Ümit Akçay
Ümit Akçay
  • uakcay@gazeteduvar.com.tr

Sanayi daralıyor, batık krediler ve işsizlik artıyor

Perşembe, 22 Kasım, 2018
Sanayi üretiminin daralması, batık kredilerin ve işsizliğin artışı, aynı sürecin, yani ekonomik daralmanın, farklı alanlardaki görünümünden ibaret. Ekonomi yönetimi, ekonomik krizin bir başka görünümü olan cari fazla rakamları ile ‘kolay zaferler’ ilan etmeye çalışsa da, sert bir ekonomik daralmanın henüz başında olduğumuzu vurgulamamız gerekiyor.

Türkiye’de yaşanan ekonomik krizin nedenleri ve krizin gelişim süreci ile ilgili konuları daha önceki yazılarda detaylı olarak ele almıştım. Tekrara düşmemek için bu yazıda bunlara değinmeyeceğim. Krizin nedenleri ve mekanizmaları üzerinde durmak yerine, üç güncel veriden hareket ederek, krizin derinleşmekte olduğuna işaret edeceğim.

BATIK KREDİLER HIZLA ARTIYOR

Yaklaşık bir ay önce, ‘İktidarın anahtarı düşük faiz’ başlıklı yazıda, taksitli kredilerin takibe düşme oranını vermiştim, o zaman oran 6.56 idi. Bir ay sonra bu oran, 7.24’ye yükseldi. Bu veriyi, BDDK’nın açıkladığı Haftalık Bülten’e dayanarak hazırlıyorum. Aşağıdaki grafikte, genellikle küçük ve orta ölçekli sermaye kesimlerinin ve esnafın yaygın olarak kullandığı taksitli ticari kredilerin takibe düşme oranının 2008 krizinden bu yana olan görünümü ele alınıyor. Bu 10 yıllık süreç içinde, yakın dönemdeki üç önemli değişimi, üç rakam ile işaretledim.

.

Grafikte, 1 numara ile gösterilen dönem, ekonomik sorunların yoğunlaşmaya başladığına işaret ediyor. 2015 yılından itibaren başlayan ekonomik zorluklar, KOBİ’lerin ve esnafın batık kredi oranının artmasına neden oluyor.

2 numaralı alan, hükümetin 2017’deki referandumu kazanmak için uygulamaya koyduğu ‘geleceğe kaçış’ planının etkilerini gösteriyor. 2016 sonrasında hayata geçirilen Kredi Garanti Fonu uygulaması, vergi afları, teşvikler ve istihdam destekleri sayesinde, ekonomik yönetimi sorunları geleceğe ertelemeyi başardı. Türkiye’yi yöneten iradenin, iktidarda kalabilmek için 2016 sonrasında uyguladığı bu planın faturasını şu anda tüm Türkiye ödüyor.

Grafikteki 3 numaralı alan, batık kredi oranının sert bir şekilde artmayı sürdürdüğünü gösteriyor. Bu artış, 2008-2009 krizinde Türkiye ekonomisinin yaşadığı ekonomik daralma sırasında hızla artan batık kredi oranı ile paralel şekilde ilerliyor.

SANAYİ DARALIYOR

Yukarıdaki grafikte gösterdiğim ‘geleceğe kaçış’ planının üç aşamasını sanayi üretim verisinden de takip edebiliriz. Aşağıda TÜİK’in açıkladığı, sanayi üretimine ait takvim etkisinden arındırılmış yıllık değişim oranı verileri var. Bu veriden de, batık kredi oranına benzer bir hareket gözleyebiliyoruz.

.

Yukarıdaki grafikteki 1 numaralı alan, 2015’in ikinci yarısında yavaşlamaya başlayan ekonomik faaliyeti gösteriyor. Bu yavaşlama, 2016 ortalarında dip noktasına varıyor. 2 numaralı alanda, ekonomi yönetiminin 2017 referandumunu kazanmak için uyguladığı ‘geleceğe kaçış’ planının sonuçlarını görüyoruz. Bu süreçte sanayi üretimi yeniden canlanıyor.

3 numaralı alanda ise 2017’nin son aylarında başlayan ekonomik çöküş sürecini görüyoruz. Bu veri, bir kez daha, seçimlerin neden öne alındığına da işaret ediyor. Grafikte yer alan son veri eylül ayına ait ve yüzde 2.7 daralma olduğunu gösteriyor. Ekonomik büyüme ile sanayi üretimi verisinin ilişkili olduğunu düşünürsek, Türkiye ekonomisinde daralmanın, yani resesyonun çoktan başladığını öngörebiliriz.

İŞSİZLİK ARTIYOR

Üçüncü grafik işsizlik verisini içeriyor. TÜİK’in açıkladığı işgücü verisindeki, mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranı ile genç nüfusta işsizlik oranı göstergelerini iki ayrı eksende gösterdim. Grafikte, 2010-2013 arasında küresel parasal bollaşma sayesinde Türkiye’nin hızlı büyüdüğü dönemde işsizliğin azaldığını görüyoruz. Bu dönemin, aynı zamanda AKP’nin devlet içindeki iktidar mücadelesinin yoğunlaştığı ve düşen işsizliğin de etkisiyle girdiği seçimlerde ve referandumlarda oylarını artırarak çıktığı dönem olduğuna dikkat çekmek isterim.

.

2013 yılından itibaren üçüncü defa yaşadığımız ekonomik darboğazın etkileri işsizlik rakamındaki sıçramalardan da takip edilebiliyor. 2014’teki, 2016’daki ve son olarak 2018’deki ekonomik darboğazlar, işsizlik oranında kısa süreli geri çekilmeler dışında ana eğilimin artış şeklinde gerçekleşmesini beraberinde getirdi. Son olarak ağustos ayındaki veriyi gösteren yukarıdaki grafikte, dar tanımlı işsizlik oranı 11.2’ye, genç işsizliği ise 19.7’ye çıkmış durumda.

ARA SONUÇ

Bu veriler ışığında, 2018 ekonomik krizinin başladığını söyleyebiliriz. Her üç veride de, krizin hızla ilerlediği görülüyor. Sanayi üretiminin daralması, batık kredilerin ve işsizliğin artışı, aynı sürecin, yani ekonomik daralmanın, farklı alanlardaki görünümünden ibaret. Ekonomi yönetimi, ekonomik krizin bir başka görünümü olan cari fazla rakamları ile ‘kolay zaferler’ ilan etmeye çalışsa da, sert bir ekonomik daralmanın henüz başında olduğumuzu vurgulamamız gerekiyor.


Ümit Akçay kimdir?

Doç. Dr. Ümit Akçay, Berlin School of Economics and Law'da (HWR Berlin) ders vermektedir. Daha önce İstanbul Bilgi Üniversitesi, ODTÜ, Atılım Üniversitesi, New York Üniversitesi ve Ordu Üniversitesi’nde çalıştı. Akçay, Finansallaşma, Borç Krizi ve Çöküş: Küresel Kapitalizmin Geleceği (Ankara: Notabene, 2016) kitabının ortak yazarı; Para, Banka, Devlet: Merkez Bankası Bağımsızlaşmasının Ekonomi Politiği (İstanbul: SAV, 2009) ile Kapitalizmi Planlamak: Türkiye’de Planlamanın ve Devlet Planlama Teşkilatının Dönüşümü (İstanbul: SAV, 2007) kitaplarının yazarıdır. Akçay, güncel olarak uluslararası siyasal iktisat, merkez bankacılığı ve finansallaşma alanlarıyla ilgilenmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI