Şehrin karanlık hafızası

Pazartesi, 21 Ocak, 2019
Asena Günal ve Murat Çelikkan imzalı ‘Hatırlayan Şehir’, Taksim’den Sultanahmet’e küçük bir tur rehberi. Bambaşka, çok farklı ve değerli bir rehber. Okurken bir kez daha fark ediyoruz: İstanbul’un kamusal mekanlarının hafızalarında, kolektif kimliğimizin üstünü örttüğü nice acılar, suçlar ve kabahatler de saklı.

Kişisel hafızamızı kokular yaşatır, hafızamızı ise mekanlar. Çocukluğumuzun geçtiği ev, sokaklar, unutulmaz anlara tanıklık etmiş küçük büyük, önemli önemsiz yapılar. Her biri hatıralarımızın canlanmasında, her karşılaşmada o eski duyguların ve anlamların geri gelmesinde etkili olur. Üstelik bir kenti oluşturan tüm o mekanların, o kentte yaşayanların kolektif hafızasını yaşatmak ve etkilemek gibi de bir işlevi vardır. İşte bu işlevselliği devreye girdiği andan itibaren mekan, politik bir şeye de dönüşür.

Geçmişi çoğu kez tatlılıklarıyla hatırlamayı tercih ederiz. Hele yaşadığımız zamanların sıkıntılarından bunaldığımızda çocukluk bir masumiyet, gençlik bir umut, bizden önceki hayatlar bir asude zaman timsali olarak canlanır kafamızda. Nostaljinin de en önemli taşıyıcısıdır eski mekanlar. Balat’ın rutubetli sokaklarında geçmiş güzel günlerin hayallerini kurarak fotoğraflar çekmemizin, ıvır zıvır müzayedelerine katılıp evlerimizi eski eşyalarla doldurmamızın bir sebebi de bu. Ya da büyük İstanbul turuna çıkıp eski anıtsal yapıları ziyaret edip, o eski güçlü ve görkemli zamanları hayal etmemizin nedeni de aynı şey. Rehberlerde, ansiklopedilerde çoğu kez etkileyici, geçmiş güzel hikayelerin kahramanlarıdır bu büyük yapılar. Ulusal tarih anlayışının birer ögesi olarak öylece tanımlanmışlardır ve öylece hatırlanmak isterler.

Aslında geçmişin hiçbir zaman bizim ona yüklediğimiz kadar masum olmadığını da bal gibi biliriz. Ne o küçük metruk evlerin ne de büyük güzel binaların sadece mutluluk mekanları olmadığını hayat zaten bize öğretmiştir. Birisi hatırlatıncaya kadar, pek aklımıza getirmek istemeyiz.

Asena Günal ve Murat Çelikkan imzalı bir küçük kitap, bize tam da bu noktada etkisi büyük bir hatırlatmada bulunuyor. Okudukça, sayfaları arasında gezindikçe bir kez daha fark ediyoruz: İstanbul’un kamusal mekanlarının hafızalarında, kolektif kimliğimizin üstünü örttüğü nice acılar, suçlar ve kabahatler de saklı.

Kitabın adı ‘Hatırlayan Şehir- Taksim’den Sultanahmet’e Mekan ve Hafıza’. Ruhunu Asena Günal’ın düzenlediği bir şehir turundan alıyor. Günal şöyle anlatıyor: “Bu tur kent dokusu içine kazınmış ancak toplumsal hafızada bastırılmış şehrin politik geçmişini haritalamayı hedefliyor. Taksim’den Tünel’e oradan da Sultanahmet’e yürürken sosyal ve tarihi özelliği olan yapıların ve meydanların önünde duracağız. Bu meydan ve yapılar gayrimüslimlerin sosyal ve kültürel hayatını, azınlık ve insan hakları ihlallerini ama aynı zamanda demokrasi ve toplumsal uzlaşma için sosyal hareketlerin hikayesini anlatıyor.”

Kitabın bu ‘politik hafıza turu’ önerisi tabii ki Taksim Meydanı’ndan başlıyor. Cumhuriyet’in kurduğu ve ülkenin farklı siyasetlerinin rekabet alanına dönüşen bu meydanda AKM de var, Taksim Camisi de… 69 Kanlı Pazar da var 1 Mayıs 1978 de… Ardından Gezi Parkı, sonra sırasıyla şu noktalar: İstiklal Caddesi, Emek Sineması, Galatasaray Meydanı, Hazzopulo Pasajı, Mısır Apartmanı, Karşı Sanat (Elhamra Pasajı), Aras Yayıncılık (Hıdivyal Palas), Narmanlı Han, Neve Şalom Sinagogu, Salt Galata (Osmanlı Bankası Binası), Kamondo Merdivenleri, San(a)saryan Han, Belediyeler Birliği Binası (Talat Paşa’nın köşkü), Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Four Seasons Hotel İstanbul (Sultanahmet Cezaevi).

Her bir noktanın kısacık ama son derece net, ilgi çekici biçimde yazılmış tarihi var bu kitapta. Ne zaman ve nasıl yapıldığı kadar toplumsal hayatta ne işlevler üstlendiği, bazen çok da bilinmeyen detaylarla birlikte veriliyor. Ardından o mekanın politik hafızamızda nelere denk geldiğine değiniliyor. Mesela Gezi Parkı’nın Topçu Kışlası’nın yerine, Topçu Kışlası’nın da bir Ermeni mezarlığının üstüne yapıldığını bilmiyorsanız, bu kitapta öğrenebiliyorsunuz. Ya da Hazzopulo Pasajı’nın adının Rumca olduğu için 12 Eylül’den sonra bir gecede, Danışman Geçidi’ne dönüştürüldüğünü… Ya da Sansaryan Hanı’nın, Erzurum’da bir Ermeni okulu yaptıran Rus vatandaşı işadamı Mıgırdiç Sanasaryan tarafından, bu okula vakfiye olarak bırakıldığını. Söz konusu okulun Erzurum Kongresi’ni ağırlayan ve bugün müze olarak korunan yapı olduğunu… Bu gibi daha nice ilginç, az bilinen ya da üstünden atlanmış bilgi yer alıyor kitabın sayfaları arasında.

Ama daha önemlisi, Asena Günal ve Murat Çelikkan bize o mekanların nelere tanık olduğunu, ortak tarihimizin mağdurları bakımından başka ne anlamlara geldiğini hatırlatıyorlar. Türk ve İslam Eserleri Müzesi bölümünde bu hafıza şu satırlarla canlanıyor: “İbrahim Paşa Sarayı veya bugünkü adıyla Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nin emperyal geçmişe sahip her devletin tarihinde olduğu gibi başka bağlamları ve önemi var. O da Ermeni Soykırımı’nın başlangıç tarihi kabul edilen 24 Nisan 1915’te İstanbul’da Ermeni cemaatinin önde gelen isimlerinin tutuklandığı vakit konuldukları nezarethane olması. Bu aydın, siyasetçi, gazeteci ve sanatçılar daha sonra Haydarpaşa Tren İstasyonu’ndan pek çoğunun katledileceği Ayaş ve Çankırı’ya doğru yola çıkarılacaklardı.”

Salt Galata, 1896 Ermeni Taşnak Partisi’nin Osmanlı Bankası baskını ve ardından çıkan olayların mekanı olmuştu. Sansaryan Han ise 40’lardan 70’lere uzanan bir dönemde komünistlere, Türkçülere ve translara uygulanan şiddet ve işkencelerle toplumsal hafızanın derinlerinde yerini aldı. Güzel heykellere, Ara Güler’in evine, bir zamanlar Maryam Şahinyan’ın fotoğrafhanesine ev sahipliği yapan Galatasaray Meydanı ise hepimiz biliyoruz ki yüzlerce haftadır kayıp evlatlarını arayan Cumartesi Anneleri’nin de mekanı… Bu yapıların karanlık hafızasında İstanbul’un toplumsal olduğu kadar kentsel suçlarının da tarihi var. Birçoğu hukuksuz el değiştirmeler, bitmek bilmez davalar, kültürel mirası hiçe sayan yıkımlar ve restorasyonların da kahramanı…

Kitapta kısacık da olsa, bu hafıza turunun rotasında olmayan bir binaya, Sebat Apartmanı’na değiniliyor; bir ‘hafıza ve vicdan’ mekanı olarak… İki gün önce binlerce kişinin önünde toplandığı ve Hrant Dink’i andığı bu eski apartman, bir zamanlar Agos Gazetesi’ni de ağırlıyordu. Bildik tarih tezlerine karşı çıkan, kendi halkının trajik hikayesini Türkiye’ye, tam da bu toprakların bir evladı olarak, herkesin içine ve aklına işleyecek bir dille, barışın ve diyaloğun diliyle anlatmayı başaran Hrant Dink belli ki tüm bu sebeplerle herkesin gözleri önünde 2007 yılında bu apartmanın önünde öldürüldü. Vicdanlarda derin bir iz bırakan bu cinayet, her yıl 19 Ocak’ta saat 15.00’te burada düzenlenen bir törenle hatırlanıyor. Sebat Apartmanı varlığıyla olduğu kadar adıyla da adeta şehrin ve ülkenin karanlık hafızasında özel bir yere sahip. Hatırlamaktan ve hatırlatmaktan vazgeçmemek gerektiğine dair bir simge gibi…


*Hakikat, Adalet ve Hafıza Çalışmaları Derneği tarafından Heinrich Böll Vakfı’nın desteğiyle yayımlanan kitap az sayıda basılmış ve satılmıyor. Ama içeriğin bir kısmına şu adresten ulaşabilirsiniz. Yakında tamamının da yüklenmesi planlanıyor.

hatirlayansehir.hakikatadalethafiza.org

YAZARIN DİĞER YAZILARI