Aydın Selcen
Aydın Selcen

Trump'tan hepimize bay bay...

Pazar, 23 Aralık, 2018
Trump, 14 Aralık’ta gerçekleşen telefon görüşmesinde, Erdoğan’ın bilinen savlarını dinledikten sonra “Ne diyeceğim biliyor musun, al senin olsun” demiş ve liderler söz konusu konuşmaya katılan Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton ve Cumhurbaşkanlığı Başdanışman Kalın’a konu hakkında istişareyi sürdürme talimatı vermişler.

ABD Başkanı Trump Suriye’de “ne yarbay, ne albay, hepinize bay bay…” deyiverdi. Vaşington’un günde on sekiz saat çalışan çevik adımlı konuşma notu yazıcısı bürokratlarını da, arkalarında bir ömürlük savaş alanı deneyimi ve yanlarında sandıklarla tarih kitabı bulunduran Savunma Bakanı Mattis gibi ağır toplarını da kafa kafaya tokuşturdu. (Hakkını teslim edelim: Mattis’in de Trump’a “bay bay” dediğini eklemeli.) Telefonun hattının diğer ucundaki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bile bu ani elvedadan şaşkınlığa uğradığı anlaşılıyor.

Geçen pazar günkü yazımda “ABD, Türkiye’yle TSK’nın Fırat’ın doğusuna tek yanlı askeri müdahalesinin (hariciye ağzıyla) ‘modalitelerini’ konuşur duruma sürüklenmiş oldu.” öngörüsünde bulunmuştum. Bozuk bir saatin dahi hiç değilse her gün iki kere doğru saati göstermesi gibi, bu defa yanılmamışım.

Esasen Trump, daha 29 Mart 2018 Ohio’da altyapı konusunda konuşurken aniden konuyu Suriye’ye getirip “pek yakında Suriye’den çekiliyoruz, bırakalım başkaları ilgilensin” demişti. Washington Post’un haberine göre podyumdan indikten sonra ulusal güvenlik ve dış politika danışmanlarının panik içinde koşuşturmalarını zevkle izlemiş.

Ayrıca Trump, 27 Kasım 2018 tarihinde aynı gazeteye verdiği söyleşide de keza, Ortadoğu’dan söz ederken “yani, biliyorsunuz, aniden öyle bir nokta gelir ki, artık orada kalmanıza gerek kalmaz” demişti. Bir başka deyişle, Erdoğan ne denli açık sözlü bir siyasi liderse, Trump’ın da ondan aşağı kalır yanı yok. Her ikisinin de ne söylediğini ciddiye almakta yarar var.

Trump, 14 Aralık’ta gerçekleşen telefon görüşmesinde, Erdoğan’ın bilinen savlarını dinledikten sonra “ne diyeceğim biliyor musun, al senin olsun” demiş ve liderler söz konusu konuşmaya katılan Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton ve Cumhurbaşkanlığı Başdanışman Kalın’a konu hakkında istişareyi sürdürme talimatı vermişler. Nitekim sivil personel çekildi bile ve iki bin civarındaki ABD Özel Kuvvetler mensubu da çekilmeye başladı.

ABD sisteminin nasıl çalıştığına biraz aşina olanlar ve Obama döneminde ABD’nin çok daha büyük bir kuvveti komşu Irak’tan nasıl çektiğini anımsayanlar, o “üs” denilen “ileri harekat üslerinin” (“FOB”), “gözlem noktası” denilen üzeri işaretli küçük yapıların ve Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bugüne dek verilen (“TIR’lar dolusu!”) hafif silah ve mühimmatın nasıl biz göz açıp kapayıncaya dek oldukları yerde bırakılacağını ve ABD’nin bizim buralarda sanılandan çok daha süratle Suriye’den tümüyle çıkacağını görecektir.

Şimdi, “ABD Kandil’den Akdeniz’e dek uzanacak bir Kürdistan’ı başkenti Diyarbakır olacak biçimde kurduruyor” diyenler herhalde kafalarını kaşıyacaklar. Şam açısından önemli, küresel bakımdan keyfe keder olduğunu vurgulayageldiğim hidrokarbon kaynaklarına ABD’nin çökeceğini savlayanlar da öyle. “Sahada güçlü olan, masaya güçlü oturur” buyuranlar hakeza. Kobani’den girip, Kamışlı’dan çıkmayı, yahut Tel Abyad/GreSpi ile Ras El Ayn/Serakani’den girip Rakka’yı, Deyrezor’u fethetmeyi tasarlayanlar da masalarına kalem, kağıt, cetvel ve kollu FACIT hesap makinelerini koymuşlardır muhtemelen.

Kellesini avuçlarının arasına alanlara, ABD’nin “Fırat’ın doğusu” demeye alıştığımız üçgen bölgede (ve Tenef’deki) minimalist askeri varlığını sürdürmesinin üç önceliğinin IŞİD’i yenilgiye uğratmak ve yeniden bir tehdide dönüşmesini engellemek, İran’ı alan dışında tutmak, Rusya ile İran’a topyekun bir Suriye zaferi hediye etmemek olduğunu öne süren amadeniz gibiler de dahil edilmeli kuşkusuz. Demek söz konusu üç öncelikten sonuncusu geçersiz, ilk ikisinin hasıl edilmesi için de ABD mevcudiyeti olmazsa olmaz değil-miş.

Önceki bahtsız Dışişleri Bakanı Tillerson Suriye’ye iki yüz milyon ABD Doları tutarında insani yardım taahhüdünden söz edince nasıl arka kapıdan koşar adım çıkmak zorunda kalmış ve Trump söz konusu katkıyı iptal edip, Suudi Arabistan (SA) ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) “pamuk eller cebe beyler” demişti hatırlayın. Bu defa, Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey Suriye’nin yeniden imarı için 300-400 milyar (!) ABD Doları’na gereksinim duyulacağını belirtince başkanın eli tüvütreye gayri ihtiyari uzanmıştır sanırım.

Trump, ABD’nin Suriye’de IŞİD’i yeterince tokatladığını, Fransa gibi başka heveskar varsa işe devam edebileceğini söylüyor. Erdoğan’a da IŞİD’le mücadelede samimiyse, Fırat Kalkanı’nda olduğu gibi alana girebileceğini dile getiriyor. Rusya’nın “zaferi” Hizbullah’ı İsrail sınırından uzak tutacağı hatta giderek Rusya’nın İran’ın yerine geçeceği anlamına geliyorsa, bu duruma da razı olacağını haber veriyor. Türkiye alana girince, bunun kendiliğinden İran’ın alandışı durumunun süreceği demek olacağını düşünüyor.

Trump, Erdoğan’a nam-ı diğer Rojava’yı yılbaşı armağanı olarak sunarken, Erdoğan da İran Cumhurbaşkanı Ruhani’yi Ankara’da ağırlayıp ABD’nin ambargo siyasetini Türkiye’nin yok saydığı anlamında gayet net ifadelerde bulunuyordu. Yarın, öbür gün posbıyıklı Bolton Paşa, el pençe divan Trump’ın karşısına çıkar da “hünkarım, cümle Fırat-ı Şarki vilayetini cemile kabilinden takdim kıldığınız Osmanlı, meğer Acem şahıyla sütre gerisinde teşrik-i mesaideymiş” derse ne cevap alır, onu şimdiden kestirmek pek güç.

Erdoğan bir süredir, belki adı barışı çağrıştırdığı cihetle pek ısınamadığı, Zeytin Dalı Harekatı’na “Zeytinlik Operasyonu” diyor. Nasıl IŞİD’den DAEŞ’e geçildiyse sanırım bu yeni adlandırma artık resmileşecektir. ABD çekilirken, Rusya Afrin’deki gibi yeşil ışık yaktığı ve Şam’dan da sarı ışık devşirdiği takdirde, tahminimce TSK’nin yerel Arap kabileler ve YPG/YPJ ile zoraki işbirliğinden mutsuz SDG’nin Arap milis bileşenleriyle ortaklaşa bir “Fırat Hançeri” harekatı yapılacaktır. Bu mutasavver “hançer”, Tel Abyad-Ras El Ayn arasından, söz konusu iki sınır kasabasının denetimini devralarak, güneye Rakka’ya uzanacaktır.

Böylece Afrin’den kovulan Kürtlerin elinde sadece Kobani ve Kamışlı-Haseke-Derik/Malikiye-Amude kalması hedeflenecek. Derik-Amude ucuna da herhalde Şam’ın ve KDP-KYB destekli ENKS’nin hakimiyetinin sağlanması için uğraşılacak. Pekiyi Şam, ENKS’yi mi, PYD’yi mi tercih eder? Öyleyse Şam’la uzlaşma için Ankara ile PYD arasında ayrı bir yarışın başladığı söylenebilir. Hangi tarafın ipi göğüsleyeceğine de muhtemelen Putin hakemlik edecek. Putin’e rağmen, temelinde baştan sona bir husumet tarihi olan Türkiye-Suriye ikili ilişkilerinde yeni bir çatışma sayfası açılır mı, o da bir başka olasılık. Şu an için en şiddetli zaman baskısı altında olan ve en zayıf elle masada oturan PYD…


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI