Özlem Akarsu Çelik
Özlem Akarsu Çelik

Yeni rejimde hem atanmış hem seçilmiş olmak

Cuma, 30 Kasım, 2018
Bir mahalli idarenin başındaki kişiyi cumhurbaşkanı yardımcısı yapmak, yani “seçilmiş” bir belediye başkanının aynı zamanda “atanmış” bir cumhurbaşkanı yardımcısı olarak görevlendirilmesi, onu diğerlerine göre ayrıcalıklı bir konuma getirme, dokunulmaz kılma anlamını taşır. Cumhurbaşkanı yardımcıları belediye başkanı olamaz diye bir hüküm yok ama bu, yeni yönetim yapısındaki fonksiyonların mantıksal sonucuyla bağdaşmıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu günlerden beri yanından ayırmadığı, en güvendiği isimlerden biri olan, hâlihazırdaki Meclis Başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin son Başbakanı Binali Yıldırım’ın İstanbul büyükşehir belediye başkanlığı adaylığı tartışmaları, AK Parti iktidarının geldiği noktaya dair birçok işaret taşıyor.

Başkentin siyasi kulislerine hâkim gazetecilerden Habertürk Ankara Temsilcisi Bülent Aydemir’in, ‘Binali Yıldırım’ın, taleplerinin karşılanması üzerine İstanbul’dan aday gösterilmesi konusunda partisiyle anlaşmaya vardığını’ duyurduğu o haberde çok önemli hususlar vardı.

Gazeteci Bülent Aydemir, “Yıldırım’ın, protokol konusundaki tavrı ve bugüne kadar üstlendiği görevlerin/makamların devlet mekanizması içinde ezdirilmemesi yönündeki talebi karşılık buldu. Bulunan formülün hayata geçirilmesi ise yeni bir tartışmaya mahal bırakmamak üzere 31 Mart seçimi sonrasına ertelendi. Bu formüle göre Binali Yıldırım, 31 Mart Mahalli İdareler Seçiminde İstanbul’u kazanır ve belediye başkanı olursa Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak görevlendirilecek” diyordu.

“Tartışmaya mahal bırakmamak için” denilmiş ama mevzu tartışılmayacak gibi değil. Çünkü AK Parti’nin, BinaliYıldırım’ın -birazdan detaylandıracağımız- rahatsızlıklarını gidermek üzere bulduğu formül: Seçilmişi atamak… Yani seçilmişi atanmış yaparak dokunulmaz kılmak. Peki bu mümkün mü? İlke olarak elbette mümkün değil. Anayasa ve yasalar ne diyor, bakalım…

Anayasadan Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerine, 2839 Sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’ndan 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’a kadar mevzuatı inceleyince ortaya şu çıkıyor: Seçilmiş bir mahalli idare yöneticisinin atanmasını engelleyen bir düzenleme yok. Ancak bu, yapılacak olanın doğru olduğu anlamına gelmez.

Cumhurbaşkanlığı 1 No’lu Kararnamesi’nin “Cumhurbaşkanı Yardımcıları ve Cumhurbaşkanına Vekâlet” başlıklı 17’nci Maddesi diyor ki:

1-Cumhurbaşkanı yardımcıları, Cumhurbaşkanı tarafından verilen görevi yaparlar.

2-Cumhurbaşkanı yardımcıları, Cumhurbaşkanına karşı sorumludur.

Bu kritik görev için bu önemli kararnamede başka detaya gerek duyulmamış olacak ki, cumhurbaşkanı yardımcılarının cumhurbaşkanına karşı sorumlu olduğu ve onun verdiği görevleri yapacakları bilgisi dışında ne yapamayacaklarına dair bir bilgi yer almıyor.

Anayasa’nın “Mahalli İdareler” başlıklı 127’inci Maddesine bakalım…

Anayasa Madde 127Mahallî idareler; il, belediye veya köy halkının mahallî müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileridir.

Mahallî idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir.

Mahallî idarelerin seçilmiş organlarının, organlık sıfatını kazanmalarına ilişkin itirazların çözümü ve kaybetmeleri, konusundaki denetim yargı yolu ile olur. Ancak, görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahallî idare organları veya bu organların üyelerini, İçişleri Bakanı, geçici bir tedbir olarak, kesin hükme kadar uzaklaştırabilir.

Merkezî idare, mahallî idareler üzerinde, mahallî hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahallî ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idarî vesayet yetkisine sahiptir.

Özetle, Anayasa’ya göre belediye başkanı, seçmenler tarafından seçilerek o makama oturtulan, merkezi idareden bağımsız bir kamu tüzel kişisidir. Bu kişiler hakkında kovuşturma, soruşturma yürütme ve bu kişileri görevden alma yetkisi içişleri bakanındadır. İçişleri bakanı yeni rejime göre cumhurbaşkanı tarafından atanmış, onun emir ve direktiflerini yerine getiren bir kişidir. Cumhurbaşkanı böyle birine (içişleri bakanına), yine kendi emrinde olan ve direktiflerini yerine getirmekle yükümlü bir başkasını (cumhurbaşkanı yardımcısını) soruşturma yetkisi verir mi? Vereceğini düşünmek en hafif tabiriyle saflık olur.

Anayasa hukukçuları ile idare hukukçularına da sordum. Hepsinden benzer yanıtlar aldım. Özetle diyorlar ki:

Bir mahalli idarenin başındaki kişiyi cumhurbaşkanı yardımcısı yapmak, yani “seçilmiş” bir belediye başkanının aynı zamanda “atanmış” bir cumhurbaşkanı yardımcısı olarak görevlendirilmesi, onu diğerlerine göre ayrıcalıklı bir konuma getirme, dokunulmaz kılma anlamını taşır. Cumhurbaşkanı yardımcıları belediye başkanı olamaz diye bir hüküm yok ama bu, yeni yönetim yapısındaki fonksiyonların mantıksal sonucuyla bağdaşmıyor. Burada fonksiyonel bir uyuşmazlık olduğu çok açık.

Gelelim Binali Yıldırım’ın asıl rahatsızlığına… Mesele sadece protokolde valinin arkasında olmak ya da havaalanında atanmış bir bakanı karşılamak zorunda kalmak mı?

Duyduğumuza göre Binali Yıldırım özel sohbetlerde isim vererek gerek Berat Albayrak’tan gerekse bazı bakanlardan yana rahatsızlığını açık açık dile getiriyor ve “Bunlar, ellerine fırsat geçerse beni ezerler” diyor. Erdoğan’a bu kadar yakın bir ismin dahi ezileceğini düşünmesi bize çok şey anlatıyor.

Meclis Başkanı Binali Yıldırım’ın, birçok yetkisini TBMM başkanvekilleri, genel sekreter ve diğer sorumlulara devretmesi, “yerel seçimlere hazırlık” olarak yorumlandı.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın haberine göre, “Meclis Başkanı Binali Yıldırım, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olması durumunda görevinden istifa etmeyecek. Yıldırım, seçim bitene kadar görevinde kalacak. Adaylığı sürecinde de İstanbul sokaklarını Meclis Başkanı olarak dolaşacak.” Muhalefetin tüm bunlara itiraz etmesi gerekmez mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile yerel seçimde ortak aday gösterme konusunu nerede karara bağladı? AK Parti Genel Merkezi’nde değil Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde… Bu bir devlet meselesi mi yoksa parti meselesi mi? Yerel seçime cumhurbaşkanlığı değil AK Parti girdiğine göre tartışmaya bile gerek yok. Peki buna itiraz eden oldu mu? Hayır!

Erdoğan ile Bahçeli, tıpkı 24 Haziran Seçimlerindeki gibi 31 Mart 2019 Yerel Seçimini de “ülkenin beka meselesi” olarak görüyorlar. Dolayısıyla bu görüşmelere parti genel merkezinin değil cumhurbaşkanlığı makamının ev sahipliği yapmasının kendilerince bir açıklaması var. Bu zeminin meşruiyetini sorgulamak isteyenlere Gazete Duvar yazarı Kemal Can’ın son yazısı yol gösterici olacaktır.

Muhalefet, yeni rejimi tahkim etmek için her gün yeni bir adım atan iktidarın “ben yaptım oldu”cu tavrını benimseyerek ve itiraz etmekten vazgeçerek iktidara alternatif olduğu iddiasını sürdüremez.

YAZARIN DİĞER YAZILARI