dinamiklerini tamamen görmezden gelen” cümlesi ayrıca ilgiyi hak ediyor.

Bir kere karar tasarısı “Türkiye’de Muhalif Siyasetçilerin Kötüleşen Durumu Karşısında Neler Yapılabilir?” adını taşıyor. Yani gündem spesifik ve AKPM’nin mevcut kış dönemi oturumu kapsamında olmayan, bir acil durum tartışması.

Öte yandan iddia edildiği gibi rapor HDP’nin de içinde yer aldığı Birleşik Sol Grup’un inisiyatifiyle gündeme gelmemiş. Karar tasarısının hazırlandığı İzleme Komitesi’nin içinde, Sosyalist Grup, Liberaller, Muhafazakârlar, Avrupa Halkçı Partisi gibi sağ yapılar var. Dahası, Komite üyeleri arasında CHP’li Haluk Koç da bulunuyordu. Dolayısıyla CHP’nin önceden haberdar olmadığı bir metin apansız biçimde AKPM’nin gündemine gelmiş değil.

CHP, Eren Erdem’in isminin tasarıda geçmemesini de ret kararının gerekçesi olarak sunuyor ama kendilerinden talep edildiği halde CHP, Erdem’in isminin metinde geçirilmesi için değişiklik önergesi vermemiş.

Raporda Öcalan’ın durumunun zikredilmesi, kendisine yönelik tecridin kaldırılarak Hakkâri Milletvekili Leyla Güven’in açlık grevinin sebebini ortadan kaldırma amacına dayanıyor. Yani burada CHP’nin iddiasının aksine öncelik, hukuka aykırı biçimde tecrit altında tutulan Öcalan bile değil, açlık grevindeki Güven’in hayatını kurtarmak!

O halde kararlaşan tasarı metninde gerçekten de muhalefete yapılan baskı “neredeyse sadece” Öcalan’ın cezaevi koşullarına mı dayandırılıyor?

Hayır.

Raporun içeriğinde kabaca şu tespit ve talepler var:

Türkiye’de demokrasi, hukuk devleti ve insan haklarının gerilediği…

CHP bu tespite katılmıyor mu?

Dokunulmazlıkları kaldırılan ve hapiste olan parlamenterlerin durumlarının kaygı verici olduğu…

CHP açısından kaygı verici değil mi?

AİHM’in tutuklu bulunduğu davada Türkiye’yi mahkum ettiği ve hapse girmesinde CHP’nin de sorumluluğunun bulunduğu Selahattin Demirtaş, AKPM söz konusu kararı görüşürken halen hapiste olan ve daha sonra tahliye edilen, ancak 80 günü aşmasına rağmen açlık grevine devam eden Leyla Güven ve hapis tehdidi altındaki AKPM Onursal Üyesi Ertuğrul Kürkçü’nün durumları…

CHP’ye göre bu tespit yersiz mi?

Muhalefet partilerine üye tutuklu milletvekillerinin demokratik misyonlarını gerçekleştirmelerine engel olunduğu…

CHP’ye göre bu, iktidara yapılan bir iftira mı?

Cumhurbaşkanına hakareti cezalandıran 299. maddenin kaldırılması gerektiği…

CHP’ye göre bu talep gereksiz mi?

Terörle mücadele kanunlarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AİHM içtihatlarına uyarlanması gerektiği…

CHP’ye göre bu tespit sebepsiz mi?

Yüzde 10 seçim barajı aşağıya çekilmesi gerektiği…

CHP’nin de talebi değil miydi bu?

AKPM’nin hapisteki milletvekillerini ziyaret etmesine izin verilmesi, yeni insan hakları eylem planı hazırlanması talebi…

CHP’ye göre buna ihtiyaç yok mu?

Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’nin (CPT) Abdullah Öcalan’la ilgili 2018’de yayımladığı raporda yer alan tavsiyelerin uygulanışının takibi…

CHP’ye göre Türkiye’de sadece bir kişiye uygulanan tecridin kaldırılmasını istemek hukuksuzluk talebi mi?

Türk makamlarının AKPM’nin kararının şartlarını yerine getirmemesi halinde, AİHS’nin 46’ncı maddesi temelinde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne başvurulması…

CHP’ye göre bu orantısız mı?

KORKU MU, MUHALEFETTEN VAZGEÇİŞ Mİ?

Eğer iktidardaysanız veya iktidarın açık yahut gizli müttefikiyseniz, AKPM karar tasarısına elbette ret oyu verirsiniz.

Peki ya iktidarla bir alakanız yoksa, iktidarın açık/gizli işbirlikçisi değilseniz, yukarıdaki tespitleri neden reddedersiniz?

Korkudan mı?

CHP, AKPM kararına “evet” oyu vermesi halinde yerel seçim öncesinde AKP’nin hedefi haline gelmekten korkmuş olabilir.

Ama eğer siyasetçi olarak korkuyorsanız ya bu korkunuzu veya muhalefet partisi olmaktan vazgeçtiğinizi ilan edersiniz.

CHP bu iki ilandan birini daha ne kadar erteleyebilir?

SUSKUNUN SESİ

Mesele sadece CHP de değil aslında.

Suriyeli Kürtleri “emperyalist işgalin işbirlikçisi” ilan edenler, Kürdistan Bölgesel Yönetimi sınırları içinde, Şêladizê’de bulunan TSK üssünü basan Kürtlerin durumunu analiz konusu dâhi etmiyor.

Korkudan mı?

Sebep korkuysa, anlaşılır. Hukukun kalmadığı bir ortamda “korkmuyorum” demek kahramanlık değil. Fakat eğer kendi devletinizin haksızlıklarını ifade etmekten korkuyorsanız, “sığ, tekin sularda” yüzmek üzere başka devletlerin faşizan uygulamaları üzerinden devrimcilik yapmanız çok doğru değil.

Bir diğer suskunluk başlığı da Leyla Güven. Açlık grevi 80 günü aştı; sağlık sorunları derinleşiyor. Türkiye’de bir tek Öcalan’a uygulanan mutlak tecridin kaldırılması tek talebi. Yasadışı bir talep değil. Kanunların uygulanmasını istiyor Güven.

Desteklenmemek kimsenin haklılığına halel getirmez. Fakat açlık grevindeyken bilâistisna tüm HDP’lilerin destek verdiği, Selahattin Demirtaş’ın kendilerine türkü yazdığı mağdurlar bile Güven’e neredeyse tek bir “tweetlik” destek sunmadı.

Dahası, onlara haklı olarak destek vermiş olan pek çok muhalif de Güven’in grevi karşısında sessizlik iksiri içmiş görünüyor. Bu suskunluğun sebebi Güven’in talebi mi? Yoksa korku mu? Yahut “herkes kendi yoluna”nın ifadesi mi? Ne fark eder? Her durumda Güven’in eylemi bir turnusol kâğıdı değil mi? Suskunlar seslerinin duyulmadığını mı sanıyor?


İrfan Aktan kimdir?

Gazeteciliğe 2000 yılında Bianet’te başladı. Sırasıyla Express, BirGün, Nokta, Yeni Aktüel, Newsweek Türkiye, Birikim, Radikal ve birdirbir.org ile zete.com web sitelerinde muhabirlik, editörlük veya yazarlık yaptı. Bir süre İMC TV Ankara Temsilciliği’ni yürüttü. "Nazê/Bir Göçüş Öyküsü" ile "Zehir ve Panzehir: Kürt Sorunu" isimli kitapların yazarı. Halen Express, Al Monitor ve Duvar'da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI