Aydın Selcen
Aydın Selcen

Şol muhalafatın halları

Pazar, 20 Ocak, 2019
Bakınız necip Aleman sipor matbuatının merkep mensupları Imke Hanım’a sorasiymişler ki “soyunma odasına girende, cümle topçular adembaba kılığında gezende, sen ne eden?” Frau Wuebbenhorst gelişine kapatmış voleyi (ki kendi gerçekten eski milli futbolcu): “ben bir profesyonelim, seçimlerimi penis boyuna göre yaparım.”

Seni basketbol koçu yaptım bu defa muhterem okur. Kadın veya erkek fark etmez, ceket, kumaş pantolon, jilet gibi. Ayakta “loafer” ışıldak pırıldıyor. El belde bakarak, kah tek dizi kırıp çömelip kalkarak yönetiyorsun ilk beşi. Full artı full karizzzma, yeşil çuhalarrr, istakalarrr…

İçeride bir şeyler konuşmuşsunuz takımla tabii. Ak tahtaya kara kalem çizmişsiniz de. Oklar, çarpılar, yuvarlaklar. Ama yok o gün olmuyor. Takım yürümüyor. İçeriye diriplinkle cansiparane girecek, Ulubatlı’nın surlara sancağı dikip o en yüce mertebeye yürümesi gibi, tekme tokat arasından yıldırım gibi geçip üç adım turnikeyi bırakacak gardınız yok.

Üçlükleri sokup, cezaları kesecek soğukkanlı şutörünüz de hak getire. Adamın eline top gelince ya sağına ya soluna veriyor. Ya şuta kalkarsa bloku yiyor, üzerine kaptırdığı topun peşinden geri de koşmuyor taşarabası. Aklınızdan ne basketbol yüklü katarlar, ne Steve Nash’ler geçiyor…

Uzunlarınız hem kısa hem yumuşak kalmış. Delireceksiniz kenarda, pota altına şu topu indiremiyor ya, sanki indirebilse kifayetsiz oyunkurucunuz, çembere sırtı dönük, omuz dirsek, derken dönüp bir smaç vurup, takımı da taraftarı da ateşleyecek pivot nerede sizde? O da yok. O Pau Gasol’ler o güzel atlara binip mi gitmişler?

Haydi beni bırak ya komşular? Yok, hatlar karıştı, o şarkıydı: “Komşulara çok ayıp oldu” diye devam ediyordu. Nedense muhalafat deyince tedayi etti bir yerden. E sizin oyun nasıl cereyan ediyor? Al gülüm, ver gülüm boyalı alanın çevresine dizilmişsiniz. Top bir o yana gidiyor, dönüyor elden ele bu yana geliyor yine.

Ne oynuyorsunuz diye soranlara, “set hücum oynuyoruz hacım” diyonuz. Yürobasket, yürü ver coşkuyu. Bir sikorborta bakıyom, bir yüzünüze bakıyom. Ha, ha, ha… Hani bir “ver Lefter’e, yaz deftere”, çifter haneli bir Lebron olsa sizde, diyeceğim ki “usta arpacı kumrusu gibi düşünme, binin yarısı beşyüz, topu Lebron’a geçir.” Ama yok, o da yok aksi gibi işte.

Siz de benden az biliyor değilsiniz ya baskedbolü. O mahzun bakışlarınızla, belki kirpikleriniz uzun olduğu için hep böyle ağlamaklı, teselliye muhtaç çıkıyorsunuz fotoğraflarda kim bilir, bençe bakıyorsunuz. Bençtekiler de karpuz sergisi gibi melül melül geri yüzünüze bakıyor. Siz onlara, onlar size.

Tövbe ya Rabbim. Bir eliniz belinizde kemerin içine girmiş böbreğe ters yakı pozisyonunda. Diğeri çenenizde olmayan bir ergenlik sivilcesini arayıp duruyor. Aklınızdan durmadan Kara Mehmet, Necati, Aytek, Doğan, Efe, Melih, Emir isimler, isimler şerit halinde akıyor. “Vay vay vay” diye mırıldanıyor boş gözlerle, “dokunsan donacağım, içimde intihar korkusu var” diye devam ediyorsunuz zihninizde.

Tam dolmuşsunuz infilak edeceksiniz. Tam o arada “dürt, hatalı yürüme” ve gördünüz ayan beyan hatalı karar. Filmi kopartıyorsunuz. “Senin ben” diye başlıyorsunuz, “çaldığın, çalacağın düdüğü…” diye arkasını getiriyorsunuz da, Allah’tan yardımcınız eliyle ağzınızı kapatıyor. Neyse, vaziyet bir şekilde idare ediliyor.

Derken sizin münkabız forvet, feyki gösterip yine kafasına bloku yiyince, hem kenara alıyorsunuz bunu, hem kenara almakla kalmayıp, daha çocukcağız yerine oturamadan “ben senin” diye başlıyorsunuz, “oynayacağın topu da, attığın, atacağın şutu da…” Zavallı çocuk, kafasına havluyu örtüp, duymazdan geliyor.

Ertesi gün, vayyy kıyamet! Nedir mevzu? Mevzu ne olacak “vay efendim o koç denecek meymenetsiz o seksist küfürleri nasıl etti?”. Efendim, o takımın o dayanışmacı ruhu bu denli göz önündeyken vay sen nasıl bunu bozarsın? Dayanışa dayanışa kova oluyoz işte negzel yaw, ne karışıyon sen kenardan?

Yav baba, işte işlemiyor plan. Plan kötü diyelim, sorumluluk alıp, skoru çevirecek oyuncun da yok. Potaaltın kısa, oyun kurucun yavaş, forvetinin elinin ayarı bozuk. Sorumluluk alanın yok. Yedeklere bakıyorum, orada da yok. Tek derdimiz kenarda koçun ettiği küfür mü? Tek derdimiz takımdaki dayanışma ruhu mu?

İşte bunu diyorum Taksim’de yılbaşında göbek atan berceste Suriyeli kardeşlerime bakıp gönenirken. Ama maalesef kan tahlili sonuçları laboratuvardan geldi. Modern tıbbın çaresiz kaldığı anlar. Irkçılık yüzde onaltı. Solculuğa eser miktarda dahi rastlanamadı. Koşturun katranı, dökün tüyü, bindirin merkebe, Nasreddin merhum misali gerisin geri, vurun şaplağı gönderin.

Arkadaş tabelaya bak. “Zoorrrrtttt” öttü duydun mu, üçüncü çeyrek de bitti. Dördüncü çeyrekte bağırırsın kenarda eller belde “çözüm istiyorum” diye. Ama yok bağırmazsın. Velev ki o koç “çözüm istiyorum” çağrısını bir seksist küfürle tamamlasın. Vay ki vay vay.

Yeni idolüm koca yürekli Imke Hanımefendi. Wuebbenhorst’lerin Imke reyis Aleman “oberliga” (yani ikinci küme diyelim) takımı BV Cloppenburg’un teknik direktörü. Acı vatanda ilk kez bir kadın, erkek futbol takım teknik direktörlüğünü üstlenmiş.

Bakınız necip Aleman sipor matbuatının merkep mensupları Imke Hanım’a sorasiymişler ki “soyunma odasına girende, cümle topçular adembaba kılığında gezende, sen ne eden?” Frau Wuebbenhorst gelişine kapatmış voleyi (ki kendi gerçekten eski milli futbolcu): “ben bir profesyonelim, seçimlerimi penis boyuna göre yaparım.”

İşte bana böyle Imke’lerle gel ey mümtaz muhalefet. Pekiyi Almanya’daki tartışma neymiş şimdi biliyor musunuz? Teknik Direktör Wuebbenhorst’un “cinsiyetçi” söyleminin cezalandırılması gerekip, gerekmediği. Haa, sizler de bakın bakalım, kim ırkçı, kim değil? Ne ırkçılık, ne değil.

Bak bu son çeyrekte bu fark kapanır mı, takımı mı çekersin sahadan, ne edersin, hankı enn erdemli tutum olur, onu da sen bilirsin. Ne diyor rahmetli Müslüm: “Gözlerimde bir güvercin uykusu / Yüreğimde hep kaybetmek korkusu.” Onlarda Ocasio-Cortez, sende İmamoğlu. Huzurlu dolu Pazar’lar.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI