Onur Salman
Onur Salman

Akreditasyon mu? Hiç almayayım canım

Pazar, 20 Ocak, 2019
Büyük turnuvalarda kim olursanız olun, spor alanında akreditasyonunuzla gezmek zorundasınız. Federer de bunu Melbourne’de hatırlamış oldu İsviçreli oyuncu, soyunma odasına girmek isterken, bir görevli tarafından durduruldu. Düşünsenize, maç öncesinde Fatih Terim her zaman olduğu gibi soyunma odasına doğru gidiyor. Terim geçmeye çalışıyor, güvenliğin ne dediğini bile dinlemiyor ve ufak çaplı bir sözlü tartışma başlıyor. Güvenlik elemanı diyor ki ‘Hocam akreditasyon kartınızı görünen bir yerde tutmanız lazım.’

Biz ‘Anayasayı bir kez delmekle bir şey olmaz’ diyenlerle büyüdük. Ve neticede gördük ki bir kez delmekle bir şey oluyormuş. Anayasa diye bir şey kalmadı. Eeeee yasanın anası kalmayınca, kendisi de olmuyor malum. Bir kez delinen anayasadan, bir kereden bir şey olmaz diyen bakanlara kadar gitti bu iş. Yasa tanımamazlık devletin en üst kademesinden en alt kademesine o kadar hızlı yayıldı ki, nasıl yozlaştığımızı kimse anlayamadı.

Kabul etmek lazım ki kurallar konusunda her zaman bir sıkıntımız vardı ama artık kurallar her kişi tarafından yeniden kendisi için yazılıyor. Peki, dünya ile aramızdaki makas nasıl bu kadar açıldı?

Biliyorsunuz tenis sezonun ilk Grand Slam’i Avustralya Açık’ta adım adım sona doğru geliyoruz. Ve tenis tarihinin en önemli erkek oyuncularından biri Roger Federer de dördüncü tura adını yazdıranlardan biri oldu. Şimdiye kadar oynadığı 3 maçta henüz set kaybetmeyen Federer’in çeyrek final öncesi son rakibi Yunan Stefanos Tsitsipas olacak.

Peki, yazının başındaki siyasal ve sosyolojik durumla Federer’in ne alakası var derseniz, yine içindeki Jean-Christophe Grange’yi serbest bırakmam gerekecek.

Büyük turnuvalarda kim olursanız olun, spor alanında akreditasyonunuzla gezmek zorundasınız. Federer de bunu bir kez daha Melbourne’de hatırlamış oldu İsviçreli oyuncu, soyunma odasına girmek isterken, bir görevli tarafından durduruldu. Çünkü boynunda ya da yanında akreditasyon kartı yoktu. Ve eğer bu karta sahip değilseniz, Avustralya’da kazandığınız 6 şampiyonluk size kapıyı açmaz. Açmadı da. Roger Federer, akreditasyon kartı gelene kadar sakince kapıda bekledi. Kartı gelince de olması gereken soyunma odasına girebildi.

Şimdi kameralarımız ise Türkiye’de. Başrol oyuncusunu sizin hayal gücünüze bırakıyorum. Fatih Terim olabilir mesela, Fikret Orman’a ne dersiniz, Hidayet Türkoğlu’nu da seçebilirsiniz. Daha da beklentinizi daha da düşüreyim. Kendi meslektaşlarımdan bir seçim de yapabilirsiniz. Ama ben daha popüler ve rahatlıkla yapacaklarını kestirebileceğimiz için Fatih Terim’i seçelim. Konumuz ise aynı. Düşünsenize, maç öncesinde Terim her zaman olduğu gibi soyunma odasına doğru gidiyor. Kendinden emin. Kafasında belki maç var. Klasik mimikleriyle insanların arasından geçiyor ve tam soyunma odası ayrımına geldiğinde bir güvenlik kendisini durduruyor. Terim geçmeye çalışıyor, güvenliğin ne dediğini bile dinlemiyor ve ufak çaplı bir sözlü tartışma başlıyor. Güvenlik elemanı diyor ki ‘Hocam akreditasyon kartınızı görünen bir yerde tutmanız lazım.’

Terim’e gerek bile kalmadan çevresindekilerin nasıl da tepkiler verebileceğini hayal edersiniz sanırım. Görevini yapmakla sorumlu kişinin fiziksel şiddete ve tehditlere uğramaması herhalde mucize olur.

Dediğim gibi sadece Fatih Terim için değil bu. 10 basın mensubundan en az 8’inde benzer bir tepki görebilirsiniz. Görevli de kim oluyordan başlayan yüksek sesli konuşmalar, sen basın mensubunun çalışmasını mı engelliyorsunlu fiziksel temaslara kadar gider. Çünkü bizim için kuralların değil unvanların geçerliliği vardır. Zira bu ülkede anayasa önce bir kere delindi, sonra delik değişik oldu. Sonra ar delindi. Karşılıklı saygı bitti. Bunlar olmayınca da kuralların ayakta kalması imkansızdı. Eğer adamınız varsa, bu topraklarda her işinizi halledebilirsiniz. Eğer ünlüyseniz zaten size sual edecek cesareti bulan da kimmiş şaşarsınız. Kurallar bu ülkede akreditasyon karları gibidir. Önemsizdir yani. İnanmıyorsanız kendinize bir sorun bakalım.


Onur Salman kimdir?

Basına 2006 yılında Cumhuriyet gazetesinde stajyer olarak adım attı. İki aylık staj ve Cumhuriyet’in spor ekindeki yazılarda sonra Eurosport Türkiye’de spiker ve editör olarak çalıştı. 2009 yılında Radikal gazetesine editör olarak geçerken, Eurosport’ta da yarı zamanlı spikerlik yapmaya devam etti. Medya macerasına 2012-2016 yılında Hürriyet’te devam etti. 2016 yazından beri Gazete Duvar’da çocukluk hayalini sürdürüyor. Köken Eurosport olunca tahmin etmesi kolay. Asıl ilgi alanı ‘başka sporlar.’

YAZARIN DİĞER YAZILARI