Aydın Selcen
Aydın Selcen

Buralarda bitmeyen I. Dünya Savaşı

Çarşamba, 21 Kasım, 2018
Mesele “karar-iddia-hamle” meselesi. Çağının ötesinde vizyon sahibi liderlik meselesi. Yerinde savaşmayı, yerinde barışmayı bilmek, savaşın da, barışın da koşullarını dikte ettirebilmek meselesi. Beğenmeyenlerin meşrebine göre ise sanırım, ister ekrandan Payitaht Abdülhamit, ister kitaptan Medeniyetlerin Ben-İdraki meselesi.

Britanya, 1920’de Filistin Manda Yönetimi’ni kurdu. Filistinli Araplar ayaklanınca, Yahudiler İbranice “savunma” anlamına gelen Haganah milis gücünü aynı yıl kurdu. Paramiliter örgütler Irgun ve Lehi de onun içinden çıktı. Britanya 1939’dan itibaren Filistin’e Yahudi göçünü kısıtladı.

Holokost, tüm kıta Avrupa’sında altı milyon Yahudi’nin hayatına mal oldu. Günümüzde, Danimarka, Slovakya, Norveç, Finlandiya gibi ülkelerin nüfusları bu kadar – altı milyon civarında. 1946’dan itibaren Haganah, Irgun ve Lehi’yle işbirliği yaparak Britanya yönetimine karşı silahlı mücadeleye girişti.

22 Temmuz 1946’da Irgun’un, King David Oteli’ndeki Britanya Manda Karargahı’na saldırısında 91 kişi öldürüldü. 14 Mayıs 1948’de Britanya Manda Yönetimi’nin süresinin dolmasına bir gün kala İsrail Devleti’nin kurulduğu ilan edildi. Yani iki olay arasında topu topu iki yıldan biraz az zaman var.

Bu bakımdan tarihin en başarılı paramiliter mücadelesi yahut terör kampanyası Yahudilerinki denilebilir. Hele II. Dünya Savaşı sonunda Filistin bölgesinde yaşayan Yahudilerin toplam nüfusa oranının yüzde 33 olduğu düşünülürse.

Filistin 1516, Kıbrıs Adası ise 1571’den itibaren Osmanlı toprağıydı. Kıbrıs, Filistin’den çok önce, fiilen 1878’de, hukuken 1914’de Britanya İmparatorluğu egemenliğine geçti. O dönemde ada nüfusunda Türklerin oranı yüzde 18 kadardı.

1950’li yıllarda Kıbrıslı Rumların yine Britanya’ya karşı başlattıkları silahlı mücadelenin esin kaynaklarından biri herhalde İsrail’in kuruluşuydu. Nitekim bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti 1960’da ilan edildi. Adanın iki toplumu arasındaki çatışmalar da 1963’te başladı.

Irgun, bu defa Türklerin Rumlara karşı direnişinin silahlı örgütlenmesinin modellerinden olacaktı. Adada 15 Temmuz 1974’te yapılan ve Yunanistan’a bağlanmayı (“Enosis”) hedefleyen askeri darbe, 20 Temmuz 1974’te başlayan Barış Harekatı’nın yolunu açtı.

Böylece bugünkü KKTC’nin sınırları bir ay içinde çizildi. KKTC 1983’te ilan edildi, GKRY ise Kıbrıs’ın tamamını temsil iddiasıyla 2004’te vizyon yoksunu AB’nin tam üyesi oldu. Geçenlerde Atina’da sohbet ettiğim kıdemli bir Yunan gazeteci, şaka yollu, “Kıbrıslı Türkler kökenlerine geri dönerek yeniden Katolikliği benimsedikleri takdirde” 150 bin nüfuslu KKTC’nin AB tarafından derhal üye kabul edileceğini belirtti.

Bugün Kıbrıs Sorunu kemikleşmiş, fiili durum esasen kanıksanmış vaziyette. Tarihten coğrafyaya geçersek, Kıbrıs’ın en doğu ucu, Suriye’nin Lazkiye limanına bilemedin 120 km. uzaklıkta. Mersin’den Girne de aynı uzaklıkta. “Bir taş atımı” mesafede desek yeridir. Avrupa nerede, neye göre bitiyor, Ortadoğu “bataklığı” nerede, neye göre başlıyor?

İsrail-Filistin meselesi de içinden çıkılmaz halde. Orada da bir anlamda “Batı” ile Ortadoğu komşu. Saygın bölge uzmanı Fehim Taştekin anımsatıyor: “Arap devletlerinin birçoğu artık Filistin’i yük olarak görüyor. Gerçek bu.” Biz ise Kıbrıs kadar, Filistin’i de “milli dava” olarak görüyoruz. “Milli dava” denince de akan sular duruyor.

Oysa bırakalım Filistin’i, Kıbrıs’ı, kendi ortak tarihimizin öyküselleştirilmesinde dahi hemfikir değiliz. Dolabımızda bir türlü yüzleşmeye cesaret edemediğimiz iskeletler saklı. Milyonlarca ölü bizden izahat bekliyor. I. Dünya Savaşı’nda yaklaşık 300 bin askerimiz cephede, bir o kadarı da hastalık gibi nedenlerden şehit olmuş. Sivilleri dahil edince toplam kayıp rakamı ise üç milyonu buluyor.

Neden? Neden, çünkü Ermeni Soykırımı da var toplam rakamda. Ayrıca Osmanlı, Çanakkale dışında Galiçya (Polonya/Ukrayna), Kafkasya, Kanal (Filistin), Mezopotamya (Irak) gibi pek çok cephede savaşmış. Hep mi emperyalistler gelmiş, bize saldırmış? Savaşın stratejisi İstanbul’dan mı, Berlin’den mi yürütülmüş?

Ah ü vah ile anadurulan Osmanlı Hükümeti İstanbul’da dururken, gidip Ankara’da hükümet kurmak, meclis açmak başkaldırı (da) değil mi? Neticede ardından ah ü vah edilen Osmanlı’yı Atatürk’ün cumhuriyetçileri yıkmamış mı hukuken? Siyaseten bu denli önemli, daha ne olsun kurucu önemde, Kurtuluş Savaşı askeri bakımdan I. Dünya Savaşı’yla kıyaslandığında küçümen gözükmez mi?

Gidip I. Dünya Savaşı’nı sona erdiren 11 Kasım 1918 tarihli ateşkesi andık geldik elhamdülillah. Ama bizim önümüze konan ateşkes o muydu? 30 Ekim 1918’de Limni Adası’nın Mondros limanına demirli Agamemnon zırhlısında İngiliz amirali Calthorpe ayağına getirttiği Osmanlı heyetine adeta “çak şuraya imzayı, bas git” demedi miydi?

Mondros deriz de, emekli büyükelçi ve değerli yazın insanı Oğuz Demiralp anımsattı, asıl ardından gelen Paris Konferansı kepazeliği var. 18 Ocak 1919’da başlayıp, aralıklarla 21 Ocak 1920’ye dek sürüyor. 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevres Anlaşması bu konferansın sonucu.

Osmanlı’nın imzaladığı Sevres’i 24 Temmuz 1923’te Lausanne’da yırtıp atan, üstüne Osmanlı’yı tarihe gömüp cumhuriyeti 29 Ekim 1923’te ilan eden de Mustafa Kemal Atatürk. Yoksa 30 Ağustos 1922 Dumlupınar Zaferi’ni askeri olarak I. Dünya Savaşı cepheleriyle karşılaştırmanın anlamı yok.

Yani azizim, mesele “karar-iddia-hamle” meselesi. Çağının ötesinde vizyon sahibi liderlik meselesi. Yerinde savaşmayı, yerinde barışmayı bilmek, savaşın da, barışın da koşullarını dikte ettirebilmek meselesi. Beğenmeyenlerin meşrebine göre ise sanırım, ister ekrandan Payitaht Abdülhamit, ister kitaptan Medeniyetlerin Ben-İdraki meselesi.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI