‘Şampi…’

Cuma, 7 Aralık, 2018
Türkiye ana akım sinemasında görmeye fazla alışık olmadığımız bir özen ve görsel atmosferle inşa edilmiş yılın dikkat çekici yapımlarından birisi olarak kayıtlara geçecektir kuşku yok ki “Şampiyon”. ‘Şampiyonluk’ tam olarak gelmemiş olsa da, çok önemli bir kısmının elde edildiği kesin!

Türkiye ‘ana akım’ sinemasının temel sorunlarından birisi, seyircinin ‘vasatını’ çok aşağılarda bir yerlerde konumlandırması. Bu kabul de büyük oranda izleyicinin televizyon ile kurduğu hikaye ve estetik ilişkisinin sinemada da geçerli olduğu öngörüsünden geliyor. Yani, ister komik, ister acıklı olsun mümkün olduğunca seyirciyi istismar etmek üzerine inşa edilmiş bir dil bu.

Hal böyle olunca kalıplaşmış senaryo yapılarının tekrar edildiği, duygu ve heyecanın bir yükseltilip bir alçaltıldığı ama adına ‘sinema’ demekten imtina edeceğimiz ‘filmler’ çıkıyor ortaya. Üstüne, zaten vasatın altında inşa edilen estetik dilin çok da maharetli yönetmenlere ihtiyaç duymaması, televizyon dizisi işçiliğinin geçer akçe olarak kabul edilmesi eklendiğinde kısa vadede yıl içinde birkaç film hatırı sayılır gişeler elde etse de onlarcasının battığı gerçeğini de ekleyelim. Yani ne seyirci yapabiliyorlar ne de sinema.

Kimi sıkıntılarına rağmen bu kısır döngünün şimdilik, Ahmet Katıksız’ın Serkan Yörük ile kaleme aldığı senaryodan çektiği “Şampiyon” ile kırıldığını gönül rahatlığıyla ifade edebiliriz. İlerleyen satırlarda değineceğimiz yerleşik senaryo sıkıntıları bir yana ortada ana akım sinemada görmeye pek de alışık olmadığımız bir görsel dil ve işçilik çıktığını peşinen söyleyelim. Burada kastettiğim, örneğin Cem Yılmaz filmlerindeki özenden daha öte bir sinema duygusu. Açılış sahnesinden itibaren, her kadrajında özenli bir yönetmenlik hissinin seyirciye de geçmesi. Zorlu at yarışı sahnelerindeki teknik işçiliğin kalitesinin yanına bir yönetmen gözünün de eklendiğini fark etmemiz.

“Şampiyon”, 90’lı yılların ikinci yarısına damga vuran yarış atı Bold Pilot ile jokeyi Halis Karataş’ı merkeze alıyor asıl olarak. Bilmeyenler için kısaca Bold Pilot’dan bahsetmek gerekirse 1996 yılı Gazi Koşusu’daki rekoru hala kırılamayan, Uluslararası yarışları ve özelikle de her yarışı geriden gelerek kazanmasıyla meşhur bu at bugün bile yarış dünyasının unutulmazları arasındaki yerini koruyor. Yarış severler arasında kupon yaparken “Bold Pilot’un yanına at yazılmaz” dedirtecek kadar prestiji olan bir efsaneden bahsediyoruz. Ve tabii, Sivas’tan çıkıp dönemin önemli at sahiplerinden Özdemir Atman’ın yanında çalışmaya başlayan ve bugün hala Türkiye’nin en büyük jokeyi olarak kabul edilen Halis Karataş’ı da bunun yanına eklemeyi unutmayalım. Bu muhteşem ikiliye, Halis Karataş’ın patronunun kızı Begüm Atman ile yaşadığı büyük aşk da eklendiğinde ortaya dört başı mamur bir sinema malzemesi çıkıyor.

“Şampiyon”, ilk bölümde ağırlıklı olarak Halis Karataş ve Bold Pilot arasındaki ilişkiye odaklanıyor. Karataş’ın Sivas’tan gelip Atman Çiftliği’nde işe başlaması Bold Pilot ile tanışması, ikisinin arasında karşılıklı güven ve saygı duygusunun inşa edilişindeki iniş ve çıkışlar, ilk yarışlar, ilk zaferler. Bir süre sonra Karataş ile Begüm Atman arasındaki duygusal yakınlık da hikayenin parçası haline gelmeye başlıyor. Begüm Atman’ın kanserle mücadelesi ile Bold Pilot’un zaferleri arasında kurgusal bir paralellik inşa ediliyor ve bir anlamda üçlünün kaderi birleştiriliyor. Bu yapı bir noktaya kadar gayet başarılı bir şekilde işliyor ancak özellikle filmin ikinci yarısında film, Bold Pilot-Karataş ikilisini bir yana bırakarak Begüm Atman’ın hastalıkla mücadele sürecine kaydırıyor odağını ve seyircinin duygularına oynamaya başlıyor. Hiç kuşkusuz bu mücadele önemli fakat filmin yapısını bozduğunu, Bold Pilot ve Halis Karataş üzerine inşa edilen hikayeyi akamete uğrattığını belirtmeden geçmeyelim. Üstelik kimi yerlerde açıkça seyircinin duygularını istismar etmeye yönelik hamleler de seziliyor. Tabii burada Begüm Atman’ın hayatını kaybetmiş olmasının, aile ve Halis Karataş’ın hassasiyetlerinin, yapımcının seyirci kaygısıyla talep ettiklerinin payı ne kadar bilinmez. Ama filmin sinematik gücünün düştüğü bir gerçek.

Öte yandan Ahmet Katıksız, Halis Karataş’ın babasıyla kurduğu ilişkiyi bir yan hikaye olarak ustaca filmin içine yedirmeyi başarıyor. Aynı şekilde, Bold Pilot’un başarılarının toplumda bulduğu karşılığı, geniş kitleler tarafından saygı duyulan ve sevilen bir at haline gelmiş olmasına da filmin aralarına serpiştirdiği yan hikayelerle besliyor. Burada belki, Bold Pilot’un hep geriden gelerek yarış kazanmasının insanlarda yarattığı etkinin nedenini Özdemir Atman’ın ağzından duymak yerine başka bir karakter üzerinden anlamak daha etkili olabilirdi. Ama böyle bir tercih belki filmi başka bir yere sürükleyebilirdi.

Türkiye ana akım sinemasında görmeye fazla alışık olmadığımız bir özen ve görsel atmosferle inşa edilmiş yılın dikkat çekici yapımlarından birisi olarak kayıtlara geçecektir kuşku yok ki “Şampiyon”. Bitirirken, bir spor medyası klişesine başvuralım. Futbol medyası şampiyonluğa oynayan takımlar bitime kısa bir süre kala maç kazandığında “Şampi…” başlığı atmayı çok severler. Bu şampiyonluğun çoğu geldi anlamına gelir. Bu klişeyi bozup film için de “Şampi…” başlığını atabiliriz. ‘Şampiyonluk’ tam olarak gelmemiş olsa da, çok önemli bir kısmının elde edildiği kesin!

YÖNETMEN: Ahmet Katıksız
OYUNCULAR: Ekin Koç, Farah Zeynep Abdullah, Fikret Kuşkan, Serkan Ercan, Erdem Akaççe, Sibel Taşçıoğlu
YAPIM: 2018 Türkiye
SÜRE: 129 dk.

YAZARIN DİĞER YAZILARI