Volkan Ağır
Volkan Ağır

Ben bu hikayeyi biliyorum

Cumartesi, 10 Kasım, 2018
Kimsenin yoğurdum ekşi demediği yerde ülke futbolu mide zehirlenmesinden ölüme hazırlanıyor. “Böyle bir durum yaşandığında rakiplerimizin ekmeğine yağ süren biz oluruz, zaten kadromuz kısıtlı sükûneti korumamız lazım(dı)” diyen, diyebilen yok.

Galatasaray, Fenerbahçe derbisinin üzerinden tam bir hafta geçti. Maç oynandı, kavgalar edildi, açıklamalar yapıldı, sinirler gerildi, niyetler okundu sevkler gerçekleşti, cezalar kesildi. Fakat tartışma henüz bitmedi. Biteceğe de benzemiyor. Derbi sonrası güne denk gelen haftalık yazı günümde bu konuyu ele almaktansa uzaktan bakıp gözlemlemeyi yeğledim.

Bu süreçte, geldiği günden beridir (kendi deyimiyle) torunlarının varlığının etkisiyle huzurlu ve naif bir kişiliğe bürünüp sükûn sahibi olan Fatih Terim, eski günlerine döndü. Derbiden sonra oynanan Avrupa Kupası maçlarının öncesinde ve ardında yapılan basın toplantılarında da tüm Avrupa futbolu ülkedeki derbi kavgasından haberdar oldu. Dünya derbisi olmayı bu çiğ saha içi kavgalarını herkesin önünde oldukça da hoş olmayan bir şekilde dile getirerek gerçekleşebileceğini zannettiler sanırım. Bundan sadece bir buçuk ay önce yapılan 2024 UEFA Avrupa Şampiyonası adaylığında ülkemizdeki futbol aşkından tutkusundan bahsedenler UEFA’nın kulüpler düzeyindeki organizasyonlarının basın toplantılarında futbola olan tutkularını çok güzel sergilediler gerçekten. Çünkü, bir gün daha bekleyemezdi bu açıklamalar. Tebrikler.

Beni en çok hayrete düşüren açıklamalar Fatih Terim’e aitti. Kendisinin bugüne kadar hiç kayrılmadığını, kimseden iltimas istemediğini, elde ettiği başarıları kimsenin kayırmasıyla yapmadığını söyledi maç sonu açıklamasında. Galatasaray UEFA Kupası’nı kazanma yolunda ilerlerken maçlarının ertelendiğini ben kendim hatırlıyorum. Ya da Fenerbahçe ile oynanacak şampiyonluk maçında aldığı ceza nedeniyle kulübede yer alamayacak olmasına karşın ceza erteleme kuralının uygulanması da bir iltimas değildi sanırım. Eğer sayın Terim bir başarı elde etmek için iltimas ihtiyacı duymuyorsa, Schalke 04 maçı öncesinde PFDK sevklerinin açıklanması hakkında, “Bizim bugün maçımız var bir gün bekleyemediniz mi? Neden konsantrasyonumuzu bozuyorsunuz?” minvalinde bir açıklama yapmak Schalke 04 maçında başarılı olmak için iltimas ihtiyacı hissetmeye girmiyor mu?

Bir de Hasan Şaş hakkında açıklaması vardı ki her şeyden daha şaşırtıcıydı bu. Hasan Şaş böyle durumlarda ders çıkarıp kendi cezasını kesiyormuş. Acun Ilıcalı’nın televizyon şovu olarak yaptığı halı saha turnuvasında bile rakipleriyle kavga eden taraftara küfürler savuran Hasan Şaş ne bu konuda bir ders çıkarmış ne de kendine bir ceza vermişe benziyor. Durduk yere gördüğü erişebildiği ilk Fenerbahçeli’ye saldırıp ardından da bir başka Fenerbahçeli’yi kovalayan Şaş az bile ceza almıştır. Hasan Şaş’ın yardımcı antrenörlüğü Galatasaray’ın en büyük hatalarından biridir. Eğer bu kavgadan sonra Hasan Şaş’ın kendisini cezalandırıp istifa ettiği haberi doğruysa, ki ben buna inanmıyorum, Şaş’ın istifasını kabul etmemek daha büyük hatadır.

Verilen cezalara Galatasaray tarafı oldukça yüksek tonda itirazlarına devam ediyor. İçine de komplo teorilerini serpiştiriyor. Kimine göre bu cezalarla Yıldırım Demirören, Fatih Terim’den hıncını alıyor. Biliyorsunuz Fatih Terim, Demirören’in yönettiği federasyonu tazminat ödemeye mahkum etmişti. Biri de diyor ki bu cezalarla zaten Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatlarıyla yönetilen federasyon Galatasaray’ı zirve yoluna taş koyup Başakşehir’in şampiyonluk yolunu açıyor. Ama, 2 Kasım akşamüstü 60. dakikaya kadar 2-0 giden maç 90 dakika sonunda da aynı skorla sonlansa bunların hiçbiri dile bile getirilemeyecekti. Eğer ki bu cezalarla bir takımın önü kesilip diğerinin önü açılması planlanmışsa Roberto Soldado ve Younes Belhanda’nın son dakikada kavga edişini de onlar ayarlamış olmalılar o halde! Yani kimse durup da Soldado ve Belhanda’nın durduk yere kavga etmesinden ve onların yanına gelenlerin onları ayırmaya değil kavga etmeye gelmiş olmasından bahsetmiyor. Ya da Hasan Şaş’ın Skrtel’in kafasına yaptığı müdahaleyi, ardından da Jailson’u kovalamasını da komploya dahil etmeliyiz. Ya da Fatih Terim’in Fırat Aydınus’a hakaretlerini de. Donk’un 100 metre depar atıp Fenerbahçeliler’in üstüne atlamasını da başkası ayarlamış olmalı. Ya da Garry Rodrigues’in de saldırısını Galatasaray’ın kötülüğünü isteyenler organize etmişler sanırım. Halbuki “Böyle bir durum yaşandığında rakiplerimizin ekmeğine yağ süren biz oluruz, zaten kadromuz kısıtlı sükûneti korumamız lazım(dı)” diyen, diyebilen yok.

TFF’nin Soldado ve Jailson’a verdiği cezalar ne kadar doğruysa, Galatasaray’a verdiği cezalar da o kadar doğru. Günün birinde özellikle derbilerde yaşanan kavgalar sonrasında oyunculara 3’er değil de 8’er 10’ar maç ceza verilmesini ummuştum hep. Bunu ummuştum ki örnek olsun da başka zamanlarda bu kavgalar tekrarlanmasın. Ama öyle gözüküyor ki öyle olmamış. Olacağa da benzemiyor. Kimsenin yoğurdum ekşi demediği yerde ülke futbolu mide zehirlenmesinden ölüme hazırlanıyor.


Volkan Ağır kimdir?

1987 İstanbul doğumlu. 2006 yılından bu yana blog yazıyor. 2008 yılında Cumhuriyet gazetesi Spor Servisi'nde muhabirliğe başladı. O günden bu yana yoğunlukla spor muhabirliği yapıyor. Serbest muhabir olarak 2014 yılında Dünya Kupası'nı Brezilya'da, 2015 yılında Copa America'yı Şili'de takip etti. 2011 yılından bu yana Açık Radyo'da her pazartesi günü 19.30'da Efektifpas isimli spor programını sunuyor. Gazete Duvar'da haftalık, zaman zaman da çeşitli yayınlara özel konularda haberler hazırlıyor. Zaman zaman da kendisine dokunan sosyal ve toplumsal olaylar hakkında da yazıları ve haberleri çeşitli medyalarda yayınlanıyor. 2016 Ekim ayından bu yana Almanya'da Köln'de yaşıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI