Ali Duran Topuz
Ali Duran Topuz

Yargımız hukuktan bağımsızdır abiler!

Cumartesi, 1 Aralık, 2018
Selahattin Demirtaş hakkında İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'nden gelen kararı “tanımama” yani “işi bitirme” prosedürü dün tamamlandı. Sürecin her aşaması, anti-hukukun nasıl işlediğinin örneğiydi. Bir şeyin işinin bittiği kesin: Hukukun işi bitmiştir.

Eski zamanlarda devlet zulmüyle karşılaşanların bir iç geçirme lafı vardı: “Osmanlı’da oyun bitmez.” Neo-Osmanlı’da niye bitsin?

Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin açık kararına rağmen eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tahliyesine karar vermeyi reddetti. Ret gerekçeleri, anti-hukukun işleyişini billur biçimde ortaya koydu, adeta bir gösteriydi bu:

Malum, İHAM kararı ilk açıklandığında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bizi bağlamaz. Karşı hamlemizi yapar işi bitiririz” demişti. Ardından “AK Partili hukukçular”ın raporu geldi; rapor, “Bizi bağlamaz” lafı çok doğru bir laf diyordu özetle, iktidar partisinin hukukçularının genel başkanlarının sözlerini hukuk kalıbına sokma dışına bir iş yapacağını kimse beklemiyordu zaten. Onlar partiliydi. Formül de bulunmuş gibiydi: “Karar kesinleşmedi…”

Mahkeme de rapordaki fikri takip ederek “Karar kesinleşmedi” dedi, işi bitirdi. Uysa da uymasa da.

HUKUKUN İŞİ ÇOKTAN BİTTİ

İş bitti. Neyin işi bitti peki? Siyasal liderin sözü kısa sürede “mahkeme kararı” şeklini alıyorsa, öncelikle yargının işi bitmiştir. Mahkeme, liderin sözünü “kanun” olarak bile almamış, doğrudan talimat biçiminde değerlendirmiştir. “Yargı”nın kendi işini bitirdiği yerde, hukukun işi zaten yoktur, çoktan bitmiştir.

Gerekçeye geçelim: İlk bakışta, kanun maddeleri, sözleşme hükümleri filan tekrarlanarak sanki bir hukuk tartışması yapıyormuş izlenimi veriliyor. Rapordaki gibi. Oysa bir tür el, daha doğrusu laf çabukluğundan ibaret yapılan. Çünkü “kesinleşmiş karar” ile “nihai karar” lafları arasındaki cambazlıktan çıkarılıyor sonuç.

MAHKEME İHAM KARARINI TARTIŞAMAZ

Cambazlık şurada:

İHAM kararının “kesinleşmesi”ne dair prosedür başka bir şey, dairenin saptadığı durumun, yani ihlal kararının “nihai” olması başka bir şeydir. Demirtaş’ın başvurusunu değerlendiren Daire, tutuklu kalmasının “ihlal” olduğunu saptamıştır ve bu saptama değişmeyecektir, saptamanın ilan edildiği an itibarıyla bu karar nihaidir. Üstelik İHAM bir karar aldığında, hakkında karar oluşturulan ülkedeki mahkemelerin bunu tartışma imkânı yoktur. “İhlal” mahkeme eliyle gerçekleşmişse, mahkeme kendini düzeltecek, yani ihlali ortadan kaldıracaktır. İhlal, idari bir işlemle olsaydı mahkeme, ihlali yapan idarenin “hukuka uymakla” mükellef olduğunu ihtar ederek, ihlalin giderilmesine hükmetmek zorunda olurdu. İç mahkemenin yetkileri ve görevleri bir “uygulamama” kararı almaya uygun değildir. Tek görevi verilen karara uymak, tek yetkisi kararın uygulanmasını istemektir.

İHAM, tutukluluğun “ihlal” oluşturduğuna karar vermiş ve “tahliye edilmesi gerektiğini” dile getirmiştir. Bunu da kararında açıkça dile getirmiş ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini “tutukluluğun sonlandırılması için gerekli önlemleri almaya”, yani ihlali bitirmeye, yani Demirtaş’ı tahliye etmeye mahkum etmiştir. Yetkisini tanıdığınız bir mahkemenin kararını tanımayacaksanız, bunu bari anayasa madde 90 ile yapmayın! Çünkü o madde, İHAM kararının acele sonuçlandırılması gerektiğini söylüyor, tersini değil. İktidar hukukçuları, İHAM’ın temyiz ya da istinaf mahkemesi olmadığını söylüyordu, sanki öyledir diyen varmış gibi. 19’uncu Ağır Ceza ise kendisini İHAM kararının istinaf ya da temyiz makamı olarak atadı böylece.

BİR PROSEDÜR İCADI

Bu işte bir terslik var kesinlikle. T.C. devleti üç gücüyle, yasaması-yürütmesi-yargısı ile ters yola girmiştir. Ters yolu gösteren bir alt-hüküm de var kararda, hani kararın kesinleşip kesinleşmediğinin, nihai olup olmadığının Adalet Bakanlığı’na sorulmasına hükmeden bölüm. Sözleşme tarafı olan “devlet”in yürütmesinin birimi olan Adalet Bakanlığı, savcılar eliyle tahliyeyi kendi istemeliydi esasen, sözleşmenin ve kendi anayasasının gereğini yerine getirmiş olmak için. Yerel mahkeme ise verildiği an itibarıyla uymak zorunda olduğunu bildiği karara uymamak için olmayan bir prosedür icat etmiş oluyor. Öyle tuhaf ki, hem kararın kesinleşmediğinden çok emin, hem de kesinleşip kesinleşmediğini bakanlığa soruyor!

Karar, her bakımdan gerçekten de bağımsız bir yargı kararı; yargı bir kere daha yeni Türkiye’de kendisi dahil hiç kimsenin hukukla bağlı olmadığını ilan etti. Kararla tahliye edilmeyenin sadece Demirtaş olduğunu zanneden feci yanılır, kararla her an herkesin her sebeple içerde olabileceği garantiye alınmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI