Evrim Altuğ
Evrim Altuğ

Sanatta 'Angara Havası': Güneşli, parçalı bulutlu

Pazar, 11 Kasım, 2018
Galeri Nev'deki Eda Gecikmez, Siyah Beyaz'daki Ahmet Oran, Kova Art Space'deki Videokamp ve CerModern'deki Eren Eyüboğlu sergileriyle, sanatta da 'Angara Havası' güneşli, parçalı bulutlu. Salt'ın faaliyetleriyle de düşünüldüğünde Ankara, aydınlığını her zevk, bakış ve derinliğe göre yaymaya devam ediyor.

Geçtiğimiz birkaç günü, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti, ilgilenenlere bir açık hava mimarlık ve hakikat laboratuvarı denebilecek Ankara’da geçirme imkânı buldum.

İstanbul Şişli’den Pendik’teki istasyonuna asgari üç saatte varabildiğim TCDD imzalı Yüksek Hızlı Tren’e, bu vesile ile ilk kez yolcu oldum; önü ve arkası tıpkı Türkiye’de güncellenen birçok fiziksel ve kavramsal kurum gibi denebilecek, yarı boş bir AVM’yi andıran devasa Ankara Tren Garı’nda indim.

Sonra, garın tarihi yarımadasındaki Gar Berberi’nde, kafamda birikmiş İstanbul’u üç numaraya indirgeyip, bir süreliğine de olsa ruhen kestirip attım ve önce, çıplak ama soğuk kasım güneşinin refakatiyle, yol üzerindeki kültür garı, Cer Modern’e uğradım.

Sağolsunlar, misafirperverlikleriyle yine yüzümü kara çıkarmayan kurumda, Eren Eyüboğlu’nun 5 Ekim’de Radyo ODTÜ ve Jotun katkılarıyla açtığı, 10 Mart’a dek izlenen ‘Yaşamı ve İşleri’ sergisine rastladım. Dış kaynaklı diğer sergilerin yerine o anlık bir kararla tercih ettiğim Eyüboğlu’nun sergisinde yüzümü ilk güldüren, yine kendisine ait portre fotoğrafı ve şu sözleriydi çünkü:

“Ben var mıyım, yok muyum; şüphe ediyorum kendimden…Arada bir insanın içinde bir şüphe uyanıyor: Var mıyım, yok muyum, neredeyim? Benim resmim geleceğe kalacak mı kalmayacak mı? Bilmiyorum?.. Bildiğim tek şey var, çalışmak, çabamı ölüm elimden fırçayı alıncaya dek sürdürmek.”

Sanatçının hayatı boyunca paletini gezdirdiği hemen tüm eğilimleri tüm bereketiyle yansıtmaya meyilli bir sergi, CerModern’deki Eyüboğlu sergisi. 200’ü geçkin yapıttan 150’ye yakınının ancak seçilerek koyulabildiği bu büyük ışık ve imge buketinde dolaşırken, metinlerin ve fotoğrafların da izleyiciye refakati ve bunun ‘algı ve tüketim’ süresi, ziyaretçiler aleyhine bir bütünleme sınavına girmiş gibi sömürülmemiş. Dahası, eser künyeleri de son derece pratik ve aktif bir yaklaşımla konumlandırılıp, tasarlanmış.

1907-1988 arası yaşamış olan Eyüboğlu’nun sergisi bu yönüyle, Türkiye’ye hem bir objektif, hem de subjektif fırça tutabilmiş bir kadının ‘plastik güncesi’ olduğu izlenimi de veriyor. Türlü teknik ve konulardaki yapıtların ağırlıkla insancıl ve meraklı birer yaklaşımla salındığı sergide bilhassa, sanatçının sevdalısı, hayat arkadaşı Bedri Rahmi Eyüboğlu ile fotoğrafları, CerModern koridorlarında gezerken, adeta beni gözetliyor. Bedri Rahmi ile 1936’da evlenerek Türk vatandaşı olan Rumen Eren Eyüboğlu’nun (Ernestino Leibovici) çalışmaları arasında en çok, otoportreleri, kendini hem arayıp hem bulduğu, hem de tuvalin kendi hakikatinde kaybettiği için mes’ut olduğu o büyülü kimlik aynaları çekiyor. Keza sergisi de, şövalesi, sandalye ve fırçalığı refakatinde, ‘Ressamın üzerine gün çalışırken doğmalı’ diyen sanatçının 1982 tarihli, duralit üzerine akrilik otoportresi ile inanılmaz kişisel, ılık bir duygu eşiği bildiriyor.

Eren Eyüboğlu CerModern sergisi

‘Anadolu’nun solmayan rengi’ olarak tariflenen ressamın pek çok teknik ve ebattaki işini buluşturan etkinlikte, bu yönüyle ‘İstanbul 1973’ (kâğıt üzerine mürekkep), ‘Otoportre 1930’ (kâğıt üzerine karakalem) ve 1937’den 1948’e yoğunlaştığı hemen tüm otoportreleri, aklıma ve yüreğime çıkmamacasına siniyor. Kendini resmederken, bir nevî plastik ‘selfie’ muzipliği ile kaydettiği 1928 tarihli eseriyle de kayıt ettiğim sergisinde, Eyüboğlu’na ait öteki sürpriz çalışmalardan söz edersek, ‘Milas Ağaç, 1986’ (Tuval üzerine yağlıboya), ‘Balıkçı Tezgâhları (1944, karton üzeri yağlıboya), ‘Ahtapot ve Kediler’ (Tuval üzeri akrilik, 1977), ‘Kız Kulesi 1944’ (Kontrplak üzeri yağlıboya), ‘Hastalık’ (1988, tuval üzeri yağlıboya) ve bilhassa 1934 tarihli, gerçeküstü-doğu nefesli, minyatür lezzetli ‘Masal’ sayılabiliyor.

Dönemin işçilerini yalın, soyut dışavurumcı bir yaklaşım ile 1950’de betimlemeyi seçen Eren Eyüboğlu, kâğıt üzerine karakalemle tasvir ettiği ‘Halikarnas Balıkçısı’ (1947) ve 1953 tarihli ‘Âşık Veysel’in yanı sıra, serginin en özel parçaları olmayı hak edecek iki farklı teknikteki Orhan Veli betimlemesiyle, takdiri sonuna, sonsuza kadar hak ediyor.

İnsanın ayrılmak istemediği bu sergiyle vedalaşırken Eyüboğlu, yine bizi kendi sözleriyle uğurluyor:

“Bence resimde konu diye bir şey yoktur. Samimi bir ressam için en yakın eşya, insanlar ve manzaralar, bir gün nereden, nasıl geldiği bilinmeyen bir tesir ile ilham kaynağı olabilirler. Kutuyu eline alıp resim yapmaya çalışan ressam, neyin resmini yapacağını önceden bilmez. Bu bakımdan her şey bir ressam için enteresan olabilir. Bir an gelir ki, her konu bir hareket noktası olur, bir önem kazanır. Bunda ressamın ruh halinin de büyük tesiri vardır.”

CerModern’deki serginin ardından, Ankara’daki ikinci durağım, Deniz Artun idaresindeki, genç ve çalışkan ekibin değer ve dinamizm kattığı Galeri Nev Ankara oluyor. Kırlangıç Sokak’taki yeni evine taşınan kurumda açılışı bu kez, ‘Kapsül Manzara’sıyla dışavurumcu figüratif İstanbullu fırça Eda Gecikmez yapıyor. 7 Kasım’da açılan ve bir ay açık kalacak bu sergi, bir post-punk müzisyenin, yeni çıkardığı albümünün lansman konseri için bambaşka bir coğrafyada sahne almasına benzer bir özgürlük ve özgünlük ile kurgulandığı hissini veriyor.

Eserlerin, Deniz Artun’un da büyük öngörüsü refakatinde, etrafta uçuşkan bir dağınıklık içinde galeride salınıyor oluşu, yapıtların içsel bütünlüklerini eksiltmek şöyle dursun, onlara daha büyük bir dayanışma, sergiye de tatlı bir konser uğultusu hissi ekliyor. Gecikmez’in, dış dünyanın hakikatiyle hiç bir boyunduruğa girmeyen, ne izleyicisi, ne de kendi kendiyle uzlaşma derdi olmayan, kendine tamamen dönük ve barışık, yabanıl kalmayı bir biçimde başaran yapıtları, yüzey ve derinliği, ten ve eti, izlenim ve gizlenimi, sır ve şeffaflığı bir nevî ‘Yin-Yang’ farkındalığında bizimle bölüşüyor, bize kendi aslımızın ve suretimizin ne olduğunu düşündürüyor.

Eda Gecikmez, Galeri Nev Ankara

Kimi yapıtları Metis Kitap kapaklarına da misafir olan Gecikmez’in sergisinde, midye kabukları, çerçevesinden boşanmış, hani amiyâne tabirle köküne kadar kendisine ait, dul imgeler fısır fısır bir mahremiyetle konuşuyor. Sergide ayağa hınzırca, bile isteye düşen, kulak ardı edilen, sırtımıza vuran, damardan dirseğimize enjekte bu kapsül, düşsel manzaralar, bir zarf dolusu yarım kalmış mahzun mum, boşluğa tam anlamıyla asılı ağırlık bedenleri ve onların yetişkin kuruyemişi halini almış bir avuç izmarit, serginin belli başlı mühimmatı, ‘playlist’i olarak telaffuz edilebiliyor.

Ahmet Oran, Siyah Beyaz sergisi ‘Ara Mekânlar’

Ankara’nın olmazsa olmaz kültür sanat adreslerinden, dış cephesinde Erdağ Aksel’in yerleştirmesiyle dikkati çeken Siyah Beyaz ise, halen Ahmet Oran’ın kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Kendine özgü eser üretim tekniği ile fırçayı yıllar önce bırakan, adeta meditatif bir eylemin katmanlarını ortaya çıkarttığı eserlerini performatif bir sabır ve tutarlılıkla evrilmeye terk eden Oran’ın kurumdaki bu ilk kişisel sergisinde, – adeta Eda Gecikmez’le tesadüfî bir tercihle – ‘Ara Mekânlar’ tercih edilmiş.

2 cm’den 200 cm’ye çeşitli boyutlardaki spatulalar ve cam yüzeyde eser üreten, yaşamı ve çalışmalarını Viyana ve İstanbul arasında sürdüren ressam Oran, imgenin, plastik formların, üretimdeki hemen tüm normların kendi içsel varoluş krizlerini, profesyonel ve eser lehine empatik, pragmatik bir mesafeyle çözümlemeyi benimsiyor. Eserleri 20 Kasım’a dek yer alan sanatçının Melis Golar ile yaptığı arşivsel değerdeki söyleşi de, bu dingin ama derin, yoğun etkinlikte, bize çok değerli ipuçları sağlıyor. Tıpkı, Golar’ın şu sorusu ve Oran’ın verdiği şu yanıttaki gibi:

” – Yüzey-renk ilişkisinin yeni varyasyonlarını gördüğümüz resimlerinizde, hareket önemli bir unsuru oluşturuyor. Resimleriniz her ne kadar önceden kurgulanıyor olsa da, nihayetinde sizin hareketiniz belirleyici oluyor. Bu da küçük sürprizlere sebep olabilir. Şu ana kadar beklediğinizden farklı bir sonuç alarak yok ettiğiniz veya daha çok sevdiğiniz resimleriniz var mı?”

Hazırladığım eskizler, resim renklerinin, kabaca kompozisyonunun ve atmosferinin de belirli halleri ama bitmiş resimler değiller. Açma eylemi oldukça spontan ve hızlı alınan kararlar silsilesi, sürprizlere de hep açık. Her ne kadar edindiğiniz tecrübelerinize güvenseniz de kontrolden çıkmış, yok edilmiş resimler de var tabii. Çalışma biçimimden dolayı bu risk hep var. Resim yapmayı heyecanlı ve anlamlı kılan biraz da buradaki belirsizlikler, sürprizler ve tüm bunların yaşattıkları.”

Ankara’daki bir diğer durağım ise, Çankaya Kavaklıdere Mahallesi Güvenlik Caddesi üzerinde yer alan, Kova Art Space oluyor. Gittiğim esnada son anda yakaladığım etkinlikte ise, Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin katkılarıyla 5 ve 10 Kasım arasında izlenen Videoist Video Sanatı Çalıştayı Sergisi’ni izliyorum. ‘Video Kamp: Kent ve Bellek’ isimli bu proje, sanatçı ve akademisyen i Hülya Özdemir ve Ferhat Satıcı’nın öncülüğünde hayata geçirilmiş.

Kova Art Space VideoKamp sergisi. Eser: DİCE, Meydan

Proje, günümüz Ankara’sına yönelik kültürel ve eleştirel bir dijital not defteri özgürlüğünü yansıtmış. Hazan Yılmaz’ın refakatinde gezdiğim bu koskoca mekânda ayrıca, UMGU isimli bir sanatçının tekstil ve tasarım ağırlıklı işlerini de görme fırsatım oluyor. Mekândaki sergi, beraberinde genç imzalar İlgi Bahtiyar, Deniz Altay, DİCE, Simay Gürsel, Umut Kambak, Hazel Kılınç, Gizem Kulak, Alper Kurt, Deniz Pire ve Yiğit Türüdü’nün işlerini getiriyor. Sergiden, M.Alper Kurt’un video heykeli ‘Boşluk Doldurma’, DİCE’nin video yapıtı ‘Meydan’, Deniz Altay’ın ‘25.12.1974’ ve Umut Kambak’ın ‘Bir Yıkım Neyi İnşa Eder?’ isimli işlerinin etkisi ile ayrılıyorum. Bu arada hatırlatalım, Kova Art Space’de 12 Aralık 2018 – 16 Ocak 2019 arasında ise, Modern Sanat ve Mimarlık ile Tasarımın Öyküsü isimli bir atölyenin hazırlığı söz konusu. Etkinlik, ders101.com adresi üzerinden, Umut Şumnu imzasıyla ilgilileri bekliyor.

Etkinlik demişken, SALT Ankara da boş durmuyor ve farklı kurumlarla işbirliği içinde ajandaları ücretsiz olarak doldurmayı ihmal etmiyor. Bu yönüyle bugün (11 Kasım) saat 14.00’te Engin Sarı, ‘Ankara’da Bisikletli Hayat mümkün mü?’ sorusuna Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’ndeki Gülten Akın salonunda izlenecek gösterimle yanıt ararken, 24 Kasım’da yine aynı salonda ise, Önder Alagedik bizleri ‘350 Ankara: İklim için bir aktivizm imecesi’ne davet ediyor. SALT Ankara ayrıca, Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nde 22 Kasım saat 19.00’da ise, 2016 tarihli ‘Gazze Sörf Kulübü’nü seyretmeye çağırıyor.

Netice yerine, sanatta da ‘Angara Havası’ güneşli, parçalı bulutlu. Her zevke, bakış ve derinliğe göre aydınlığını yaymaya devam ediyor. Yeter ki gönülden bir niyetle, dışarı çıkılsın…

Bilgi için linkler:

cermodern.org

saltonline.org

www.galerinev.com

galerisiyahbeyaz.com

m.facebook.com/kovaartspace/about

YAZARIN DİĞER YAZILARI