Yeni mücadele alanı uzlaştırmaya direnmek

Perşembe, 15 Kasım, 2018
Ahmet Kural’ın uyguladığı şiddeti yargıya taşıyan Sıla Gençoğlu’nun şikayet dosyasının uzlaştırma bürosuna gönderilmesi, eril şiddet suçunun uzlaştırma kapsamına alındığını gösteriyor. Adalet Bakanlığı listesinde yer almadığı halde üstelik.

Devlete karşı işlenmiş suçlarda alabildiğine celalli hukukumuz bireylere yönelik suçlarda pek munis. Yetişkin insanlara çocuk muamelesi yaparcasına “Öpüşün, barışın” modunda. Hayli kabarık bir liste oluşturuyor, uzlaştırma kapsamına giren suçlar. Zira cezası beş yıl ve daha az suçlar uzlaştırmanın konusu oldu. Adalet Bakanlığı’nın tablosuna göre çocuk kaçırma ve zorla alıkoyma suçu da uzlaşmaya dahil. Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali de. Yaralama ve hakaret de. Şikayete bağlı olan olmayan pek çok suçun yer aldığı liste uzun ve ayrıntılı.

Ahmet Kural’ın uyguladığı şiddeti yargıya taşıyan Sıla Gençoğlu’nun şikayet dosyasının uzlaştırma bürosuna gönderilmesi, eril şiddet suçunun uzlaştırma kapsamına alındığını gösteriyor. Adalet Bakanlığı listesinde yer almadığı halde üstelik. Kadına yönelik şiddet suçunun kategorik olarak sayılmayıp bir nevi hileyle uzlaştırma kapsamına alınışı kadının hareketinin meçhulü değil. Ancak toplumda görünürlüğü olan dava, bu hukuksuzluğun görünürlüğünü de arttırmış oldu. Bu vesileyle eril şiddete uğratılan bütün kadınlarla birlikte Sıla’nın uzlaşmaya zorlanışını mümkün kılan arka yollardan birine bakmakta yarar var. Bu arka yollardan birisini hakaret kavramı oluşturuyor. Hem de hakaretleşme biçimine kolayca dönüştürülerek. Eril şiddet suçunu perdeleyecek sihirli sözcük haline geldi hakaret.

Bilinse de tekrarda yarar var, Avrupa Konvansiyonu Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi), bu suç türünün, yargı kararı olmaksızın arabuluculuk yöntemleriyle çözülmesine engel. Bağlayıcılığı olan tek uluslararası sözleşmenin ilk imzacısı da Türkiye oldu. Kısa adı bu nedenle İstanbul Sözleşmesi ve üstelik sözleşmenin, yeterli imza sayısına ulaşarak yürürlüğe girmesi için Türkiye Dışişleri Bakanlığı hayli çaba sarf etmişti. Dünya genelinde en yaygın suçlardan kadına yönelik şiddet ve bu yaygınlığı, kadına yönelik şiddet suçuyla etkin mücadelenin her ülkede ortak yöntemlerle gerçekleştirilmesini gerekli kılıyor. Bu en yaygın suç türünü önlemek için atılması gereken adımlar üzerinde devletlerin ortaklaşması anlamına geliyor bu sözleşme. Ve hakareti de içeriyor.

Şiddetle mücadelenin olmazsa olmazı, şiddetin biçimlerini teker teker tanımak ve açıkça tanımlamaktı. Hangi eylemlerin kadına yönelik şiddet suçu anlamına geldiği, şiddetin en geniş manada tanımıyla birlikte yer aldı sözleşmede. Buna göre İstanbul Sözleşmesi’nde tanımlanan psikolojik şiddet kavramı hakareti de içerir. Hem uzlaştırma kapsamına alınışının sözleşmeyi ihlal olduğunu anlatabilmek hem de bu şiddet türünün tam tanımını tekrarlamakta da yarar var. En yaygın şiddet biçimlerinden birisi olan psikolojik şiddet sözleşmede söyle tanımlanıyor:
“Psikolojik şiddet, mağduru psikolojik şiddet kullanarak kontrolde tutmak amacıyla cinsiyet, ırk, din, mezhep, kültür, ideoloji, vücut engeli gibi ayrıştırıcı unsurlar üzerinden aşağılamak, sinirlendirmek, hakaret etmek, korkutmak, küçümsemek, isim takmak, bağırmak, konuşmamak, önemsememek, tehdit etmek ve iletişim araçlarıyla rahatsız etmek suretiyle ortaya çıkan ve boşanma sebebi olarak ileri sürülmesi hali hariç aile dışına pek fazla yansıtılmayan şiddettir.”

İstanbul Sözleşmesi’ni ihlal etmiş görünmemek için hileli yollar icadıyla hakaret kavramına sığınıyor hukukumuz. Ancak görüldüğü gibi psikolojik şiddet tanımı, hakaret fiilini de şiddet yöntemlerinden birisi olarak saymış. Sözlü taciz suçu olan sokakta laf atma eylemini basit hakaret gibi göstererek kadınları, taciz edenle uzlaştırmaya yönelen yargı, sözleşmeyi açıkça ihlal etmekte. Tıpkı Sıla’ya yönelik Ahmet Kural’ın fiziksel şiddet suçuna eşlik eden psikolojik şiddeti görünmez kılarak uzlaştırma bürosuna sevk etmekle ihlal ettiği gibi.

Eğer uzlaşma gerçekleşirse hukuki ceza söz konusu olmayacak ve şiddet cezasız kalacak. Şiddetin dünya üzerinde bunca yaygın olma sebebi zaten cezasızlık. Yani hukukumuz suçu görünmez kılarak, suçluyu cezasız bırakarak eril şiddetle mücadele etmek yerine şiddeti teşvik etmiş oluyor.

Bu nedenle kadınların eril şiddetle bireysel mücadele yöntemleri arasına uzlaştırma baskısına direnmek girecek gibi görünüyor. İki tarafın özgür iradesiyle rıza göstermediği durumlarda uzlaşma gerçekleşmiyor zira. Savcılık dosyaları uzlaştırma bürosuna gönderse de kadınlar uzlaşmak zorunda bırakılamaz. Özgür iradeleriyle şiddete direnerek yargı yoluna başvuran kadınların aynı güçlü iradeyi uzlaştırma bürosunda da sürdüreceğini tahmin etmek zor değil. Gerçi uzlaştırıcı, kadın üzerinde baskı kuracaktır kuşkusuz. Mahkemenin bu konuda zaten ceza vermeyeceği şeklindeki yaklaşımlarla caydırıcı ikna yöntemleri kullanılır, kullanılıyor. Ancak şiddete sessiz kalmayan kadınların uzlaştırmacı karşısında kolaylıkla ikna olmayıp, yargı yoluna gitmek yönünde direneceği de kuşkusuz. Bu bağlamda toplumsal görünürlüğü olan Sıla’nın uzlaşmayı reddetmesi de iyi bir örnek teşkil eder.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI