Kültigin Kağan Akbulut
Kültigin Kağan Akbulut

Çalıkuşu'ndan sanatçı-öğretmenlere: Gazi Resim-İş'e bakış

Cuma, 21 Aralık, 2018
SALT Galata'da yer alan İdealist Mektep, Üretken Atölye sergisi Türkiye modernleşmesinin önemli parçalarından Gazi Resim-İş bölümünü ele alıyor.

Seni bilmem ama ben usandım, mucizeler memleketi vatandaşı olarak yaşamaktan… Hem mucizeden mucizeye hopluyoruz, hem kıçımızda donumuz yok.
Bozkırdaki Çekirdek, Kemal Tahir

Yeni Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk geçen ay katıldığı bir televizyon programında Köy Enstitüleri’nin devam etmesi gerektiğini, kendi doğası içinde özgün bir tasarım içerdiğini belirten bir açıklamada bulundu. AKP iktidarının içinden birinin böyle bir açıklamada bulunması ufak da olsa bir şaşkınlık yarattı. Selçuk devamındaki sözlerinde asıl meseleye vurgu yapmış: “Günlük siyasi sıkıntılar vardı, belirli kişiler ya da gruplar, Köy Enstitüleri’ni kendi dünya görüşlerinin bir doktrinasyon aracı olarak kullanmaya başladılar.” Selçuk devamında da Marshall Yardımları çerçevesinde devamının getirilmediğini de eklemiş.

Köy Enstitüleri Türkiye modernleşmesinin en çok ve hâlâ tartışılan başlıklarından biri. Bir tarafta “köylü aydınlanmasının” büyük bir parçası olduğuna dair düşünceler var. Bir tarafta da o meşhur komünizm tehlikesi. Ancak kendini sağda ya da solda tanımlasın, birçok kişinin şu sıralar eğitim sisteminden şikayetçi olduğu ortada. Komünizm tehlikesi de kalmadığına göre Selçuk’un Köy Enstitüleri’ni övmesinin pek de bir tehlikesi yok.

Tabii ki Köy Enstitüleri projesini tek başına ele almamak gerek. Halkevleri, Gazi Eğitim Fakültesi Resim-İş bölümü gibi tartışmanın dışında kalan yapılar da var. Salt Galata’da yer alan “1932’den 1973’e Gazi Resim-İş İdealist Mektep, Üretken Atölye” sergisi bu pek bilinmeyen, araştırılmamış alana bakıyor.

.

1932, bölümün kuruluş yılı. Köy Enstitüleri ve Halkevleri de benzer tarihlerde kuruluyor. Serginin sınır koyduğu 1973 yılı da hem bölümün yatılı eğitim sisteminin kaldırıldığı hem de üniversitelerin siyasallaşmaya başladığı yıla tekabül ediyor. Bölümün amacı Anayasa’ya eğitim hakkı girmiş olmasına rağmen öğretmen eksikliğinden dolayı temel eğitim verilememesinin önüne geçmek. Tabii ki daha önemli mesele de “eskinin ataletini” kırmak, üretime odaklanmak ve “yeni adam”ları inşa etmek. Gazi’nin Resim-İş bölümü de sanatı ve zanaatı temel alması bakımından bu eğitim yapıları arasından farklılaşıyor.

Sergiyi SALT ekibinden Onur Yıldız ve Sezin Romi hazırlamış. Onur Yıldız, bu çalışmanın SALT’ın Türkiye sanat tarihinin kaydını tutmaya dair süregelen çabasının bir sonucu olduğunu belirtiyor. Devamında da şunları ekliyor. “Yürüttüğümüz bu araştırmalar kapsamında görece az bilinen, hakkında az konuşulan ve sanat tarihi yazımında az bahsi geçen bir kurumunun görünürlüğüne katkı sunmaya çalıştık. İstanbul ve Akademi merkezli sanat tarihini anlatısının kenarına itilmiş ve sanata dair kendine has bir tavrı bulunan Resim-İş bölümüne olan ilgimiz bu anlamda hakim anlatıya bir itirazı barındırmakta.”

Yıldız ayrıca dönemin pedagoji tartışmalarının da bu noktada önemli olduğunu belirtiyor. “Sanat ve işi bir arada kavrayan pedagojik yaklaşımın sanat eğitiminin ve üretiminin tekniklerini, araçlarını ve amaçlarını yeniden düşünmeye dair bir imkan olduğunu düşünüyoruz. 1908’den itibaren eğitim çevrelerinde devam eden bir tartışma olan iş pedagojisi meselesi yalnızca Gazi Eğitim Enstitüsü değil, sergide bahsi geçen diğer Cumhuriyet kurumları ile beraber tüm dünyada süregiden bir tartışmaya sundukları katkı ile önemli. Bu pedagojik sorgulamanın, Batılılaşma ve geç modernleşme tartışmalarına dair sorgulamalara kapı açan bir hat olduğunu düşünüyoruz. ”

.

İdealist Mektep, Üretken Atölye sergisi arşiv materyalleriyle üretilen işleri bir arada sunuyor. Yeni Adam, Sanat ve Sanatçılar dergilerinde yazılan tartışmalar, Ülkü dergisinin Gazi Resim-İş öğretmenlerince hazırlanmış kapakları, arşiv kayıtları ve kitaplar sergide yer alıyor. Bölüm öğretmenlerinden ressam ve yazar Malik Aksel’in “kadın tasvirlerine” odaklanan tabloları bir seçkiyle değerlendirilirken, bölümden mezun birçok sanatçının işleri de sergide görülebiliyor.

Modernizm anlatısına dair en büyük eksikliklerden biri de toplumsal cinsiyetin bu tartışmalar içindeki yeri. Yeni Cumhuriyet’te kadınların konumuna dair tasvirlerin bir erkeğin elinden çıkmış olmasını artık bıktıran “yanlış modernizm” tartışmaları arasına koyabiliriz. Ya da en basitinden “Yeni Adam”ları. Sergi bu nedenle bölümün kadın hocalarından Nevide Gökaydın, Mürşide İçmeli ve Hidayet Telli’nin Metin Yurdanur tarafından yapılmış büstlerini öne çıkarıyor.

SALT’ın modernizmi ele alan sergilerinin ayırt edici kısmı malzemeler ve küratörlükle oluşturulan eleştirel tonu. Ancak İdealist Mektep, Üretken Atölye sergisinin bu açıdan eksik olduğunu düşündüm. Cengiz Çekil’in 1200 Saat işi ve İsmail Saray’ın Duvara Ders Anlatma enstalasyonu bu modernist pratiklerin dışına da çıkıldığını gösteriyor tabii ki. Fakat serginin kolayca idealize edilmiş “Köy Enstitüsü” anlatısının içine girebileceği hissine kapıldım. Serginin içinde bu eleştirel yönü barındıracak çekirdeği aradım. Sezin Romi de bu konuyla ilgili şunları belirtiyor:

“Bunun tamamlanmış bir araştırma olmadığını, ulaşılması gereken pek çok kişi ile arşiv materyalleri olduğunu kabul ediyoruz. Serginin bu az bilinen kurumun özgün sanat eğitimi hakkında bir farkındalık yaratmasını, sorular sordurmasını ve yeni araştırmaların önünü açmasını amaçlıyoruz. Yeni yılda düzenleyeceğimiz kamu programları ile de bunu destekleyeceğiz.”

Ya da kim bilir, belki de modernist diskurda bu çekirdeğin olup olmadığını sormalıyız. Kemal Tahir’in dediği gibi: “Çekirdeği olsa, bozkır kalır mıydı bozkır?”

YAZARIN DİĞER YAZILARI