Kaliforniya'nın asıl starı: Los Angeles

Pazar, 9 Aralık, 2018
Çarşamba gecesi Los Angeles Lakers evinde San Antonio Spurs'ü ağırlarken ben de Staples Center'da kalabalıklar arasında maçı ve daha önemlisi LeBron James'i izleme fırsatı buldum. Tabii maç akşamdı ve biz de boş durmadık, Los Angeles'ın sokaklarında gezinip şehrin basketbol havasını, biraz da LeBron James nabzını hissetmeye çalıştık.

Los Angeles… Herhalde dünyanın hiçbir yerinde yıldızlar bu kadar parlamıyordur. Düşlerinizin kendinizden büyük olması gerekiyor yürümeniz için Hollywood kaldırımlarında. Şöhret ağları sizi bir sardı mı uykunuzdan bir daha asla uyanmak istemezsiniz. Mışıl mışıl bir rüyayı yaşamak belki de her şeyden daha gerçektir.

Los Angeles birçok ünlü sanatçıya, sporcuya, televizyon yıldızına ev sahipliği yapar. Herkes buraya onları görebilmek için gelir. Peki ya onlar? Tabii ki restoranlara, barlara veya eğlence merkezlerine giderler ama bir şey vardır ki hepsini bir noktada toplar: Los Angeles Lakers.

NBA tarihinde 16 kez şampiyon olmuş, Los Angeles’ın gerçek starıdır Lakers takımı. Jerry West, Wilt Chamberlain, Elgin Baylor, Kareem Abdul-Jabbar, Magic Johnson, Shaquille O’neal ve Kobe Bryant… NBA tarihinin en büyük 10-15 oyuncusunu saydığınızda birçoğunun Lakers forması giymiş olduğunu görürsünüz. Şimdi ise yeni bir süper yıldızı ailesine kattı: LeBron James.

Kimilerine göre hep abartılıyor, kimilerine o çoktan Michael Jordan’ı geçti. Herkes bunu tartışadururken biz de kendimizi Los Angeles sokaklarına atalım. Çarşamba gecesi Los Angeles Lakers evinde San Antonio Spurs’ü ağırlarken ben de Staples Center’da kalabalıklar arasında maçı ve daha önemlisi LeBron James’i izleme fırsatı buldum. Tabii maç akşamdı ve biz de boş durmadık, Los Angeles’ın sokaklarında gezinip şehrin basketbol nabzını, biraz da LeBron James nabzını hissetmeye çalıştık. İsterseniz en baştan başlayalım…

MAÇ GÜNÜ

Çarşamba sabahı uyanır uyanmaz hemen maç havasına girdim. Kahve almak için kahvaltıya inmeye karar verdiğimde eşim çoktan Kobe Bryant’ın Lakers formasını üstüne geçirmişti. Yani anlayacağınız 34 yıllık bir Lakers taraftarı olarak maçın havasına girmemem mümkün değildi. Hollywood’da kaldığım otelden Downtown Los Angeles’a erken geçmeye karar verdim. Kendimi sokağa attığımda yüzüme vuran sıcacık Hollywood esintisi bana “Daha ne duruyorsun?!” dedi. Hemen Staples Center’a geçtim. Hazır izdiham yokken birkaç resim çekerim diye stada doğru yol aldım. Vardım ki bir de ne göreyim… Sabahın saat 10’u, Lakers taraftarı formalarıyla çoktan sokağa dökülmüş ve stadın etrafındaki mekanları doldurmuştu. Kobe Bryant sonrası birkaç yıldır kaybedilen o hava ve heyecan yeniden gelmiş şehre. Bunun tek nedeni olabilirdi: Lonzo Ball. Şaka yapıyorum, tabii ki LeBron James.

LeBron James çılgınlığı gerçekten inanılmaz. Yazın Lakers’a transferinden beri medya tarafından abartıldığını düşünüyordum ama yanılmışım. Ben çok uzun yıllardır böyle bir çılgınlık görmedim, yemek yediğim pizzacıdan, yollarda konuştuğum taksicilere kadar. Sokakları temizleyen temizlik görevlileriyle dahil herkesle uzun sohbetler ettim ama herkesin gündeminde, dilinde tek bir isim mevcuttu: LeBron James. Yanlış anlaşılmasın sadece basketbol delisi erkeklerle değil daha çok kadınlarla konuştum. Basketbolla ilgilensin ilgilenmesin her kadın LeBron James hakkında söyleyecek bir şeyler bulabiliyor.

.

EFSANELERE SAYGI

Maç saatine daha çok varken ben de Staples Center’ın hemen önünde, kimilerine göre sırtında açık alanda yer alan müzesini gezeyim dedim. Burada sadece Lakers’ın değil, Los Angeles’ın efsane olmuş sporcularının heykelleri yer alıyor. Tabii ki birçoğu Lakers efsanesi.

Jerry West: Bugünkü genç nesiller çok bilmezler ama aslında NBA’in en çok görülen ama tanınmayan efsanesi odur. Hani şu meşhur NBA logosu vardır ve her yerde kullanılır. Formalarda, tişörtlerde, ürünlerde, reklamlarda, kısacası her yerde. O logoda bir siluet vardır, işte o Jerry West’tir. İlk onun heykelini ziyaret ettim.

Chick Hearn: Francis Dayle Hearn. Asıl adı bu. O bir Lakers efsanesi. Hatta efsanelerin efsanesi. Ama topuyla değil, mikrofonuyla. Eski stadı “The Forum”da ve daha sonra inşa edilen “Staples Center”da onun anlatımıyla yaşandı bütün şampiyonluklar. Bütün efsane oyuncuların isimlerini o zikretti arenanın semalarında. İnsanlar onun sesiyle maçın havasına girdi yıllarca. 2002 yılında vefat eden efsane mikrofonun heykelini oturduğu masayla yapmaları çok özenli. Hâlâ en çok ilgi gören heykel denilebilir.

Magic Johnson: Onun heykeline baktığımda ilk düşündüğüm şey ona olan minnettarlığımdı. Şimdi herkes izliyor NBA’i ama aslında NBA’in bugün bu noktada olmasının sadece üç nedeni var. İlk ikisi Magic Johnson ve Larry Bird ve onların arasındaki yıllarca süren Los Angeles Lakers – Boston Celtics rekabeti. Üçüncü neden ise onların ardından 90’lı yıllardaki Michael Jordan. Showtime basketbolunun mimarı ve Los Angeles’ın imajını temsil eden Magic Johnson’a saygılarımız ve şükranlarımız asla esirgenemez. Magic şimdi ise Lakers’ın basketbol işlerinin başkanı pozisyonunda görev yapıyor ve LeBron James transferini bizzat kendisi gerçekleştirdi. Yani bir kez daha NBA tarihine yön verdi.

Shaquille O’Neal: Aslında çok enteresan. 1992 yılında ilk draft ediliği zamanı hatırlıyorum. Çocukluk ve gençlik kahramanım. NBA tarihinin gelmiş geçmiş en dominant oyuncusuna dönüştüğünü bizzat izledim. Onun tarafında olduğum için zevkliydi ama bir de bunu başka takımların taraftarlarına sormak lazım. Sonra basketbolu bırakıyor, yıllar geçiyor ve heykeli stadın çevresini süslüyor. Zaman çok hızlı ve hayat çok acı. Shaq heykeline baktığımda tek bir şey geldi aklıma. Aslında yaş olarak hiçbirimiz ilerlemiyoruz. Sadece geride bıraktıklarımız artıyor.

Not: Kobe Bryant heykeli henüz dikilmedi ama 2020 gibi dikileceği konuşuluyor.

MAÇ BAŞLIYOR

Evet, maç saati yaklaştı ve stadın kapıları açılıyor. Ben de kuyrukta yerimi aldım ama şükür ki fazla uzak değildim, hemen kuyruğun başlarındaydım. Yani stada giren 12 veya 13’üncü taraftardım. Etrafıma baktım ve bütün gün gözlemlediğim “LeBron çılgınlığı”nın beden bulmuş halini gördüm. Giydikleri formalar, üstlerinde başlarında ne varsa LeBron James. Tabii ki aralarında Magic Johnson forması giyen, Shaq forması giyen ve Kobe Bryant forması giyenler de bir hayli çoktu ama LeBron James belli ki şu anda oranın “prima donna”sı.

Arenaya girdik ve yerlerimiz aldık. İşin ilginç tarafı şansıma sıradan bir maça değil, Spurs maçına denk gelmiş olmam. Hem Los Angeles şehrinin geçmiş rakibi hem LeBron James’in. 2000, 2001 ve 2002 yıllarında Shaq ve Kobe ile üç sene üst üste şampiyon olan Lakers’ın hanedanlığına 2003 yılında San Antonio Spurs son vermişti. Zaten aynı konferansta oldukları için normal sezon ve playoff geçmişleri bir hayli fazla. LeBron James ise Miami Heat ile 2012 ve 2013 yıllarında şampiyon olduktan sonra üçüncü şampiyonluk şansını elinden çalan takım yine Spurs olmuştu. Ve o yaz LeBron, Miami’den ayrılıp yeniden Cleveland’a dönmüştü. O sene Miami şampiyon olsaydı belki LeBron Heat forması giymeye devam edecek ve NBA tarihi farklı yöne doğru akacaktı.

MAÇTAN NOTLAR

.

Skoru hep kafa kafaya giden maçta gülen taraf maçın son üç dakikasında oyunu kopartan Los Angeles Lakers oldu: 121-113. Maçla ilgili anlatılacak birkaç şey var. O detaylara girmek gerekir. Los Angeles’ın basketbol kültürü starlar üzerinden yürüyen bir anlayıştır. Yani hiçbir zaman sistem veya jenerasyon takımı değil, en ‘baba’ oyuncuya sahip olma kültürüdür. Mesela 80’li yıllardaki Lakers’ın müthiş kadrosundan söz eder herkes ama aslında gerçekçi olmak gerekirse işin aslı hiç de öyle değil. Ellerinde ligin en büyük starı Magic Johnson vardı ve NBA tarihinin en çok sayı atan oyuncusu Kareem Abdul-Jabbar vardı. 2000’li yıllardaki Lakers’ı düşünün bir de. Ligin kadro ilk 3’e 5’e takımıydı ama ligin en iyi iki oyuncusu vardı ellerinde. Shaquille O’neal ve Kobe Bryant. Yani Los Angeles’tan bahsedeceksek, kültürünü ve hatta basketbol kültürünü size anlatacaksak işin zemin katından başlamamız lazım. Zaten LeBron James transferinin altında yatan sebep de bu. “Yıllardır yarışta yokuz. Ama yine gidip en iyi oyuncuyu alabilecek kadar güçlü ve büyüğüz” algısını yeniden oluşturmak için yapılmış bir hamle. Ki keza yeniden yarışa girebilmek için ellerindeki oyuncuları daha iyi seviyeye getirmeleri gerekir. Bunun için de LeBron James’ten daha iyisi yok. Belki de NBA tarihinde yok. Neden bu yoldan ilerlemesin Lakers takımı?

Çıldıran seyirciyi artık pas geçiyorum. Zaten “LeBron çılgınlığı”ndan defalarca bahsettik. Lakers takımında bir vites düşüklüğü sezdim. Yani normalde bu takımın kapasitesinin böyle olduğunu düşünüyordum daha önceden. Bence bu takımdan fazlası elde edilebilir ve hâlâ potansiyelinin çok altında oynadıklarını düşünüyorum. Kyle Kuzma bir süper yıldız seviyesine oynayabilecek meziyetlere sahip. Ki keza patlayacılığıyla seyirciyi hop oturtup hop kaldırdı. Brendon Ingram ise çok yetenekli ama henüz kendine bir oyun kimliği edinmemiş izlenimi veriyor.

Lonzo Ball’un çok kötü bir oyuncu olduğunu düşünüyorken aslında savunma anlamında takıma çok fazla katkı sağladığını gördüm. Rajon Rondo’nun Lonzo Ball’u kesmesi çok zor. Koç Luke Walton, sırf veteran diye Rajon Rondo’yu yeniden ilk beşe yazarsa Lonzo’nun yerine büyük hata yapacağını öngörüyorum. Lonzo Ball kenardan gelerek yapabileceği katkı sınırlı ama Rajon Rondo en azından kenardan gelerek takıma ekstra sayılar kazandırabilir. Lonzo da böylelikle maçın başından itibaren rakip gardlara bir savunma direnci oluşturabilir. Geçen seneye göre azıcık gerilim var ama Lonzo’nun gerçekten şutu üzerinde bir hayli çalışması gerekiyor.

Bir ara maçı bırakıp sadece LeBron izledim. Yaptıklarını, yapamadıklarını, vücut dilini. Öyle antrenör yiyen adam profili pek göremedim. En azından Miami’de Eric Spoelstra’ya yaptığı tripleri belli ki Luke Walton’a yapmıyor. Tabii Lakers çok büyük bir camia, öyle koç, yemek vesaire gibi şeyler o kadar kolay işler değil. En azından rahmetli Jerry Buss döneminde öyle bir yer değildi. Oğlu Jim Buss döneminde biraz rezil işler görüldü ama kız kardeşi Jeanie Buss koltuğa geçince ve ağabeyini de takımdan uzaklaştırınca eski kültür yeni geri getirildi denilebilir.

LeBron James, Kobe Bryant dönemi sonrası farklı bir basketbol kültürü getirdi Lakers takımına. Daha kolektif, daha total oyun, daha paylaşımcı ve verimli bir oyun. Kobe Bryant dönemi biraz daha “tek adam” şovuydu. Lakers kötü bile olsa Kobe dümene geçiyordu ve galibiyeti rakibin ellerinden söküp alıyordu. LeBron James ile birlikte Lakers biraz daha uzun vadede daha planlı bir oyun oynuyor diyebiliriz. En azından daha doğaçlama ve yaratıcı. Ama LeBron 33 yaşında ve yeterince vakti olacak, onu bekleyip göreceğiz.

Kobe Bryant, maçtan bir gün önce yaptığı açıklama ile medyaya bomba gibi düştü. Lakers’ın şampiyonluk şansı sorulduğunda yaptığı açıklamayı olduğu gibi buraya bırakıyorum:

“Elbette kazanacaklar. Tabii ki kazanacaklar. Bunu çözmeye kararlılar. Çözecekler de. Bu yolculuğun tadını çıkarın çünkü göz açıp kapayıncaya kadar şampiyon olacağız. İşte o zaman tüm Warriors taraftarlarına güleceğiz. Zamanında oraya oynamaya gittiğimde, etrafta bir sürü Lakers formalı kişiler görürdüm. Şimdi baktığımda ‘Nasıl ya?’ diyorum.”

Los Angeles şehrinin, Lakers taraftarının nabzını ve ne düşündüğünü hiçbir şey Kobe Bryant’ın bu açıklamasından daha iyi anlatamazdı. Kaliforniya’nın dört takımı çıkıyor. Sacramento Kings, LA Clippers, Golden State Warriors ve onlara göre eyaletin 16 şampiyonluklu starı: Los Angeles Lakers.


Ara Gözbek kimdir?

Yayın hayatına 2005'te üniversite radyosu CIU FM'de başlayan Ara Gözbek aralıksız üç sene İngilizce ve Türkçe yayınlarla canlı radyo programı hazırladı ve sundu. 2005'te CNN Türk'te Frekans programında yapım asistanı ve muhabir olarak görev aldı. Gazeteciliğe ilk olarak 2006'da BirGün gazetesinde adım attı. BirGün'de Pazar eki ve spor bölümlerinde 400'den fazla makale yayınladı, ardından Türkiye'nin en çok takip edilen spor haber sitesi sporx.com yazarlığa devam etti. 2007 yazında staj yaptığı TRT'de “NBA Europe Live” adı altında NBA'in uluslararası projesinde TRT'yi NBA muhabiri olarak temsil etti. SporX TV'de “NBA ARA'SI” programını yaptı. Bunların dışında Taraf gazetesi, tempo24.com.tr ve birçok sitede makaleleri ve haberleri yayınlandı. Döneminde çok popüler bir radyo olan Metro FM'de pek çok programa konuk ve yorumcu olarak katıldı. sokaksesi.com sitesinin ve Android ile Apple'larda uygulaması da olan Sokak Sesi Radyosu'nu kurup burada uzun bir süre “underground” radyo yayınları yaptı. Halen Gazete Duvar'da yazmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI