Cinsel istismarda ne 'gizlenecek?'

Salı, 20 Kasım, 2018
Zaten kanunda var olan hükümleri, esas “hedefsel” düzenlemelerinizi araya sıkıştırarak pişirip pişirip önümüze koymayın. Esas olana, yani suçu önleyen tedbirlere ağırlık verin, yahut önce dilinizden suçu meşrulaştırıcı söylemlerinizi söküp atın. Çünkü biz artık görebiliyoruz, çünkü biz artık farkındayız.

Adalet Bakanlığı, çocuklara ve kadınlara yönelik cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlara karşı 7 maddelik bir genelge yayımlamış. Genelge özetle cinsel dokunulmazlığa yönelik suçlarda adli işlemlerin daha dikkatli yapılmasını ele alıyor ve şu uyarılara yer veriyor:

1- Cinsel dokunulmazlığa karşı bir suç işlendiğinin öğrenilmesi halinde, Cumhuriyet savcısınca derhal soruşturmaya başlanması ve bu konuda mutlaka Cumhuriyet başsavcısına bilgi verilmesi,

2- Cumhuriyet savcısınca; maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için araştırmaya başlanması, tüm delillerin hızlı bir şekilde toplanması, adli kolluk birimlerine gerekli emir ve talimatların gecikmeksizin iletilmesi ile kolluk tarafından yerine getirilecek işlemlerin takip ve denetiminin yapılması,

3- Cinsel istismara uğramış çocukların ikincil örselenmelerinin önüne geçilebilmesi için ifadelerin uzmanlar eşliğinde, zorunlu haller dışında tek seferde ve mümkün olduğu ölçüde Çocuk İzlem Merkezleri kullanılarak bizzat Cumhuriyet savcısı tarafından alınması,

4- Cinsel dokunulmazlığı ihlal edilen suç mağdurlarının ifade alma işlemlerinde gerektiği ve mümkün olduğu ölçüde Adli Görüşme Odalarının kullanılması,

5- Cinsel suç soruşturmalarında, delillerin toplanması sırasında yaşanabilecek eksiklik veya gecikme nedeniyle koruma tedbirleri hakkında birbirinden farklı değerlendirme ve uygulamalara gidilmesinin, mağdur ve yakınları kadar toplumun da adalete olan inancını olumsuz etkileyebileceği hususunun göz önünde bulundurulması,

6- Bu soruşturmalarda, mağdur ve çocuğun mahremiyetinin korunması, soruşturma konusu eylemin onların geleceği üzerinde olumsuz etkiler bırakmasının önüne geçilebilmesi ve masumiyet karinesinin korunabilmesi açısından soruşturmanın gizliliği ilkesine riayet edilmesi,

7- Soruşturma dosyasına ilişkin delil veya görüntüleri usulüne aykırı olarak paylaşan ya da buna sebebiyet verenler hakkında kanuni gereğine tevessül edilmesi, konularında gerekli dikkat ve özenin gösterilmesi.

Bakanlığa bağlı çalışan memurların yukarıda belirtilen uyarıları dikkate alarak hareket etmesi şart. Aksi halde, disiplin cezasıyla cezalandırılmaları gündeme gelebilir.

Baktığınız vakit genelgeye konu hükümler zaten kanunda yer alan, dikkat edilmesi zorunlu hükümler; fakat konu hassas. Kadınlara ve çocuklara yönelik suçlarda ciddi bir artış söz konusu. Bu sebeple tekrar üstüne basma gereği duyulmuş, belli. Fakat buradaki esas saike odaklanmak önemli. İşte bu noktada, yani genelgenin esas çıkarılış amacına odaklandığımızda Bakanlığın samimiyetini sorgulamadan yapamıyoruz. Her şeyi eleştirmekle suçlanabiliriz belki ancak bu ülkede yaşadıklarımız ve yaşamakta olduklarımız bizi ne yazık ki sorgulamaya sevk ediyor. Peki nedir bu asılı kalan soru işaretleri?

Öncelikle, yayınlanan genelge yine “soruşturmanın gizliliği”ne odaklanmış. Yine diyorum; çünkü hatırlarsanız mayıs sonu gaziran başı çıkarılan Cinsel İstismar Tasarısı şahsen eleştirdiğim ve tehlikeli bulduğum yayın yasağına ilişkin bir hüküm içermekteydi. Bu hükümle, toplumun haber alma hakkının kısıtlandığını, kamuoyu oluşturarak yargıyı denetlemek zorunda kaldığımız bu düzende ekstra gizlilik hükümleriyle bu olanağın da elimizden alındığını, bir nevi artan cinsel istismar haberlerinin üzerini kapatmaya ve iktidarın kendini korumaya almasına yönelik bir hüküm olduğunu dile getirmiştik.

Burada da aynı korku hissediliyor. Bu tarz vakalarda soruşturmanın gizliliği elbette mühimdir; fakat bu gizlilik olayları ya da yargı hatalarının üzerine kapatmaya yönelik olmamalıdır.

Şöyle örnek vermek isterim; son dönemlerde çocuğun cinsel istismarına yönelik haberlere yayın kuruluşları tarafından gizli bir sansür uygulandığına şahit oldum. Örneğin bir cinsel istismar vakasında çocuğun 5 yıl önce yaşadığı olay sebebiyle savcılık tarafından iç beden muayenesi istendiğini ve bunun bir hukuk skandalı olduğunu gündeme getirmek istedik. Ana akım medyada birkaç yer tarafından haber hazırlanmasına rağmen yayınlanmasına izin verilmedi. Bu sansürün soruşturmanın sağlığıyla ilgili olduğu konusunda ne yazık ki ciddi şüphelerimiz var. Burada asıl olması gereken gözden kaçırılıyor. Savcıların yıllar önceki vakalar için iç beden muayenesi istenmesinin önüne geçilmesi gerekirken, soruşturmanın gizliliği bahane edilerek yayın organları sansüre teşvik ediliyor. Savcıların bir kısmı usulen bu muayenenin yapılması gerektiğini aksi halde iddianameye itiraz edilebileceği gerekçesiyle bu şekilde karar verdiklerini söylüyorlar. Bu usuli prosedürü yerine getirmeye çalışırlarken çocuklar muayene ile tekrar ağır bir travma yaşıyorlar. Oysa yazı konusu genelge sözde cinsel istismara uğramış çocukların ikincil örselenmelerinin önüne geçilebilmesini hedefliyor. Burada yaman bir çelişki mevcut.

Özetle şunu demek istiyorum; bu çarpık düzen, kanunların doğru ve tam uygulanmaması bizleri kamuoyu oluşturarak yargıyı denetlemeye itiyor. Fakat birileri “soruşturmanın gizliliği” gibi bir gerekçe yaratarak elimizden bu şansı da almak istiyor gibi görünüyor.

Bizler daima “idam, hadım gibi” geçici öfke boşaltmaya yönelik çözümden sayılmayan yöntemler uygulanacağına, suça zemin hazırlayan zihniyeti ortadan kaldırmaya yönelik önleyici tedbirlerin uygulanmasına ağırlık verilsin, elimizde önleyici tedbirleri içeren çok iyi yasal metinler var, öncelikle onlar uygulansın, diyoruz. İşte bu yeni çıkan genelgenin bu bahsettiğimiz önleyici tedbirlerle yine hiçbir ilgisi yok. Çocuğun ikincil örselenmesinin önlenmesi gibi herkesin hassasiyet göstermeden edemeyeceği ifadeler kullanılarak açıkça “delil sızdırılmasının” önüne geçilmesi hedeflenmiş. Farkındalığı olan gözler maalesef bunu görebiliyor. Zira, iktidar samimi olsa idi eğer, çocuklar yararına nice olumlu faaliyetler gösteren dernekleri KHK ile kapatacağına, bugün utancın en dip noktasına birlikte şahit olduğumuz Ensar Vakfı vakasında sırf topluma psikolojik bir iyileştirme sağlamak için dahi bu vakfı çoktan kapatması gerekirdi. Oysa, muktedirler bu vakfın genel kurullarına teşrif ederek bu vakfı bilhassa onurlandırmaya ve toplumun vicdanını bir de bu şekilde yaralamaya devam ediyorlar.

Ülkede kimsenin yargıya güveninin kalmadığını tekrar etmemize gerek yok. Bu yargı durup dururken bu hale gelmedi. Ufak ufak değişti her şey. Toplumun yarasına parmak basıyoruz deyip iki iyi düzenlemenin arasına bir “hedefsel” düzenleme sıkıştıra sıkıştıra yerlere düştü adalet. Kadına ve çocuğa yönelik suçların gün gibi arttığı ortada ise eğer bu durumun iktidara zarar vereceği de aşikar. Dolayısıyla bunun üzerini iki ileri bir geri örtmek de şart oldu. Cinsel istismar tasarısının amacı da bu idi. Bu genelgenin amacı da bu.

Tekrar söylüyoruz; zaten kanunda var olan hükümleri, esas “hedefsel” düzenlemelerinizi araya sıkıştırarak pişirip pişirip önümüze koymayın. Esas olana, yani suçu önleyen tedbirlere ağırlık verin, yahut önce dilinizden suçu meşrulaştırıcı söylemlerinizi söküp atın. Çünkü biz artık görebiliyoruz, çünkü biz artık farkındayız.


Tuba Torun kimdir?

Tuba Torun, 1987 doğumludur. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İstanbul Barosu’na bağlı olarak serbest avukatlık yapmaktadır. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu avukatı, Sosyal Haklar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi-Çocuk Hakları Koordinatörü, Kadın Meclisleri ve Kadın Adayları Destekleme Derneği üyesidir. Ayrıca aktif olarak siyasi faaliyetlerine devam etmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI