Muhalefet 'bekliyor'

Çarşamba, 16 Ocak, 2019
Mevcut koşullar, giderek derinleşen çaresizlik hissi, muhalefet seçmenini şikayetçi olduğu siyaset profesyonelleriyle aynı bekleme açmazına sürüklüyor. Bazen başına gelecekleri, bazen nasıl geleceği belirsiz bir değişimi, bazen de kötü gidişin durdurulmasını beklemek. Ama hep kendi dışında tarif ettiği bir şeyi beklemek.

Seçmen listelerinin askıya çıkmasıyla birlikte, zaten artık çok yaygın bir kanaat haline gelen seçim usulsüzlükleri yapıldığı/yapılacağı konusu yeniden gündemde. Her gün çoğu kayyım atanmış belediyelerin olduğu merkezlerde; Bingöl’de, Batman’da, Diyarbakır’da, Hakkari’de aynı adrese yazılmış taşıma seçmenler ortaya çıkıyor. Aynı tür depo adresler, İstanbul’un göbeğinde, mesela Üsküdar’da da görülüyor. AKP’nin İstanbul adayı olan Meclis Başkanı Binali Yıldırım’ın istifa etmemesi, etmemekle kalmayıp resmi sosyal medya hesabından propagandaya başlaması ve YSK’nın seçimde oynayabileceği rol hakkında şüphelerin artması da, bu kanaatleri besleyenler listesine eklenebilir. Bu sorunlar sınırlı imkanlarla kamuoyuna yansıdığında, gündeme getirildiğinde sorumluluk makamındakilerin takındığı umursamaz tavır ve çok daha önemlisi bazı muhalefet aktörlerinin de bunları mesele etmeye pek yanaşmaması seçim güvenliği, adaleti endişelerini büyütüyor. Bu endişelere ek olarak, seçim atmosferinin büyük ölçüde önceki seçimlerdeki gibi şekilleniyor olması, muhalefet adaylarının fark göstermekten çok “kabul görme” ezikliği içeren söylem ve eylemleri de, muhalefet seçmenindeki umutsuzluğu ve küskünlüğü artırıyor.

Dış politikadan ekonomiye kadar hemen her alanda, sapla samanın birbirine karıştığı, kimsenin olanı asla öğrenemeyeceği bir belirsizlik özenle inşa edildi, giderek daha da derinleştiriliyor. Ekonomide giderek kötüleşen verilerin açıklandığı birkaç saat dışında gündemde kalamadığı aksini zorlayanın da pek olmadığı bir ortam var. Tek taraflı medya, siyasi iktidarın kontrol gücü, oynanmış veriler gibi gerekçelerle açıklanamayacak bu tablo karşısında etkili bir muhalefet performansı izlenmiyor. Böyle olunca ekonomik kriz şartlarının önemli siyasi değişimler yaratabileceği beklentisi giderek zayıflıyor. Dış politika tamamen toz duman. Son olarak yine Trump’ın attığı sosyal medya mesajıyla yenilenen Suriye tartışması bile kendi başına kafa karıştırmak için yeterli malzeme sunuyor. Trump’ın “Türkiye Kürtlere saldırırsa ekonomik olarak mahvolur/mahvederiz” sözleri karşısında mehter çalmaya veya “seçim için uygun pas” analizine hazırlananlar, Erdoğan’ın “aşırı uyumlu” telefon görüşmesi haberinden sonra biraz boşa düştü. Ancak, mealen “Trump’ın söylediği tampon bölgeyi TOKİ’yle biz kuracağız (…) Ama biraz kırıldık” sınırında bir tepkiyle yetinen Erdoğan’a karşılık Bahçeli’nin, yine mealen “Tampon bölge tuzaktır (…) Müttefiklik askıda, biz girelim gereğini yapalım” sertliğine doğru yürümesi yine kafaları karıştırdı.

Yeniden yazının asıl konusu muhalefet seçmene dönersek ciddi çaresizlik, umutsuzluk ve giderek küskünlük içine giren muhalefet seçmeninin önündeki tablo şöyle: Özgür ve adil koşullarda yapılacağına asla güvenilmeyen bir seçim sürecine giriliyor. Her gün endişeleri haklı çıkartacak gelişmeler ortaya çıkarken bunları ifşa etmek dışında değiştirebilecek bir müdahalenin yapılabileceğine ilişkin inanç giderek azalıyor. Seçmen davranışlarında önemli değişimlere neden olabilecek sorunlar, siyasi gündem başlıkları arasına taşınamıyor. İktidarın kendi aleyhine olabilecek sorunları bile kullanarak beslediği “beka davasının” karşısında bir itiraz veya talep dili kurulamıyor, muhalefet söylemi referandumun bile gerisine çekiliyor. “Sadık” muhalefet seçmeni, başka kesimlerden oy almak için yapılan hamlelerin kendisini hiçe saymaya varmasını sineye çekmeye, oyunun cepte olduğunu kabule zorlanıyor. Bu çaresizliğin, umutsuzluğun tepkisi olarak dile getirilen eleştiriler, küskünlük ifadeleri, mecburiyet hatırlatmalarıyla, iktidara hizmet etme suçlamalarıyla karşılanıyor. Muhalefet aktörlerinin önemli bir bölümü ve onlardan memnuniyetsiz destekçileri karşılıklı olarak zorladıkları “ne olursa olsun sonuç alma” baskısıyla giderek birbirlerine yabancılaşıyor.

Muhalefet seçmeninin ve ana muhalefet partisi sözcülerinin bir kısmı, siyasi değişikliği, mevcut koşulların doğal sonucu veya ortaya çıkan/konan yüksek potansiyelden çok bir piyango gibi düşünmeye/göstermeye başladı. İktidarın bazı metropollerde seçimi kaybetmesi olasılığından, seçmenin ders verme ihtimalinden bahsediliyor. Ancak seçim atmosferi, böyle bir piyangonun çıkmasının bir siyasi değişiklik anlamına gelmesinin çok uzağında. İktidar ittifakı bunu açık bir endişe olarak dile getirdi ve ilk önlemini de bunu saklayarak değil göstererek aldı. Muhalefet cephesinden karşı bir gündem kurulamadığı için, iktidarın yerel seçim başarısızlığının başkanlık sistemi tartışmasını yeniden başlatması olasılığı -piyangonun çok yüksek çıkması dışında- şimdiden zayıflamış durumda. Muhalefet seçmeninin diğer bir kısmı ise, kimi aktif, kimi pasif ama hepsi derin bir küskünlük içinde: Oy kullanmaktan daha canlı bir kampanyayı gerektiren boykotu evde oturmak olarak yorumlayanlar. Beceriksiz oldukları veya daha ileri giderek “görevlendirilmiş” oldukları için sonuç alınmasını engelleyen siyasi aktörlere savaş açanlar. Olası müttefikleri artırmak için herkese müracaat edilmesini isteyenler veya acilen zararlı “ayrık otlarının” temizlemesini bekleyenler.

Mevcut koşullar, giderek derinleşen çaresizlik hissi, muhalefet seçmenini şikayetçi olduğu siyaset profesyonelleriyle aynı bekleme açmazına sürüklüyor. Bazen başına gelecekleri, bazen nasıl geleceği belirsiz bir değişimi, bazen de kötü gidişin durdurulmasını beklemek. Ama hep kendi dışında tarif ettiği bir şeyi beklemek. Oysa muhalefetin ve özellikle de sol muhalefetin, hem dünya örneklerinden, hem bu ülkenin siyasi deneyiminden, hem de son yıllarda yaşayarak gördüklerimizden anladığımız üzere, birlikte yapılabilir yeni bir anlatı kurmadan, bekleyerek kazanabileceği fazla bir şey yok. Şimdi dünyada çok kuvvetli esen sağ popülist akımlar karşısındaki genel çaresizlik de bu yüzden. Çünkü, mevcut endişeleri, kurgulanmış korkuları, kışkırtılmış düşmanlıkları kolayca soğurabilen sağ popülizm, hazıra konmakta da, odağını şaşırmış tepki potansiyelini ağına doldurmakta da çok mahir. Bu siyasi dilin, düzeni, sistemi, iktidarı ve yönetebildiği kurgulanmış kimlikleri bekleyerek, hazırı en kaba biçimde dile getirerek sonuç alması, aldığı sonucu koruması mümkün. Dindarlık, muhafazakarlık, milliyetçiliğin hazır sembol ve hassasiyetleri, birlikte sonuç alındığı -seçim zaferi- illüzyonuyla oluşturulan kimlik kalabalıkları bir gelecek fikri ve iddiasına ihtiyaç bırakmıyor. Bir süre önce sosyal medyada dolaşan bir videoda, koşullara isyan eden ama “her seçim bize büyü mü yapıyorlar gidip aynı oyu atıyoruz” diyen kadının anlattığı gibi. Bu büyüyü bozabilecek ve artık kronikleşmiş hayal kırıklıklarını engelleyecek olan, beklemek yerine birlikte olmanın sonuç alıcılığını hatırlatan bir anlatı kurmak.


Kemal Can kimdir?

1964 yılında Düzce’de doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1986’da mezun oldu. 1984’de Gençlik ve Toplum dergisinde yazdı. 1986-87’de Yeni Gündem dergisinde 1987-90 döneminde Nokta dergisinde, 1990 yılında Sabah gazetesinde gazetecilik yaptı. 1993’de EP (Ekonomi Politika) dergisinde 1994’de Ekonomist dergisinde çalıştı. Yine aynı yıl Express dergisini çıkartan ekipte yer aldı. 1997 – 1999 döneminde Milliyet gazetesine yazı dizileri hazırladı. 1998’de Yeni Yüzyıl gazetesinde, 1999 yılında Artı Haber dergisinde çalıştı. Birikim dergisinde yazıları yayınlandı. 1999 yılında CNNTÜRK’te çalışmaya başlayarak televizyon gazeteciliğine geçti. 2000 yılından itibaren çalışmaya başladığı NTV’de sırasıyla politika danışmanlığı, editörlük, haber koordinatörlüğü ve genel müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu. 2013 yılından itibaren kapatılana kadar İMC TV yayın danışmanlığını yaptı. Yazdığı ve yazar ekibinde yer aldığı kitaplar: Devlet Ocak Dergah (İletişim Yayınları 1991), Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik (İletişim Yayınları 2001), Türkiye Savaşın Neresinde (Metis Yayınları 2001), Homopolitikus Lider Biyografilerindeki Türkiye (Aykırı Yayınları 2001), Devlet ve Kuzgun (İletişim Yayınları 2004), Yoksulluk Halleri (İletişim Yayınları 2007).

YAZARIN DİĞER YAZILARI