Güneş Murat Tezcür: Seçim sonuçları Trump'ın dış politikasını belirlemez

Pazar, 11 Kasım, 2018
Yakın zamana kadar kürtaj bu kutuplaşmanın kaynaklarından biriydi. Cumhuriyetçilerin önemli bir kısmı kürtaja karşıydı. Keza bireysel silahlanmanın sınırlandırılması… Amerika’da silah almak çok kolay. Üstelik öyle pompalı tüfek veya tabanca değil, bayağı makineli tüfek alabiliyorsunuz. Demokratların önemli bir kısmı buna karşı çıkarken Cumhuriyetçiler bunun hayatlarının, hatta özgürlüklerinin bir parçası olduğunu söylüyor.

ABD’nin Florida Eyaleti’nde yaşayan Prof. Dr. Güneş Murat Tezcür’e göre 6 Kasım’daki seçimlerde Demokratların Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğu elde etmesinin en büyük nedeni, Cumhuriyetçilerin sağlık sigortasına açtığı savaştı. Tezcür’e göre Trump şimdiye kadarkilerden daha büyük bir skandala imza atmadığı sürece, iki yıl sonraki başkanlık seçimlerinde tekrar Cumhuriyetçilerin adayı olacak. Demokratların adayının belirlenmesi ise uzlaşma yanlısı ılımlılarla ve radikal kanat arasındaki güç dengesine bağlı.

6 Kasım’da gerçekleştirilen ABD’deki Temsilciler Meclisi ve Senato seçimleri, görevi başladığından beri Trump’ın karşılaştığı ilk büyük sınav oldu. Trump’ın Cumhuriyetçi Parti’si Senato’da çoğunluğu sağladığı halde Temsilciler Meclisi’nde Demokratların gerisinde kaldı. Her ne kadar Cumhuriyetçiler Senato’da çoğunluğu sağladılarsa da Trump açısından işler artık eskisi kadar kolay yürümeyeceğe benziyor.

Geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen ABD’deki ara seçimleri, buradaki seçim sistemini, Cumhuriyetçilerle Demokratların konumunu, Central Florida Üniversitesi öğretim üyesi, Prof.Dr. Güneş Murat Tezcür’le konuştuk. Söyleşimizin ABD-Türkiye ilişkileri, üç PKK yöneticisinin başına para ödülü konması, ABD’nin Suriye ve Kürt politikası, SGD’yle ilişkilerinin muhtemel geleceği, Kaşıkçı cinayeti sonrası Suudi Arabistan siyasetiyle ilgili bölümü ise yarın…

6 Kasım’da yapılan seçimlere dair değerlendirmeye geçmeden önce, Amerikan seçim sisteminin işleyişini konuşalım mı?

İsterseniz önce seçim günü kullandığım oy pusulasını göstereyim. Bakın, bu pusulada 18 ayrı kişi için oy kullanmamız isteniyordu. Ayrıca Florida’daki Anayasa değişikliğiyle ilgili 12 ayrı madde var ve onları da oyladık. Temsilciler Meclisi ve Senato üyeleriyle birlikte örneğin Florida’da vali, adalet bakanı, tarım komisyonu başkanı, ilçe konsey üyesi, yargıç dâhil otuz tane ayrı oy kullandık. Eyaletin Anayasa değişiklikleri de oylamaya sunuldu. Mesela Florida’da köpek yarışlarının yasaklanıp yasaklanmaması için de oy kullandık. Anayasa değişikliklerinin kabul edilmesi için eyalet içindeki evet oylarının yüzde 60’ın üstüne olması lazım. Aslında her eyaletteki oy pusulası bu anlamda farklılık gösteriyor. Ayrıca mesela geçenlerde Demokrat Parti’nin vali adayı için de ön seçim yapıldı ve biz gidip oy kullandık. Bir komisyona üye seçilirken bile parti üyeleri içinde oylamaya gidiliyor. Türkiye’de partiler adayları belirlerken, burada adaylar herkesin katılımıyla, ön seçimle belirleniyor.

Her ne kadar kendisi “büyük başarı” diye ilan etse de Trump, 6 Kasım seçimlerinde, Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğu Demokratlara kaptırdı. Senato’da ise üstünlüğü elde etti. ABD’nin 6 Kasım seçimleri Trump açısından nasıl bir anlam ifade ediyor?

Amerika genelinde seçimi yapılan üç yapı var: Başkanlık, Senato ve Temsilciler Meclisi. Başkanlık seçimleri dört yılda bir, Senato ve Temsilciler Meclisi ise iki yılda bir yapılıyor. 435 sandalyelik Temsilciler Meclisi’nin tümü her iki yılda bir seçime giderken, 100 sandalyelik Senato’nun ise genelde üçte biri, iki yılda bir seçime giriyor. Çünkü senatörler altı yıllık görev alıyorlar ve dediğim gibi, iki yılda bir bunların üçte birinin görev süresi doluyor. Nitekim 6 Kasım’da 35 tane Senato üyesi seçime girdi. Bu 35’in 26’sı Demokratların, 9 tanesi de Cumhuriyetçilerin elindeydi. Dolayısıyla 6 Kasım’da Demokratlar sandalyelerini muhafaza etmeye çalıştı. Fakat Mississippi’deki bir sandalye için tekrar seçim olacağı için kesin olmayan sonuçlara göre şu anda Cumhuriyetçiler 51 olan senatör sayısını 53’e çıkardı. Bu arada belirtmeliyim ki, iki yıl sonraki seçimlerde bu sefer Cumhuriyetçiler sandalyelerini muhafaza etmeye çalışacaklar.

SENATO’NUN GÜCÜ AZ AMA GÜCÜ DAHA FAZLA

Senato’yla Temsilciler Meclisi’nin etkinlik alanı arasında nasıl farklar var?

Senato’nun üyesi az ama gücü daha fazla. Amerika’da 50 eyalet var ve nüfusundan bağımsız olarak her eyaletten iki tane senatör seçiliyor. Kaliforniya’nın nüfusu 40 milyondan fazla, Montana’nın nüfusu tam bir milyon. Ama her iki eyaletten de ikişer senatör çıkıyor. Senato, her federal birime eşit bir temsiliyet sunuyor. Ayrıca senatörler altışar yıl görev yaptıkları için devlet içindeki etkileri, Temsilciler Meclisi üyelerine göre daha fazla. Öte yandan Temsilciler Meclisi’nde tamamen nüfus yoğunluğuna göre bir temsiliyet var. Nitekim Kaliforniya’dan onlarca kişi Temsilciler Meclisi’ne seçilirken Montana Eyaleti’nden sadece bir kişi seçilebiliyor. Yani 100 sandalyelik Senato’da iki temsilcisi olan Montana’nın, 435 sandalyelik Temsilciler Meclisi’nde sadece bir üyesi var. Amerika’nın en kalabalık eyaleti Kaliforniya, sonra Teksas ve benim de yaşadığım Florida geliyor. Bu üçünün Temsilciler Meclisi’ndeki üyesi çok fazla.

Peki Temsilciler Meclisi üyeleriyle Senato üyeleri arasında nasıl bir fark var?

Senato da Temsilciler Meclisi de yasama organının bir parçası. 1961-1980 arası Türkiye’deki iki yapılı sistem de buna benziyordu. Bu iki yapı yasama gücünü paylaşıyorlar. Önemli tasarılar ancak bu her iki yasama organından geçerse kanunlaşır.

Senato’nun daha ziyade dış, Temsilciler Meclisi’nin de iç ilişkilerle ilgilendiği söylenebilir mi?

Aslında bu anlamda çok karmaşık bir yapı var. Geçen ay mesela, Anayasa Mahkemesi’ne yeni bir üye atanırken Amerika’da büyük tartışma yaşandı. Anayasa Mahkemesi’nin dokuz üyesi var ve atanan kişiler emekli olana veya ölene kadar orada görev yapıyor. Trump’ın gösterdiği adayın lisedeyken bir tecavüz girişiminde bulunduğuna dair iddialar ortaya atıldı. O sırada 51 tane Cumhuriyetçi, 49 tane Demokrat vardı ve nihayet adam Anayasa Mahkemesi’nin 9. üyesi oldu. Başkan aday gösteriyor ve Senato onaylıyor ama Temsilciler Meclisi’nin bir hükmü olmuyor. Ama öte yandan mesela Amerika’da en önemli konulardan biri olan sağlık yasa tasarısı, Obama zamanında geldi. Cumhuriyetçiler onu değiştirmeye çalışıyordu. Fakat bunun için hem Senato’nun hem de Temsilciler Meclisi’nin onayı gerekiyordu. Fakat Senato’dan onay çıkmadığı için Cumhuriyetçiler bu değişikliği yapamadı.

Senato’da çoğunlukta oldukları halde mi?

Evet, çünkü geçenlerde ölen John McCain başta olmak üzere bazı Cumhuriyetçi senatörler de destek vermedi. Bu arada bir senatör öldüğünde, nasıl bir yol izleneceği de eyalete göre değişiyor. Genelde o eyaletin valisi, yakın zamanda yeniden seçime gidilmesi kaydıyla geçici olarak yeni bir senatör atıyor. Hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’nun asli görevi yasama organı olmaları.

6 Kasım’da Temsilciler Meclisi’nde Cumhuriyetçilerle Demokratlar arasındaki dağılım nasıl oldu?

Demokratlar 225, Cumhuriyetçiler 197 sandalye elde etti. Geri kalan 13 sandalye ise bugün itibariyle (8 Kasım) netleşmiş değil. Neticede Demokratlar şu an itibariyle 30 yeni sandalye kazanmış durumda. Öte yandan Amerikan seçim sisteminin yapısı gereği 435 üyenin çoğunluğu rekabete açık değil. Eğer bir sandalye Cumhuriyetçilerin elindeyse, onun el değiştirmesi zor. Bunun birkaç nedeni var. Eyaletler genelde seçim bölgelerini kendi kafalarına göre şekillendirebiliyorlar. Türkiye’de mesela Bayburt’tan iki veya üç milletvekili çıkar. Bayburt’un sınırlarını değiştirmediğiniz sürece de bu sayı çok değişmez. Amerika’daki seçim bölgesinin sınırları ise siyasi nedenlerle değişebiliyor. Eyalet meclislerinde kim çoğunluktaysa, onlar sınırı değiştirebiliyor. Böylece garip coğrafi seçim bölgeleri ortaya çıkıyor. Dolayısıyla bu tür bölgelerde rekabet pek olmuyor.

PARAN YOKSA SEMPATİSİ KAZANIP SEÇİLMEN KOLAY DEĞİL

Adnan Menderes’in 1954 yılında Kırşehir’i ilçe yapması gibi.

Tabii, Menderes’in Osman Bölükbaşı’na karşı yaptığı hamleye benziyor ama bu Amerika’da çok yaygın bir uygulama. Dolayısıyla bir milletvekili istifa etmiyor veya emekli olmuyorsa, onu devirmek de kolay olmuyor. Öte yandan Amerikan seçimleri kampanya ve reklam ağırlıklı yürütüldüğü için bu süreçte milyonlarca dolarlık paralar dönüyor. Haliyle mevcut milletvekillerinin para toplaması daha kolay oluyor. Eğer paran yoksa, aday olarak ortaya çıktığında kendini tanıtman, insanların sempatisini kazanman kolay değil. Bu nedenle aslında son seçimde 435 tane sandalyenin sadece 80 tanesi rekabete açıkmış gibi algılandı. 355 sandalyeye kimlerin seçileceği aşağı yukarı belliydi zaten.

6 Kasım’daki sonucun iki yıl sonraki başkanlık seçimlerine etkisi ne olur?

Kimin aday olacağı daha belirleyici. Büyük sürpriz olmazsa 2020’de Trump tekrar Cumhuriyetçilerin adayı olacak. Demokratlar açısındansa Hilary Clinton’ın tekrar aday olup yeni bir heyecan yaratması mümkün görünmüyor. Demokratlar cephesinde on-on beş aday adayı söz konusu. Her eyalette ön seçimler olacak ve kim daha fazla oy alırsa Demokratların adayı o olacak. Ama bunun netleşmesi 2019’un sonu, 2020’nin yarısını bulur. Öte yandan bunca skandalına rağmen Trump çok daha büyük bir skandala imza atmaz ve tekrar aday olursa, Cumhuriyetçiler içinden ona karşı kimse kolay kolay aday olamaz.

Trump’ın şu ana kadarki performansı iç kamuoyunda kendisi açısından nasıl bir tablo yaratmış durumda?

Trump çok kutuplaştırıcı bir aktör ve Cumhuriyetçi Parti’nin adayı olduğundan beri, partiyi de kendi imajına göre şekillendirdi. Dolayısıyla Cumhuriyetçi Parti, Trump’ın partisi olarak algılanmaya başlandı. Dolayısıyla bu partinin destekçileri, partilerini fanatik bir şekilde desteklerken, desteklemeyenler de fanatik bir biçimde nefret ediyor. Bu açıdan tam bir kutuplaşma söz konusu.

ABD’DEKİ KUTUPLAŞMA GÜNDELİK HAYATA TÜRKİYE’DEKİ GİBİ YANSIMIYOR

Bu kutuplaşma gündelik hayata nasıl yansıyor?

Amerika’da 325 milyon kişi yaşadığı için genelleme yapmak kolay değil ama kutuplaşmanın gündelik hayata Türkiye’deki gibi yansıdığını söyleyemeyiz. Yine Türkiye’den farklı olarak, kutuplaşma arttığı halde seçimlere katılım artmıyor. Seçimlere katılım genelde en fazla yüzde 55-60 civarında olurken, Temsilciler Meclisi ve Senato seçimlerine katılım daha da düşük oluyor. Başkanlık seçimi, bu ara seçimlere göre daha motive edici.

Bu kadar kutuplaşma varsa neden insanlar seçime katılıp oy atmıyor?

Yoksuların, işçi sınıfının, siyahilerin, Latin kökenli vatandaşların, ezilenlerin oy kullanmaya dair fazla motivasyonu olmuyor. Demokrat Parti onları mobilize etmeye çalışsa da bunu çok fazla başaramıyor. Çünkü seçimlerin gündelik hayatlarına fazla etkisi olmadığını düşünüyorlar.

KUTUPLAŞMANIN KAYNAĞI KÜRTAJ, BİREYSEL SİLAHLANMA, GÖÇMENLİK, KÜRESEL ISINMA

Türkiye’de laiklik, Kürt meselesi, faşizan uygulamalar birer kutuplaşma kaynağı. Amerika’da Demokratlarla Cumhuriyetçiler arasındaki kutuplaşmanın kaynağı ne?

Yakın zamana kadar kürtaj bu kutuplaşmanın kaynaklarından biriydi. Cumhuriyetçilerin önemli bir kısmı kürtaja karşıydı. Keza bireysel silahlanmanın sınırlandırılması… Amerika’da silah almak çok kolay. Üstelik öyle pompalı tüfek veya tabanca değil, bayağı makineli tüfek alabiliyorsunuz. Demokratların önemli bir kısmı buna karşı çıkarken Cumhuriyetçiler bunun hayatlarının, hatta özgürlüklerinin bir parçası olduğunu söylüyor. Yine Trump’ın son zamanlarda çok sık kaşıdığı göçmenlik meselesi de bir kutuplaşma başlığı. Nitekim seçimlerdeki kampanyasını göçmen karşıtlığı üzerinden kurdu. Bir başka kutuplaşma noktası küresel ısınma. Cumhuriyetçilerin önemli bir kısmı küresel ısınma olduğuna inanmazken, Demokratların önemli bir kısmı bunu çok önemsiyor. Bunların yanı sıra, Trump’ın bizzat kendisi de kutuplaşmanın bir kaynağı aslında.

Şu an Demokrat Parti’nin başında kim var?

Başkanlık Trump’ta olduğu için Demokrat Parti’nin başında aslında resmi olarak hiçkimse yok! Fakat Ocak ayından itibaren Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu Demokratlar sağlayacak ve onların Meclis başkanlığına seçeceği kişi, aynı zamanda partinin en öne çıkan siması haline gelecek.

Söyleşinin başına dönelim: Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğu kaybettiği halde Trump’ın 6 Kasım seçimlerini büyük bir başarı olarak sunarkenki dayanağı neydi?

6 Kasım’daki gibi ara seçimlerde genelde Başkan’ın partisi oy kaybeder. Obama 2008’de seçilmişti ve ama 2010’daki ara seçimlerde Demokrat Parti, Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğu kaybetmişti. Bunun nedeni, muhalefette kalan partinin daha fazla mobilize olması ve Başkan’ın da bir şekilde kontrol altına alınması arzusu. Öte yandan Trump, Senato’da en az üç sandalyesini artırdığı için 6 Kasım’ı bir başarı olarak gösteriyor.

TEMSİLCİLER MECLİSİ, TRUMP ALEYHİNE SORUŞTURMA BAŞLATABİLİR

Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğu alması, Demokratların Trump’ı kontrol etmesini mümkün kılar mı?

Muhakkak. Her şeyden önce Trump’ın seçildiği iki yıl içinde ilk defa somut bir güç kazandı Demokratlar. Temsilciler Meclisi’nin fonksiyonlarından biri, farklı soruşturmalar açabilmesi. Mesela şu anda Adalet Bakanlığı’nın yürüttüğü soruşturmanın dışında, Trump’ın 2016’daki seçimlerde Ruslarla işbirliği yapıp yapmadığına dair ciddi bir soruşturmayı da Temsilciler Meclisi başlatabilir. Trump’ın geçmişte ne kadar vergi verip vermediği de ayrı bir soruşturma konusu olabilir. Temsilciler Meclisi’nin TBMM komisyonlarından farkı, ifadeye çağrılanların yasal olarak gelmek zorunda olması ve meclisin yaptırım gücüyle donatılmışlığıdır. Dolayısıyla Temsilciler Meclisi’nde Demokratlarla Cumhuriyetçiler arasında ciddi bir çatışma mı yoksa uzlaşı mı olacağı önemlidir ve şu an en fazla konuşulan konulardan biri de bu. Çünkü kanun çıkarmak istiyorlarsa, işbirliği de yapmak zorundalar. Örneğin bütçe açısından bu işbirliği zorunlu.

6 KASIM SONUÇLARI TRUMP’IN DIŞ POLİTİKASINI BELİRLEMEZ

6 Kasım seçimlerinin Trump’ın dış politikasında belirleyici bir etkisi olacak mı?

İç dinamikler, 6 Kasım’daki seçim sonuçları önümüzdeki iki yılda Trump’ın dış politikasında belirleyici olmaz. Elbette Trump’ın dış politikasında değişiklikler olabilir ama bunun sebebi 6 Kasım seçimleri veya Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğu kaybetmesi olmaz. Amerikan siyasetinde dış politika genelde başkanın alanı olarak algılanır ve Temsilciler Meclisi’nden farklı olarak Senato’nun dış politikadaki ağırlığı daha fazladır. Çünkü senatörler 6 yıl görev yapıyor ve devlet içinde etkin aktörler olabiliyor. John McCain gibi bazı deneyimli senatörler kendi başlarına dış politikada başkanı denetleyebilecek konuma erişebiliyor. Temsilciler Meclisi’nin ise Trump’ın dış politikasını doğrudan etkileme şansı çok fazla yok. 2 Ekim’de Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan tarafından öldürülmesine bir çok Senato üyesi tepki gösterdi. Trump bu tepkileri alttan alırken Suudilerle ilişkilerini de sürdürmek için daha fazla çaba sarfetmeye yöneldi. Fakat hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlar bir araya gelirse Senato’da, Trump’ın Suudi Arabistan politikası konusunda önemli bir belirleyen olabilir.

TRUMP’A MUHALEFET EDİP CUMHURİYETÇİ PARTİ’DE AKTİF KALMAK ZORLAŞTI

Cumhuriyetçiler içinde Trump’a açıktan muhalefet edenler var mı?

Az önce de söylediğim gibi, başkan seçildikten sonra Trump, partiyi kendisine göre şekillendirdiği için açıktan muhalefet edebilenlerin sayısı epey azaldı. John McCain dışında başka bir Arizonalı, Trump karşıtı Cumhuriyetçi senatör bu seçimlerde aday olmamayı tercih etti. Trump’a açıktan muhalefet edip Cumhuriyetçi parti içinde aktif kalmak, oy almak zorlaştı çünkü.

Trump’ın medyaya yönelik savaşı, seçimlerden sonraki basın toplantısında CNN muhabirini azarlayıp Beyaz Saray’a giriş kartını askıya almasıyla yeni bir aşamaya geçmiş görünüyor. Anaakım medyada Trump’a dair nasıl bir genel konumlanma var? Bizdeki gibi yandaşlar artıyor mu?

Son on yılda, sosyal medyanın da etkisiyle Amerika’daki medyanın yapısı da çok değişti. Amerika’da en fazla konuşulan konulardan biri, sosyal medyada yayılan yalan haberler. Rusya’nın 2016’daki seçimlere müdahale için sosyal medyada sayısız sahte hesap açtığı ve insanları yanlış yönlendirdiği kanıtlanmış durumda. Kanıtlanmayan şey, Trump’un bunu kampanyasında aktif bir biçimde kullanıp kullanmadığı. Adalet Bakanlığı zaten bununla ilgili bir soruşturma yürütüyor şu an. Trump, “Amerikan halkını temsil ettiğim için bana saldırıyorlar” diyerek anaakım medyayı sürekli yalan haber yapmakla suçluyor. Trump, Twitter’ı çok aktif kullanıyor ve anaakım medyayla savaştan sürekli besleniyor. Çünkü onun provokatif Tweetleri ve açıklamaları sürekli haber oluyor ve böylece gündemin belirleyicisi de kendisi oluyor. Öte yandan büyük kapitalistlerin elindeki anaakım medyanın bir kısmı, örneğin Fox News, eskiden beri Cumhuriyetçilere, MSNBC biraz daha Demokratlara yakındır. CNN daha önce aradaydı, son dönemlerde iyice Trump karşıtı oldu. Trump anaakımla savaş halinde olduğunu söylüyor ama bu medyanın bir kısmı zaten onun yanında yer alıyor. Fox News’in ünlü bir anchorman’i bu son seçimlerde Trump’ın kampanyasına aktif bir biçimde katılıp destek verdi mesela.

SEÇİMLERİN KADERİNİ SAĞLIK SİGORTASI BELİRLEDİ

Amerika’da Obama sonrası siyahilerin durumu nedir?

Amerika’da seçimlere katılımla gelir düzeyi arasında paralel bir ilişki var. Türkiye’den farklı olarak Amerika’da yüksek gelirliler siyasete daha fazla katılım gösteriyor ve bunlar da genelde beyazlar oluyor. Demokrat Parti, farklı etnik ve sınıfsal grupları “Gökkuşağı Koalisyonu” adı altında bir araya getirmeye çalışıyor. Fakat bu çabasında çok başarılı olamıyor, zira bu insanların bir kısmı Demokrat Parti’ye inancını kaybetmiş durumda. İkincisi de, Demokrat Parti’nin ılıman kanadı, bu koalisyonun orta sınıf-beyaz kitleler içindeki desteğini kaybetmeye yol açacağını düşünüyor. Demokratlar içindeki en büyük tartışma konularından biri, nasıl bir sosyolojik zemine hitap edecekleriyle ilgili. Bernie Sanders gibi düşünenler daha radikal bir muhalefet izleme taraftarıyken, ılımlılar ise statükoyu çok zorlamama taraftarı. Önümüzdeki iki yılda bu iki kanattan hangisinin daha fazla öne çıkacağı başkanlık seçimleri ve Demokratların adayı konusunda da çok belirleyici olacak.

Demokrat Parti’nin 6 Kasım’da Temsilciler Meclisi’nde başarılı olmasını sağlayan şey ne oldu?

En büyük sebeplerden biri sağlık sigortasını çok fazla öne çıkarmalarıydı. Çünkü Cumhuriyetçilerin başarısız olsalar bile kuşa çevirmeye çalıştığı sağlık sigortası milyonlarca insan için çok önemli. Demokratlar da propagandalarını bunun üzerine kurarak, Cumhuriyetçilerin 6 Kasım’da zafer elde etmeleri halinde sağlık sigortasındaki kazanımların tümünü ortadan kaldıracağını söyledi. Bu söylem de milyonlarca insanı mobilize etti ve aslında seçimin kaderini de bu belirledi.

YARIN: ABD TÜRKİYE’NİN ÇÖZÜM SÜRECİNE GERİ DÖNMESİNİ İSTER AMA…


İrfan Aktan kimdir?

Gazeteciliğe 2000 yılında Bianet’te başladı. Sırasıyla Express, BirGün, Nokta, Yeni Aktüel, Newsweek Türkiye, Birikim, Radikal ve birdirbir.org ile zete.com web sitelerinde muhabirlik, editörlük veya yazarlık yaptı. Bir süre İMC TV Ankara Temsilciliği’ni yürüttü. "Nazê/Bir Göçüş Öyküsü" ile "Zehir ve Panzehir: Kürt Sorunu" isimli kitapların yazarı. Halen Express, Al Monitor ve Duvar'da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI