Muhalefet cephesinde güncel durum

Cumartesi, 10 Kasım, 2018
Yerel seçimlerde muhalefet partilerinin ortak sayılabilecek hedefi, iki önemli sonuçla işaret ediliyor. Birincisi iktidar partilerinin toplam oy oranının ciddi biçimde geriletilmesi, ikincisi de bazı önemli ve sembol belediyelerin iktidarın elinden alınması.

Salı günü Gazete Duvar’daki “İttifak hikayesinde güncel tablo” yazısında, yerel seçim öncesinde, AKP ve MHP’nin aldıkları pozisyonlardan bahsetmiştim. MHP’nin daha net ve nispeten rahat, AKP’nin ise henüz belirsiz ve hayli rahatsız pozisyonuna işaret etmiştim. İki partinin ayrı ayrı gireceği anlaşılan seçimde, genel ittifak tercihinin aynı kalacağı defalarca teyit edilmiş durumda. Yani bu blok, iç dengesi yeniden kurulmak üzere, şimdilik yerinde duruyor. Siyasi gündemin güncel tablosunu tamamlamak için, elbette muhalefet cephesine de bakmak gerek. Peşinen söylemek gerekirse, bu tarafta zaten kararlı biçimde hiç oluşamayan blok görüntüsünden yine eser olmadığı anlaşılıyor. Belki temas ve pazarlıklar, bazı nokta hedeflere dönük ayrıntılı görüşmeler konusunda yoğun bir hareketlilik var ama bir ortak muhalefet stratejisinin izi görülmediği gibi, niyetin varlığına ilişkin bir kanıt da yok.

Önce, üzerinde siyasi gündemin şekilleneceği zemine bir bakalım. Ekonomik krizin rakamlara ve hayata yansıyan sonuçları giderek belirginleşiyor. Mevcut duruma ilişkin tespitler ve yakın geleceğe ilişkin öngörüler sert bir durgunluğa ve küçülmeye işaret ediyor. Buna karşılık, iktidarın sorunla baş etmek yerine etkileri kontrol altına alma konusunda şimdilik başarılı olduğu görülüyor. Bu stratejinin seçime kadar değişeceğine dair bir işaret de görülmüyor, hatta başta inşaat sektörü olmak üzere, bazı seçilmiş alanlarda kurtarma, kollama hamleleri için gevşemeler yapılacağı anlaşılıyor. Dış politika gerilimlerinde, özellikle ABD-AB ilişkilerinde de iktidar hayli rahatlamış gibi. Yıllardır bir efsaneye dönüşen “siyasi yumuşama”, normalleşme beklentisi ise yine gündemde. Ancak, KHK’lıları mesleklerini yapamayacak ve açlığa mahkum edecek düzenlemelerin mecliste görüşülüyor, gözaltıların hız kesmeden devam ediyor olması, bu iddia ve beklentilerle pek uyumlu durmuyor.

İkinci olarak, yerel seçimler hakkındaki genel inanışların bu seçim özelinde ne kadar geçerli olduğuna bakalım. Çok yaygın ve haklı gerekçeleri olan inanışa göre, Türkiye’deki mevcut dengede ve bilinen örneklerde muhalefetin yerel seçimlerde iktidar partilerine nazaran daha avantajlı olduğu düşünülür. MHP’nin geleneksel olarak büyük şehirlerde zayıf olması, AKP’nin de son seçimlerde belirgin biçimde büyük şehirlerde gerilemesi bu kanaati güçlendiriyor. Ayrıca, yerel seçimlerde genel seçimlerden farklı olarak blok siyasetini kıran yerel dinamiklerin daha belirleyici olması da muhalefetin avantaj hanesine yazılıyor. Fakat, bazı örneklerle doğrulanmış olsa da, bunlar garanti içeren durumlar sayılamaz. En başta, yerel dinamiklerin ve parti teşkilatlarının daha belirleyici olduğu yerel seçimlerde ittifaklar, muhalefet ortaklıkları yaratmak çok daha güç. CHP’de parti içinde büyük bir yarışa neden olacak hareketliliğin şimdiden başlamış olması, ittifak işinin zor olacağını gösteriyor.

Muhalefet partilerinin birlikte davranması, genel olarak veya bazı noktalarda ittifak kurabilmesi ve daha önemlisi ortak bir siyasi gündem yaratabilmesinin önündeki engeller de azalmadığı gibi, giderek artıyor. İktidar partileri tarafından yürütülen kampanyalara direnemeyen, olası suçlamalardan bile aşırı ürken muhalefetin yan yana durmak konusundaki mahcubiyeti hiç azalmıyor. Özellikle HDP’nin yalnızlaştırılması konusunda, sertleşme de, yumuşama beklentisi de benzer sonuç veriyor, muhalefet cephesinde bozulmaya yol açıyor. Nasıl davrandıklarına bağlı olmaksızın hiç kurtulamadıkları “şer cephesi” suçlamasının gölgesinden çıkamayan muhalefet partileri, her biri ayrı ayrı “uçuruma sürüklenen ülke” tarif etse de, ortak – en azından yakın – bir muhalefet dili kuramıyor. İttifak ve ortak davranma zeminlerine darbe vuran manipülatif haber ve bilgi akışında da, iktidar sözcülerine iş bırakmayacak hamleler muhalefet partilerinden çıkıyor.

Yerel seçimlerde muhalefet partilerinin ortak sayılabilecek hedefi, iki önemli sonuçla işaret ediliyor. Birincisi iktidar partilerinin toplam oy oranının ciddi biçimde geriletilmesi, ikincisi de bazı önemli ve sembol belediyelerin iktidarın elinden alınması. Bu hedefler, Bahçeli tarafından açıkça dile getirildiği gibi, iktidar açısından da bir meşruiyet tartışması açacağı için engellenmesi gereken riskler olarak görülüyor. Elimizde en güncel veri olan 24 Haziran seçim sonuçları, sayısal (teorik) olarak bu hedeflerin ve risklerin gerçekçi olabileceğini söylüyor. Örneğin, AKP ve MHP’nin ayrı ayrı seçime giriyor olması yüzünden İstanbul ve Ankara’da AKP’nin tek başına çoğunluk sağlaması artık mümkün değil. Fakat, herhangi bir muhalefet partisinin de, tek başına bu yarışı kazanması neredeyse imkansız. Yani, bir tür ittifak formülü oluşturulamadığında teorik ihtimal aslında yok hükmünde. Genel oy tablosu açısından da, AKP ve MHP’nin ayrı ayrı seçime girmesi – MHP’nin kendisini biraz iktidardan ayrıştırarak aldığı pozisyonla birlikte – blok tercihine yansımayan bir tablo üretebilir. Veya iktidarın desteğindeki erime, yeni bir tartışmayı tetikleyecek dramatik sınırın altında kalabilir.

Son seçimlerde, hep “şapkadan yeni bir tavşan çıkartması” beklenen iktidar, bu beklentinin tam tersini yaparak, ortaya sadece boş şapkasını koymakla yetindi: “Yeni tavşan filan beklemeyin, şapka bu ve başka da seçeneğiniz yok” diyerek seçimleri aldı. Bütün eleştirilere rağmen – ki hemen hepsi son derece haklı ve aslında ortada bir beceri yok – biraz da kendiliğinden muhalefet cephesi, sonuç alamasa bile şimdiye kadar daha hareketliydi. Şimdi, hem yenilgi yorgunluğundan, hem de daha dar ihtiyaçlara odaklanıldığı için ortak bir muhalefet hareketliliği pek görülmüyor. Uzun zamandır teşkilatlarda birikmiş ikbal yatırımlarını cevaplama sıkıntısı yaşayan ve motivasyon krizinden hâlâ çıkamamış CHP’nin, muhalefet ortaklığının lideri olup olamayacağını ve kalan zamanın bunu örgütlemeye yetip yetmeyeceğini göreceğiz. İktidarın kendi seçmenine uyguladığı “seçeneksizlik” baskısını, muhalefet seçmeni için tekrar etme hevesi de, hüsrana neden olabilir. İlk seçimini ucuz atlatan ama ikincisinde varlık mücadelesi verecek olan İYİ Parti, ağır kuşatma altındaki kan kaybını durdurmak zorunda olan HDP, beklenen ivmenin ve “dip dalga” beklentisinin çok gerisinde kalan SP’nin de, kendi önceliklerini bir kenara koyabilecek dirayeti göstermesi kolay değil. Kağıt üzerindeki avantajlara, yerleşik kabullere fazla bel bağlayanlar için sürprizler yaşanabilir. Tek başına kazanmayı deneyenler, birlikte yenilgiyi tadabilir.


Kemal Can kimdir?

1964 yılında Düzce’de doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1986’da mezun oldu. 1984’de Gençlik ve Toplum dergisinde yazdı. 1986-87’de Yeni Gündem dergisinde 1987-90 döneminde Nokta dergisinde, 1990 yılında Sabah gazetesinde gazetecilik yaptı. 1993’de EP (Ekonomi Politika) dergisinde 1994’de Ekonomist dergisinde çalıştı. Yine aynı yıl Express dergisini çıkartan ekipte yer aldı. 1997 – 1999 döneminde Milliyet gazetesine yazı dizileri hazırladı. 1998’de Yeni Yüzyıl gazetesinde, 1999 yılında Artı Haber dergisinde çalıştı. Birikim dergisinde yazıları yayınlandı. 1999 yılında CNNTÜRK’te çalışmaya başlayarak televizyon gazeteciliğine geçti. 2000 yılından itibaren çalışmaya başladığı NTV’de sırasıyla politika danışmanlığı, editörlük, haber koordinatörlüğü ve genel müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu. 2013 yılından itibaren kapatılana kadar İMC TV yayın danışmanlığını yaptı. Yazdığı ve yazar ekibinde yer aldığı kitaplar: Devlet Ocak Dergah (İletişim Yayınları 1991), Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik (İletişim Yayınları 2001), Türkiye Savaşın Neresinde (Metis Yayınları 2001), Homopolitikus Lider Biyografilerindeki Türkiye (Aykırı Yayınları 2001), Devlet ve Kuzgun (İletişim Yayınları 2004), Yoksulluk Halleri (İletişim Yayınları 2007).

YAZARIN DİĞER YAZILARI