Kent yaşamı için kadınlar ve hak savunucuları

Perşembe, 13 Aralık, 2018
Sivil toplumun içine çekildiği açmaza rağmen bir nebze de olsa partiler ötesi sivil siyasetin, ortaklaşma deneyimi yerel seçim gündeminde kendisine yer bulamıyor.

Kadın belediye başkanları, sivil toplum deneyimli belediye başkanları, imar rantından ibaret görülen yerel yönetimlerin insani dönüşümü için bir fırsat. Yaşanabilir kentler ya da her kesimden insanın ortak yaşam alanı olan kentler için, insanı önceleyen kişilerin seçilmesi şart. İktidar ve muhalefet cephelerinde süren ittifak görüşmelerinin gündemine hiç girmese de halkın mutluluğu buna bağlı. Halkın mutluluğunu temel görev sayacak yönetim/yönetişim anlayışı her nerede bilen yok ama söylemekte fayda var. Demokrasinin esamisi okunmayan düzende seçmene değil yazık ki seçtirene dönük sözler. Parti karar vericilerine, demokratikleşme yönünde açılım gerektiğini düşünen, insanı önceleyen parti yöneticilerine…

Sivil toplumun içine çekildiği açmaza rağmen bir nebze de olsa partiler ötesi sivil siyasetin, ortaklaşma deneyimi yerel seçim gündeminde kendisine yer bulamıyor. Ötekileştirme, düşmanlaştırma, yabancılaştırma yöntemini, seçmen konsolidasyonu için neredeyse yegane çare gören iktidarın belirlediği gündeme savruluyor muhalefet de. Oysa muhalefetin kaderi, kutuplaşma ortamından çıkış çabasına bağlı. Özellikle yerel seçimler, her kesimden oy alma potansiyeline sahip adaylarla kutuplaştırma siyasetini geriletmek için biçilmiş kaftan. Muhalefet, özellikle CHP, sivil toplum deneyimi sayesinde ötekinin nabzını tutma becerisine sahip, sorunları yaşayarak veya farklı toplumsal kesimlerle temas yoluyla bilen aday adaylarının yolunu açmaya yönelse keşke.

Siyaseti, sivil alanda yürüten kişiler, partili olsa bile ulusal ve yerel sorunlara ortak çözüm önerilerini dikkate alarak politika üretme konusunda oldukça deneyim kazanıyor. Kimlik siyasetinin dışına çıkabilme açısından çok kıymetli böyle deneyimler. Mevcut Siyasi Partiler Kanunu’yla, Seçim Kanunu’yla parti disiplini cenderesine sıkışmış, çekirdekten partili politikacıların, yönetişim yöntemlerini tecrübe edebildiği tek yer sivil alan. Sivil alan dediğim zaman rahmetli yazarımız Kürşat Bumin’in yaklaşımıyla meslek örgütlerini, bu alana dahil etmediğimi belirtmekte yarar var. Kanunla kurulmuş, kamu kurumu niteliğindeki odalar ve baroların sivil toplum örgütü olarak anılması, bizde sivil alanın gelişmesini engelleyen yaralardan. Bu nedenle onları sivil saymıyorum. Sendikalar biraz daha farklı olmakla birlikte, işçi haklarını savunma temeline sahip bu sivil baskı gruplarını da gönüllü örgütlülükten ayrı bir yere koymak gerektiği kanısındayım.

Gönüllülük esasıyla kurulup yürütülen özellikle hak temelli oluşumları, sivil toplum örgütü olarak isimlendirmek gerekir. Hak savunuculuğu, kimlik siyasetine karşı argüman geliştirip politika üretme potansiyeline sahip ender yapılanmalardan bana göre. Dolayısıyla yerel seçimlerde adayların sivil siyaset tecrübesine sahip kişilerden seçilmesi, yerelin sorunlarına doğru çözüm üretilirken ülkenin önünü açma fırsatı da sunabilir.
Bu açıdan bakınca İstanbul Avcılar belediyesi için CHP aday adayı Turan Hançerli, iyi örneklerden. Parti Meclisi üyesi de olan Hançerli, sivil toplum deneyimiyle, yerel yönetimde ülkenin ihtiyacı olan farkı yaratmaya aday. Avukatlık yaşamında binlerce işçinin hukuk mücadelesini kazanmasını sağladığını belirten Hançerli, Avrupa’da holdingler tarafından dolandırılan gurbetçilerimizin, Diyarbakır’da ağaya karşı mücadele veren Sinan köylülerinin yanında da kendisinin olduğunu belirtiyor, basın açıklamasında. “2013’te değişiklik yaptı bu hükümet on binlerce engelli
ve yaşlının aylığını kesti. Onun mücadelesini yürüttüm ve hâlâ mücadele ediyorum. Kanunun yaşlılar lehine değişmesini sağladık. Devlet tarafından icraya verilen 80 bin vatandaşın azledilmesini sağlayan kardeşinizim” sözleriyle, mesleki yaşamını da şekillendiren hak mücadelesini vurguluyor.

Kamu kaynaklarının israfına itirazı, adaylık kararında etkili olmuş görünüyor. “Avcılar’ı, 450 bin kişinin mutluluk ve huzurla yaşadığı bir ilçeye dönüştürmek” emelini açıklarken “birlikte yönetmeyi teklif ediyorum” sözleriyle adaylığını ilan ediyor. Halen Çorlu tren kazasındaki kazazedelerin ve yakınlarının gönüllü avukatlığını da yürütmekte olan Turan Hançerli’nin bu yaklaşımı CHP karar vericilerini de cezbeder umarım. Engelleri aşma azminin, Türkiye’nin önündeki engelleri aşmaya da büyük katkı sunacağına inandığım kişilerden Turan Hançerli, yolu açık olsun.

Tüm partilerin sivil alanda hak savunuculuğu deneyimine sahip adayları öncelemesiyle, yerel siyasetin ülke geneline yeni ve taze bir soluk alma şansı sunacağına inancım çok güçlü. Seçtirecek olanlar, partizanlık ve kısır politik çekişmelerle dolu gündemi aşabilirlerse neden olmasın? Her kesimden oy almış, efsane başkan olarak ünlenmiş Turgut Altınok, vaktiyle çirkin saldırılarla siyasetten uzaklaştırılmıştı. Keçiören Belediye Başkanlarından Turgut Altınok’un adaylık yolunu, vaktiyle “muhtar bile seçtirmem” sözleriyle tıkadığı rivayet edilen Erdoğan, her kesimi kucaklayan yerel yöneticiye hem de Keçiören’de bile ihtiyaç duyar halde. Dolayısıyla bu yerel seçimlerde muhalefet, siyasal kamplaşmayı aşma fırsatlarını iyi değerlendirmeli. Üstelik şimdi Turgut Altınok’un başkanlığına sevinen Keçiörenliler bile hayli endişeliyken. AKP seçmeni olduğunu söyleyen bir taksi şoförünün soru-yorumu, 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde iktidar yanlısı seçmenin zihnini kurcalayan temel sorun ortada duruyor. Seçmen, kayyım hukuksuzluğunun parti içi yansıması olan zorla istifa ettirilen başkanları hatırlatarak, “şimdi oy versem bile sonra görevden alınıp yerine seçmediğim bir kişinin getirilmeyeceğini nereden bileyim?” sorusuyla ortaya koyuyor, açmazını. AKP seçmeni en sevdiği aday için bile böyle bir endişe yaşarken normalde muhalefetin bu şansı iyi kullanması beklenir ama…


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI