Funda Başaran
Funda Başaran

Türk Telekom hikâyesi: Neden daha çok ödüyoruz?

Cuma, 28 Aralık, 2018
Zararlı çıkan yine sıradan kullanıcı oldu bile. Adil kullanım kotası kalkarken internet tarifelerine gelen olağanüstü zam, Türk Telekom’un toptan hat kiralama bedellerine yaptığı yüzde 66 zam ile tüm hizmetlere yansıyacak. Bu yansımanın ilk göstergelerinden birisi, Turkcell’in mobil cihazlardan kişisel erişim noktası özelliğinin kullanımını ücretli hale getirmesi. Daha nelerle karşılaşacağımızı ilerleyen zamanlarda göreceğiz.

Türk Telekom’da Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’nin yüzde 55’lik hissesinin Garanti Bankası, İş Bankası ve Akbank ortaklığında kurulan Levent Yönetim Yapılandırma A.Ş.’ye devredilmesiyle zorlu bir dönem başladı. Türk Telekom’un özelleştirilme ihalesi 2005 yılının Temmuz ayında tamamlanmış ve aynı yılın kasım ayında da şirketin yönetimi, TV kameraları ve yoğun bir izleyici kitlesi önünde törenle Muhammed Harriri’nin OGER Telecom firmasına devredilmişti.

Beş yılda 6 milyar 550 milyon dolar karşılığında Türk Telekom’un yüzde 55 oranındaki hissesinin blok olarak sahibi olan Oger Telecom, Türkiye’de 600 milyon TL sermaye ile kurduğu ve yüzde  99’una sahip olduğu Ojer Telekomünikasyon A.Ş. (OTAŞ) aracılığı ile Türk Telekom’u devir aldı. Türk Telekom A.Ş.’nin 2005 yılı sonundaki kârı 2,1 milyar dolar olarak açıklandı. Devir esnasında ilk peşinat olarak 1,3 milyar dolar ödeyen OTAŞ, ikinci taksidi de ödedikten sonra 2007 yılında üçüncü taksidin yerine geri kalan parayı tek seferde ödemeyi önerdi. Çok sayıda bankanın oluşturduğu bir konsorsiyumdan aldığı kredi ile 4,3 milyar dolarlık ödemeyi yaptı. 2013 yılında bu kredinin sadece 900 milyon dolarının ödendiği, gerisinin ödenmediği anlaşıldı. OTAŞ, Akbank, Garanti Bankası ve İş Bankası’nın liderlik ettiği 29 yerli ve yabancı bankanın oluşturduğu konsorsiyumdan, 4,75 milyar dolarlık bir kredi daha aldı. 2016 yılında ise bu ikinci kredinin ödenmediği ortaya çıktı. Sonuçta bugüne dek Türk Telekom A.Ş. hisselerini karşılık göstererek aldığı kredilerle devlete olan borcunu ödeyen ve kendi kâr payını da alan OTAŞ firmasının yüzde 55 hissesi, 25 milyar liraya yakın borcu karşılığında bankalara devredildi. Ancak Füsun S. Nebil’in haberi borcun sadece bankalara olan 25 milyar liradan ibaret olmadığını ortaya koyuyor. Ayrıca bu yılın eylül ayı itibariyle şirket 3,6 milyar lira zarar etmiş durumda. Bütün bunlar Türkiye’de telekomünikasyon alanında zorlu bir dönemin başladığını gösteriyor.

PTT’DEN TÜRK TELEKOM’A

Türk Telekom’un özelleştirilmesi 1990’lı yılların ortalarında konuşulmaya başlandı. Elbette ki bu, dünyada esen küreselleşme rüzgarları ve neoliberal yeniden yapılandırma söyleminden bağımsız değildi. Ayrıca konuşulmaya başlandığında Türkiye’de telekomünikasyon alanının yeniden yapılandırılması süreci çoktan başlamıştı. Yeniden yapılandırmanın serbestleştirme, kuralsızlaştırma, şirketleştirme ve özelleştirme diye takip edilecek bir süreci izlediği düşünüldüğünde epey de yol alınmıştı. Yani eskiden PTT tarafından sağlanan uç cihazlar piyasası, yani telekomünikasyon ağına bağlanmak için son kullanıcının kullandığı cihazlar piyasası serbestleştirilmiş, telekomünikasyon cihazları alanında ulusal üretim yapan NETAŞ ve TELETAŞ özelleştirilmiş, yeni telekomünikasyon hizmetleri alanında yap-işlet-devret, gelir paylaşımı gibi yöntemler uygulanmaya başlanmış hatta 1994 yılında PTT’nin ikiye ayrılması ve Türk Telekom A.Ş.’nin kurulmasını öngören yasada yer alan “Bakanlık, mobil telefon, çağrı cihazı, data şebekesi, akıllı şebeke, kablo TV, ankesörlü telefon, uydu sistemleri, rehber basım ve benzeri katma değerli hizmetler konularında sermaye şirketlerine tekel oluşturmayacak koşulları da dikkate almak suretiyle işletme lisans ve ruhsatı (sermaye şirketlerinin devralacakları ve bizzat kuracakları tesislerin işletilmesine yönelik olarak) verebilir” hükmü ile lisans ve ruhsat devirlerinin önü açılmıştı. Bu yasal değişiklik sonrasında 1995 yılında o zamana dek PTT tarafından verilen posta ve telekomünikasyon hizmetleri ayrıştırılarak, telekomünikasyon hizmetleri yeni kurulan Türk Telekom A.Ş.’ye devredildi. İlerleyen yıllarda düzenleme işlevini yerine getirecek kuruluşlar oluşturuldu. Özelleştirme için uygun koşulların yaratılabilmesi için telekomünikasyon sektörü farklı katmanlara ayrıldı. Aslında hepsi aynı telekomünikasyon altyapısının unsurları olan internet, cep telefonu, uydu ve kablo hizmetleri ayrıştırılarak kimi özelleştirildi, kimi de şirketleştirildi.

Bu arada da gerekli yasal altyapı hazırlanmadan Türk Telekom A.Ş.’yi özelleştirmek üzere girişimlerde bulunuldu. Ancak bunların hepsi Anayasa’ya aykırı bulunarak durduruldu.

İYİMSER SENARYONUN İFLAS YILLARI

O yıllar telekomünikasyon alanına dair iyimser bir senaryonun hâlâ egemenliğini sürdürdüğü yıllardı. Bu iyimser senaryoya göre telekomünikasyon sektöründe özelleştirme ve serbestleştirmeyi içeren bu politikalar bütünü işletilebildiğinde, sektör rekabetçi bir piyasa olacak, yabancı sermayenin yatırımının önündeki engeller kalkacak, telekomünikasyon hizmetleri rekabet sonucunda ucuzlayacak, telekomünikasyon ağlarında teknolojik gelişmelere uygun iyileştirmeler gerçekleşecek ve hatta bütün bunların sonucu olarak gelişmekte olan ülkeler bu telekomünikasyon ağları üzerinden akan bilgi sayesinde hızla gelişecekti.

Egemen senaryo bu olmasına rağmen, 90’ların sonlarına doğru durumun pek de bu kadar mükemmel olmadığı yavaş yavaş açığa çıkmaya başladı. Hatta 1998 yılı itibariyle Türk Telekom’un özelleştirilmesi önünde engel kalmamış olmasına rağmen, özelleştirme gerçekleşemedi. Türk Telekom’un özelleştirilememesinin nedeni genellikle işçi sendikaları ve sivil toplum örgütlerinin muhalefeti, siyasi kargaşa, bürokratik hantallık ile açıklansa da, asıl neden o günlerde alarm vermeye başlamış olan ve 2000 yılında NASDAQ’da görkemli bir biçimde çöken iyimser senaryonun iflasıydı.

İYİMSER SENARYO TÜRKİYE’DE DE ÇÖKTÜ

İyimser senaryonun iflas etmesi tabii ki Türk Telekom’un özelleştirilmesinin önüne geçemedi. Ancak 2005’te Türk Telekom A.Ş.’nin özelleştirilmesi öncesine, cep telefonu alanına, hatta alanda yaşanan tekil bir olaya Turkcell ile Aria arasında yaşanan roaming sorununa da bir bakmak gerekiyor. (Roaming, bir GSM işletmecisine ait hizmetlerin, diğer bir işletmeciye ait ekipmanlar üzerinden çalışmasına veya bir diğer sisteme ara bağlantısına imkan sağlayan sistemler arası dolaşım anlamına geliyor). Çünkü telekomünikasyon alanında uygulamaya koyulan neoliberal politikaların anlaşılabilmesi, nedenlerinin ve sonuçlarının ortaya koyulabilmesi için, cep telefonu hizmet alanı özelleştirme, serbestleştirme ve kuralsızlaştırma politikalarının ilk kez denendiği bir alan olarak son derece önemli.

Türkiye’de dijital cep telefonu hizmeti GSM 900 standardıyla, PTT ile iki ayrı konsorsiyum arasında imzalanan sözleşme uyarınca 1994 yılında verilmeye başlandı. Bu iki konsorsiyum Turkcell ve Telsim’di. İmzalanan sözleşmeler ise o dönemin telekomünikasyon mevzuatı başka bir yönteme izin vermediği için “Gelir paylaşımı” esas alınarak hazırlandı. “Yasal düzenlemelerle daha sonra lisansa dönüştürmek üzere” hazırlanmış olan sözleşmeler, 1998 yılında 500 milyon dolar bedel karşılığında lisans sözleşmesine dönüştü. Böylece, 500 milyon dolar karşılığında, cep telefonu pazarına, çoğunluğu Uzan Ailesi’ne ait Telsim ile Çukurova Grubu, Murat Vargı, Ericsson, Kavala Grubu ve Telecom Finland’ın ortak olduğu Turkcell hakim oldu. Ancak bu süreçte yapılan asimetrik arabağlantı sözleşmesinin devlet aleyhine hükümler içermesi ve lisans bedellerinin objektif ve reel bir biçimde belirlenmemesi nedeniyle devletin zarara uğratıldığı meclis soruşturma komisyonunda bile kabul edildi.

1999 yılının son günlerinde Ulaştırma Bakanlığı, GSM 1800 hizmetlerini başlatma ve biri TT’ye olmak üzere üç yeni lisans verme kararı aldı. Yeni ihale, alanda büyük heyecan yarattı. Cep telefonları alanının gelişme hızı ve potansiyeli, Türkiye’de bütün sermaye çevrelerinin dikkatini alana yöneltmiş durumdaydı. GSM 1800’de ilk lisansı ihalede en yüksek bedeli veren alacak, ikinci GSM lisans devri için de birinci ihaleye katılan şirketler davet edilecek ve bu şirketler birinci GSM lisansı ihalesinde belirlenen tutar ya da onun üzerinde teklif vereceklerdi. Türk Telekomünikasyon A.Ş.’ye verilecek üçüncü GSM lisansı için de, birinci GSM lisansı için belirlenen en yüksek fiyat Türk Telekom tarafından Hazine’ye ödenecekti.

TAHKİM VE BİRLEŞME

İlk lisans 12 Nisan 2000’de İş Bankası, Telekom Italia konsorsiyumuna 2 milyar 525 milyon dolar karşılığında verildi. İkinci ihaleye ise, hiç bir konsorsiyum teklif sunmadı. Böylece Türkiye cep telefonu pazarında Turkcell, Telsim, İş Bankası-Telekom İtalia konsorsiyumunun GSM 1800 operatörü Aria ve Türk Telekomünikasyon A.Ş.’nin kurduğu Aycell’le birlikte dört operatör hizmet sunmaya başladılar.

Aria, Ulaştırma Bakanlığı ve Telekomünikasyon Kurumu’na roaming başvurusu yaptığını duyurdu. Yani bu dolaşım konusu çözüldüğü takdirde, Aria dört ilde altyapı kurmuş olmasına rağmen, rakipleri olan Turkcell ve Telsim’in altyapısını kullanmak yoluyla tüm Türkiye’de hizmet verebilir hale gelecekti. Ancak Turkcell böyle bir anlaşmayı imzalamayacağını belirterek yasal yollara başvurdu ve bir ihtiyati tedbir kararı aldırdı. Telsim ise anlaşma için çok yüksek bir bedel önerdi. 2002 yılının Şubat ayına gelindiğinde, roaming sorunu hâlâ çözülememişti. Araya o dönemin düzenleyici kuruluşu olan Telekomünikasyon Kurumu girdi. Şirketleri anlaşma yapmaya çağırdı. 2002 yılının Nisan ayında mesele hükümete aksetti. Dönemin Devlet Bakanı Kemal Derviş, 1 Nisan 2002’de ulusal dolaşım anlaşması yükümlülüğünü yerine getirmemeleri durumunda, Turkcell ve Telsim’e idari para cezası uygulanabileceğini bildirdi. Ancak bütün bunların Turkcell üzerinde herhangi bir yaptırımı olmadı.

Roaming sorunu çözülemeyince 27 Mart 2003’de Aria, Paris’teki Tahkim Komisyonu’na başvurdu. 8 Nisan 2003 tarihli gazetelere, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İş-Tim’in Aria için Türkiye Telekomünikasyon Kurumu aleyhine ICC Tahkim Divanı’nda açtığı ‘‘2.5 milyar dolarlık zararın tazmini davasını’’ çözmeye çalıştıkları açıklaması yansıdı. Mayıs ayında, Aria’nın İtalyan ortağı TİM, “Türkiye’den çekilebilecekleri” açıklamasını yaptı. Bu açıklamadan bir hafta sonra Türkiye’yi ziyaret eden dönemin İtalya Başbakanı Berlusconi ile Recep Tayyip Erdoğan Aria ile Aycell’in birleşmesi kararını aldıklarını 13 Mayıs 2003 tarihinde açıkladılar. Basına yansıyan haberlere göre, birleşmenin koşulları arasında Aria’nın Uluslararası Tahkim Yasaları çerçevesinde Kurum’a karşı yapmış olduğu her türlü hukuki takibi sonlandırması, yani Telekomünikasyon Kurumu aleyhine açtığı 4.3 milyar dolarlık tahkim davasını geri çekmesi de bulunuyordu.

SADECE BECERİKSİZLİK VE KÖTÜ NİYET Mİ?

Türkiye’de ilk özelleştirilmiş telekomünikasyon hizmeti olan cep telefonları alanında bu yaşananlar, aslında özelleştirmenin ve serbestleştirmenin rekabete neden olacağı, böylece de hizmet kalitesinin artması ve fiyatların düşmesi ile sonuçlanacağı senaryosunun geçerli olmadığını, yaşanan gerçekliğin piyasada özel tekeller tesis etmekten öte bir şey olmadığını açıkça ortaya koymuştu.

Bütün bunları hatırlatmamın nedeni, 2005 yılında Türk Telekom özelleştirmesine çıkılırken iyimser senaryonun hem uluslararası düzeyde çöktüğünü hem de ulusal düzeyde inandırıcılığını yitirdiğini bir kez daha göstermek. Sadece bu tekil olay bile, bugün Türk Telekom A.Ş.’nin başına gelenlerin o günden görülebilir olduğunu, hatta görülmüş olduğunu, görülmüş ve buna ilişkin herhangi bir önlem alınmamış olduğunu söylemek için de yeterli görünüyor.

Tekrar Türk Telekom A.Ş.’de yaşanan hisse devri ve yeni dönem bahsine dönersek, bütün bunlar şirketin hisselerinin yüzde 55’ine sahip olan ve şirketin yönetimini üstlenen Oger Telecom’un beceriksizliği ve kötü niyeti ile açıklanabilir mi? Özellikle de 2005 yılında Türk Telekom A.Ş.’nin özelleştirilmesinden bu yana yaşanan taşeronlaştırma, siyasi kadrolaşma, hizmet fiyatlarının artışına karşılık, kalitenin düşmesi süreçleri düşünüldüğünde…

Füsun Nebil’in yukarıda bahsettiğim yazısından Türk Telekom A.Ş.’nin borsa değerinin son on yılda dörtte birine düşmüş olduğunu, bunun sadece Türk Telekom için geçerli olmadığını, sektördeki tüm şirketlerin borsa değerlerinde benzer bir kayıp yaşandığını, sektörde büyümenin tamamen durduğunu da öğreniyoruz. Tabii ki bütün bunların sonunda zararlı çıkan yine sıradan kullanıcı olacak. Hatta oldu bile. Adil kullanım kotası kalkarken internet tarifelerine gelen olağanüstü zam, Türk Telekom’un toptan hat kiralama bedellerine yaptığı yüzde 66 zam ile tüm hizmetlere yansıyacak. Bu yansımanın ilk göstergelerinden birisi, Turkcell’in mobil cihazlardan kişisel erişim noktası özelliğinin kullanımını ücretli hale getirmesi. Daha nelerle karşılaşacağımızı ilerleyen zamanlarda göreceğiz.

Sonuçta neoliberalizm tüm dünyada çöküyor, neoliberal politikaların yarattığı sonuçlar tüm dünyada tartışılıyor, serbestleştirme ve özelleştirmelerin sonuçlarını artık dışarıdan verilen örneklerle anlamaya çalışmak yerine bizzat deneyimliyoruz.


Funda Başaran kimdir?

1990 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Bilgisayar Mühendisliği bölümünü bitirdi. 1995 yılının Eylül ayında Yüksek Lisans öğrencisi olarak başladığı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde 1996 yılının Ocak ayında araştırma görevlisi oldu. 7 Şubat 2017 tarihinde 686 nolu KHK ile ihraç edilene dek, 21 yıl boyunca aynı fakültede sırasıyla araştırma görevlisi, yardımcı doçent, doçent ve profesör ünvanlarıyla çalıştı. Akademik çalışmaları yanında TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Ankara Şubesi'nde Yönetim Kurulu üyeliği, yine TMMOB’ye bağlı Bilgisayar Mühendisleri Odası’nın kurucu yönetim kurulu başkanlığı yaptı. Hala TMMOB Bilgisayar Mühendisleri Odası’nın Onur Kurulu üyesidir. Ayrıca Alternatif Medya Derneği ve Halkevleri Vakfı’nın Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerini yürütmektedir. İşçi Filmleri Festivali’nin başlangıcından bu yana değişik süreçlerinde gönüllü olarak yer almıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI