Kendimizi emanet edemediğimiz hukuk

Perşembe, 22 Kasım, 2018
Yabancı devlet vatandaşı olanlar dışında kimsenin kolay kolay kurtulamadığı gizli tanık ifadeleriyle işleyen yargı, hukuk sayılır oldu. İnsanların kendisini emanet etmeye cesareti kalmayan bir hukuk düzeninde yaşarken Sayın Cumhurbaşkanımızın pardon Başkanımızın, muhtarları demokratik hukuk devleti olduğumuza ikna çabasıyla birlikte Osman Kavala hakkındaki hükmünü ilan edişi de tevafuk.

Erdoğan, AİHM’in Demirtaş kararına Türkiye’nin beklediği gibi itiraz ederken hangi vurguların öne çıkacağını işaret etmiş oldu. 48’inci muhtarlar toplantısındaki konuşmasıyla verdiği ipuçları hep Kobane olaylarına düğümlü. 6-8 Ekim 2015 olaylarında Demirtaş ve HDP dışında kimselerin hele devlet görevlilerinin hiç kusuru yokmuş gibi. Olayların bir ucunda iktidarın, HDP’ye alternatif olmak üzere dişine uygun bir Kürt partisini güçlendirme politikası yokmuş gibi.

Her zamanki gibi terör örgütünün adını ağzına almaktan imtina etmezken bu terör örgütüyle “iltisaklı” ilan edip meşru bir siyasi partinin ismini zikretmekten kaçınışı, asıl sorunun terör ve hukuk değil siyaset olduğunun ispatı. Oy kaygısıyla, siyasi rekabet uğruna ülke barışının, çözümün hiçe sayıldığını düşündüren bu bilindik ve hayli eskimiş tavrın inatla sürdürülmesi, toplumdaki kamplaşmayı, yarılmaya dönüştürme potansiyeline sahip. Devletin bekası uğruna olduğu iddia edilen ama toplum huzurunu yok eden bu ayrıştırıcı dil ve hukuka, demokrasiye, siyasal haklara, örgütlenme özgürlüğüne aykırı politikalar akıl tutulması. Halkı karpuz gibi ikiye ayıran politikalarla mı devletin bekası sağlanır?

Sadece altı ay önce 24 Haziran seçimlerinde milli iradenin, Türkiye genelinde yüzde 11.70 oranıyla HDP üzerinde tecelli eden kısmını ve artısı eksisiyle bu oranda Selahattin Demirtaş’ın katkısını yok sayarak mı ülkede demokrasi olduğunu iddia ediyor, merak konusu. Hadi demokrasinin lafta olduğunu zaten biliyoruz da kendisini kurt politikacı, en iyi siyasetçi olarak kabul ettirmiş bir lider, yıllardır uyguladığı terörle özdeşleştirerek yok sayma politikasına rağmen HDP’nin yok olmadığını da mı görmüyor? Uyguladığı bu seçim stratejisiyle baraj endişesi yaşayan bir partiyi kesinlikle barajı aşacak kemikleşmiş güce ulaştıranlardan birisi olduğunu da görmüyor, sanki. HDP, Türkiyelileşme politikasıyla barajın altından üstüne yerleşip yerini sağlamlaştırmışken Erdoğan yok sayma politikasına devam ettikçe kendi partisine zarar verdiğinin de farkında değil. Bu politikalarla ve güle oynaya getirdiği sistemle, partisi artık ittifaksız seçim kazanamayacak seviyede. Ki ilk anda kesinlikle yerel seçimde ittifakı reddetmişken şimdi bazı illerde ittifaka gitme kararı alması, farkındalığın işareti. Yalnız nedenleri tespitte sorunlu ki hâlâ eskimiş yok sayma politikası berdevam.

Hukuk devleti olduğumuzu da iddia etmişti aynı konuşmada o nedenle hukuka gelelim. Tek bir örnek yeter hukuk devleti özelliğimizi anlamak için. O tek bir örnek de yine aynı konuşmadan olsun. Soros adı anılan aktördü ilgili cümlelerde. Çeşitli ülkelerdeki faaliyetlerinin, sivil toplum örgütlerini destekleyerek devlet politikalarını ve toplumu yönlendirişini kesin olgu olarak sundu. Sonrasında ise ismini ağzına almadan Osman Kavala’yı işaret ederek hükmünü verdi. Soros’un Türkiye temsilcisi olduğunu ilan etti. Yargılama bitmek bir yana henüz başlamamışken Kavala hakkındaki hükmün, Cumhurbaşkanı tarafından verildiği böylece anlaşıldı. Demokratik hukuk devleti olduğumuz iddia edilen bir konuşmada yargı yerine hükmü Başkanın verdiği bir hukuk devleti niteliğiyle, hukuk tarihinde bilinen yerimiz perçinlenmiş oldu.

Adaleti sağlamak, zayıfı güçlü karşısında korumak, bireyi devlet karşısında güçlü kılmak değil bizim hukukumuzun aslı. Komplo teorilerinin hukukundan söz edebiliriz ancak eğer hukuk devleti niteliğimiz var diyorsak. Oysa komplo teorisi üretmekten kolay bir şey de yok. Bir tane de ben üreteyim: Çeşitli komplo teorilerinin esir aldığı hukukla verilecek her yargı kararının, varlığı iddia edilenin anti-tezi niteliğindeki bir başka komplonun eseri olmadığını kim iddia edebilir?

Yalancı şahitliğin muteber kılınarak sisteme gizli tanıkla yerleştiği hukuk düzeni. Yabancı devlet vatandaşı olanlar dışında kimsenin kolay kolay kurtulamadığı gizli tanık ifadeleriyle işleyen yargı, hukuk sayılır oldu. İnsanların kendisini emanet etmeye cesareti kalmayan bir hukuk düzeninde yaşarken Sayın Cumhurbaşkanımızın pardon Başkanımızın, muhtarları demokratik hukuk devleti olduğumuza ikna çabasıyla birlikte Osman Kavala hakkındaki hükmünü ilan edişi de tevafuk.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI