Evrim Altuğ
Evrim Altuğ

Dubai'nin 'Küresel Köy'ü: Tek gecede 1001 gece

Pazar, 30 Aralık, 2018
Birleşik Arap Emirlikleri'ne bağlı Dubai'de yer alan 'Küresel Köy', ziyaretçilerine gerçek ötesi vaatleri ve sıkı yönetime taş çıkaran sözde 'gezi’ özgürlüğü ile insanı adeta evinde hissettiriyor. Öyle ki, Paris'ten İstanbul'a, Londra'dan Afganistan'a bir çok noktaya adım attığınız bu Truman Show misali âlemde 1001 gece masalları, tek gecelik bir küresel maval yığınına dönüşüyor.

Yılın bu son yazısını, geçtiğimiz hafta ziyaret ettiğim Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) bir diğer emirlik olan, akla defaten Fransız felsefeci Jean Baudrillard ve onun ‘simülasyon’ kavramını getiren haşmetli Arap kozmopolitanizmi vahası Dubai’den esinle yazmak istedim.

Dubai denilince ilk akla gelenler, tabii ki içinde nelerin döndüğünü merak ettiğiniz, başta halen dünyanın en yüksek yapısı olarak kabul edilen ve adını ülke kurucusundan alan Halife Burcu’nun geldiği (Burj Khalifa), uçsuz bucaksız katlı gökdelenleri. Uluslararası bir mimarlık emeği olan Halife Burcu, 828 metre yüksekliğinde ve 164 katlı. Bu arada yapıdaki asansörlerin ortalama hızı, şu inişli çıkışlı dünyaya yaraşır bir seviye ile saatte ortalama 64 kilometre. Bu arada dünyanın en yüksek camisi de, bu yapının 158’inci katında bulunuyor. Aynı yapıda bu satırları okuduğunuz 30 Aralık akşamı da geleneksel yeni yıl havai fişek gösterisinin yapılması bekleniyor.

.

Ardından, ortalama 150 km. ile hani gıcırlıklarından adeta bırakın gelecek olanı, ‘2020’ model araçlarla seyrettiğiniz, kendinizi bir otomobil reklamında bulup nasıl davranacağınızı kestiremeyeceğiniz, ortalama altı şeritli Dubai otoyolları geliyor. Oyuncakçılar, Dubai polisi kisvesiyle, Porsche, Lamborghini gibi markaların Fransız malı minyatür modellerini bölgesel resmi lisansla satıyor.

Ve tabii milyarlarca dolarlık Airbus ve Boeing marka jumbo jetlerin Esenler otogarı gibi vızır vızır çalıştığı, Emirates hava yolları ağırlıklı Dubai uluslararası havalimanını saymazsak olmuyor. Küresel ısınmayı tınmayan milyar dolarlık Avrupa ve ABD malı bu çelik kuşların, şu beynelmilel aktarma rotasını hani…

Bunu, bitmek bilmez bir alışveriş, festival ve kültür ajandası takip ediyor. Örneğin yine Emirates, halihazırda yeni yılda tekrar düzenlenecek uluslararası caz ve edebiyat festivallerine çoktan adını vermiş bile. Emirliğin Al Souq bölgesindeki Al Serkal Meydanı, bu yönüyle plastik sanatların ihtişamlı, uluslararası bağlantılı galerilerini buluşturuyor. Daha önce de ziyaret ettiğim Dubai’deki Art Dubai sanat fuarı bir yana, uluslararası spor organizasyonları, tenisten at yarışına, oradan golf ve otomobil yarışlarına seyreden elit bir tercihle, ilgili dalların küresel markalarını, kendine çekmeyi başarıyor.

.

Keza, yakında kıyamet kopmazsa, 2020 Dünya Fuarı’nın da Dubai’de yapılacak oluşu, bir küresel ‘duty free’ dükkânı gibi yaşayan bu emirliğin kendi gerçekliği ve vizyonuyla yüzleşip, ondan da nasıl çıkarlar sağlamaya yatkın olduğunun en bariz göstergesi gibi.

Bunu da geçelim, Dubai’de, muhafazakâr giyimli kadın rehberimizin müjdesiyle ‘flört ve alışverişin serbest’, kredi kartının ise geçersiz olduğu ‘Global Village’ (Küresel Köy) diye bir yer daha var ki, bunu neyle mukayese edebileceğimi bilemiyorum.

Söylentiye bakılırsa, genç bir Dubailinin hayali üzerine hayata geçirilen ve sonra ‘içten patlayıp’ bir fenomene dönüşen ‘Global Village’, El Sefa Vadisi’nde yer alıyor. En az 750 araçlık bir otoparkı mevcut bu köyün.

Bozuk TV kumandasında sürekli ulus aşırı kanallar arasında, açgözlü merakla zaplayan bir yayın ve tüketim – reklâm alanı olarak da tasvir edebileceğiniz ‘Global Village’, yetişkinler için bir medeniyet lunaparkı. İçinde onlarca ülkenin sembolik yapı ve aygıtlarının replikalarının dünyadan haberi yokmuşçasına koyun koyuna buluşturulmuş olanı. Işıl ışıl bir asrî imaj mezarlığı.

BAE’deki birçok nokta gibi alkolsüz alışverişe açık, her ülke yiyeceğinin bizim kurumuzla ortalama 45 liralık porsiyonlarla yenebildiği, şaşkınlıktan ne (…) yiyeceğinizi şaşırdığınız bir (k)açık – kültür – büfesi, ‘Global Village’.

.

Her ülke ‘pavyonu’nun kendi ‘organik’ kültür varlıklarının ticaretini yaptığı, kendinizi bir anda Filistin, Mısır, Avrupa (evet, pavyon olarak Avrupa) ya da Kremlin’in kapısında bulduğunuz, pasaport gerektirmeyen bir ahiret AVM’si.

İşin daha trajikomiği, burada gerçek ile sahtenin birbirini büyük bir yıpratıcılık ve yaratıcılıkla aynı anda kovalayışı. Böylesi sahte bir dünyada, daha girişte bile ‘VIP’ kapısı bulunmakta meselâ. Ya da, sınıflar arası uçurum, yine bu küresel dünyanın sokaklarında kendi kendisini size dayatmakta. Belki de bundan olsa gerek, ‘eğlencelik’ olarak oraya ‘sığınan’ binlerce insan, ülke pavyonlarından ziyade bir tür kara okyanus gibi tecrübe ettikleri boş meydanda sersemlemiş biçimde öbek öbek oturuyor, bağdaş kurup hiçbir şeyle bağdaştıramadığı bu gürültü nehrinde etrafına bakınıyor. Ama ülke pavyonlarında satılan ürünlerin hemen hepsi organik, yani ilgili ülkelerden getirilip satılıyor. Tıpkı, yaklaşık 800 liraya satılan ve Afganistan’daki ABD malı kirli bağımsızlık savaşını betimleyen 2015 model ‘hatıra kilimi’ gibi. Yani hakikaten, bir küresel gümrüksüz satış alanı burası.

Tac Mahal, Big Ben, Halife Burcu, Mısır piramitleri, Çin geleneksel mimarisi, Türkiye’den ise normalin iki katı ebattaki Dolmabahçe Sarayı giriş kapısı gibi birçok ‘eşik’ten yaklaşık 20 liralık biletle girilerek, algıda beşik gibi sallanılan bir yer nasılsa, öyle, ‘Global Village’. Ama girişinde yine çanta ve bilet kontrolü var elbette. Bir de, kimsenin okumaya tenezzül etmediği, o malûm, medenî yönerge.

Gelin bakalım akla Truman Show’u getiren Global Village’ın yaşam-giriş kuralları, özetle neden söz ediyor ?

Gittiğimizde her ne hikmetse 30 Ekim’den 6 Nisan 2019’a dek geçerli olan, İngilizce ve Arapça yazılı bu kurallara göre, bir kere evvelâ, köyün her sakini, müşterek güvenlik mazeretiyle itinayla gözetimde tutuluyor.

‘Mülayim’ seviyede giyimin şart olduğu bu küresel köyde, grafik bir imgeyle de belirtildiği gibi, kamuoyu içinde el ele tutuşmak ve evcil hayvanla gezmek yasaklanmış. Buna, sarılmak ve öpüşmek elbette dahil. Tabii ek olarak, küresel köydeki mazbut giyim tarifi, omuz, baş, diz ve bilekleri kapatıncaya dek, kadın ve erkek için bir kural haline getirilmiş bulunuyor.

Buna rağmen birçok kişinin bu kuralları okumadan girip çıktığı Küresel Köy, cumartesi ve çarşamba arası öğleden sonra 4 ve gece 12 arası açık. Geri kalan günler ise, bu süre ne büyük cömertlik ki gece 1’de bitiyor. Bunun dışında köyde in cin top oynuyor, sanırım. Ama galiba bunda mevcut sosyal iklimin dışında, atmosferik olanın da etkisi büyük.

Üç yaş altı ve 65 yaş üstü köy sakinleri, burada bedava ‘takılabiliyor’. Küresel köyün güvenlik birimlerinin yazılı ve sözlü uyarılarına riayet, köy kuralları arasında yer alıyor. Köyün hiç bir noktasında sigara içilmesine müsaade edilmiyor.

.

Ve elbette köy, ziyaretçilerini bu kurallara aykırı durumlar karşısında sorgu sual olmadan, ‘sınır dışı etme’ hakkını elinde tutuyor.

Ben de bu koşullar altında, iki tanesini Küresel Köy süpermarketinden ortalama 30 liraya aldığım buz gibi Alman marka biranın – elbette ‘yüzde 0,0’ alkolsüz versiyonunun – etkisiyle, dönüşte düşünüyorum.

Bir soğuk meze tepsisi gibi önüme dökülen, hangi birini seçeceğimi tek mideyle bilemediğim bu uygarlık meyhanesinin Küresel Köy’ünü, bu ayık kafayla, acaba nereden anımsıyorum?

Yarım yamalak bütünlüğünden?

Gürültüsünden?

Yasalar çerçevesinde izin verilmiş, verilmese bile alıp başını gitmiş saçmalık, estetik esriklik ve batan Titanik deliliğini hissettiğiniz şu karnaval rekabetinden?

Boy ve işlev hastalığından?

Saray, anıt, kanıt, tarih ve kültür bozması, şu elektrikli, faturası hepimize çıkan, LED demeden leblebiyi size çoktan yedirten yerli, millî, kamusal oyuncaklarından?

Ama en çok da karanlık meydanında, o sözde karnaval havasında kuşku ve saçmalığın daniskası sponsorluğunda toplanan o rastlantısal, çok kültürlü ama sahici, birbirine sığınmacı haldeki güruhundan?

Yin – Yang gibi, onca yalancı aydınlığın ortasında tüm kararlılığıyla, aldırışsızlığıyla biriken ve garip bir başka tür aydınlanma ile oradan arkasına bakmadan ayrılan, koyu, gelişi çok güzel, çıkışta ‘hadi len’ diyerek bu gaza gelmeyen o insan uğultusundan?

.

Küresel Köy, ziyaretçilerine yönelik gerçek ötesi vaatleri ve sıkı yönetime taş çıkaran sözde ‘gezi’ hürriyeti ile görebilen için insanı ‘adeta yurdunda hissettiriyor’.

Öyle ki, Paris’ten İstanbul’a, Londra’dan Afganistan’a birçok noktaya tüm aktüel politik gerilimi altında adım attığınız bu Truman Show misali devre mülk âlemde, 1001 gece masalları, üzerinize ışık kusarak tek gecelik bir küresel maval yığınına dönüşüyor.

Hayır, tam hatırlayacağım…

…Tek gecede 1001 Gece mavalları yaşadığım bu distopik köydeki ütopik ‘gezi’mi ister istemez yarıda kesiyor, ‘sinir dışı’ ediliyorum.

Uygar Batı’nın sığınmacıları denizden ve vize ofislerinden en medeni bahanelerle püskürttüğü, Mısır’ın piramitlerin dibinde yine terörle boğuştuğu, ABD’nin komşusu Meksika dibine ördüğü milyar dolarlık çit uğruna kendi hükümeti kapısına kilit vurduğu, İngiltere’nin yükselen ulusal çıkarlar doğrultusunda ‘yemişim Avrupa’yı’ dediği bir dünyada, siz hangi tarafta kalmaktan yana olurdunuz?

Bilgi: globalvillage.ae

YAZARIN DİĞER YAZILARI