İttifak hikayesinde güncel tablo

Çarşamba, 7 Kasım, 2018
Her mecburiyet ilişkisinde olacağı gibi ittifakta da, hem AKP'yi hem de MHP'yi zorlayan bir süreç yaşandığı ortada. Yerel seçimde ittifak yapılmayacağının açıklanmasının iki tarafta da yüksek memnuniyet yaratması bunu açık biçimde gösteriyor. Fakat bu rahatlamanın sonuçlara nasıl yansıyacağıyla ilgili belirsizlikler devam ediyor.

Devlet Bahçeli’nin 6 Kasım’da yaptığı grup konuşması, ittifak ilişkisinin yakın dönem nasıl seyredeceğine ilişkin merak edilenlere vereceği cevap açısından önemliydi. Kısa bir süre önce yerel seçimde ittifak yapmayacaklarını açıklayan ama sonrasında da Cumhur İttifakı’nın devam edeceğini ekleyen Bahçeli’nin, yeni dengeyi veya denge arayışını nasıl sürdüreceğinin işaretleri vardı bu konuşmada. İttifakta yeni bir dönemin başladığına ilişkin yapılan açıklamalar ve ardından yaşananlar, söylenenler bir araya getirilince – yakın bir zamanda yeni bir denklem kurulmaz ise – yürünecek yolu çizen bazı başlıklar belirginleşiyor.

Daha ilk andan itibaren çok net biçimde ortaya konulduğu gibi, blok siyasetinde bir değişiklik olmayacağı artık açık. MHP, muhalefet hattına geçmeden, yıpratıcı ataklar yapmadan ve başta Erdoğan olmak üzere hassas hedeflere dokunmadan “ayrı” durmaya çalışacak. Ekonomi, dış politika ve ideolojik alanlardaki farklar ve aradaki mesafe giderek altı daha fazla çizilerek gösterilecek. Alternatif açılımlar, siyasi manevra arayışları erken ifşa ve etiketleme ile kesilmeye çalışılacak. Özellikle milliyetçilik merkezli ideolojik patronluk somut meseleler üzerinden daha fazla hissettirilecek.

MHP’nin geçen hafta teşkilatlarına gönderdiği yerel seçim genelgesinde “ittifak hassasiyeti” dikkatlice işaret ediliyordu. “İttifakı gerekli kılan” şartları yeniden hatırlatırken, MHP’nin bu gerekçelerin asli unsuru olduğuna ilişkin vurgu da belirginleşiyordu. İttifakın kurulduğu dönemde, MHP’nin “erken teslimiyet” olarak yorumlanan yaklaşımı, çıkar ilişkisine dayanmayan veya pazarlık mahsulü olmayan bir “görev” olarak sunulmuştu. MHP, çok elverişli olan ve avantajlar getiren bu “siyasi havayı” sürdürmekten vazgeçmek istemiyor. Bunun da bazı kuralları var: İttifakı bozan taraf olmamak, pazarlık yapmıyor görüntüsü ve ittifak ruhuna bağlılık.

Ancak, MHP’nin giderek AKP’ye yapışmaya başlayan sorunlardan kendisini ayrıştırma konusunda çıtayı biraz daha yükselteceği anlaşılıyor. Bahçeli’nin konuşmasında ekonomik kriz tablosu hakkında doğrudan iktidarı hedef almadan söyledikleri bunun kanıtı. Ekonomik krizin gündelik hayata yansıması ile ilgili tasvirler yanında, ekonomi yönetiminin bir yıl içinde üçüncü kez enflasyon hedefi değiştirmesine işaret edilmesi bu açıdan not edilebilir. Ayrıca, ekonomik kriz şartlarında MHP’nin kimlerin çıkarlarını savunacağı, kimlerden yana olacağı konusunda da kapalı bir gönderme yapması, belirsizliklere dikkat çekmesi, süreç içinde çıkar ayrışmalarının kullanıma gireceğinin göstergesi sayılabilir.

Dış politika meselelerinde de iktidarla ortak hattı bozmadan, hatta AKP’yi de hatta tutmaya çalışarak, farkı belirginleştirme niyeti izleniyor. Bahçeli konuşmasında, Irak seçimlerinde Türkmen faktörü, Kıbrıs meselesi, ABD ile yumuşayan ilişkilere fazla güvenmeme gibi noktalara dikkatlice dokunmakla yetindi. Fakat, özellikle son günlerde sık sık gündeme getirilen “yeni bir çözüm süreci” ihtimaline koyduğu yüksek barajla, “kırmızı çizgi” belirleyeceğinin altını kalın çizdi. Bir bakıma, bağlı olmaya devam ettiği “ittifak ruhunun” açık sinir uçlarını gösterdi, risk alanlarını Erdoğan’a yeniden hatırlattı.

Bahçeli’nin konuşmasında en yükseldiği bölüm ise, Andımız vesilesiyle ortaya çıkan “Türklük, Türkçülük” tartışmasıydı. Bahçeli, tartışmayı açan isim olmasına rağmen doğrudan Erdoğan’ı anmadan, “Türkçülük” konusundaki sınırı bir kez daha çizdi. Milliyetçilik konusundaki patronajını hatırlatan Bahçeli, bazı reflekslerin hem “ayaklar altına alınıp”, hem de kullanılmaya devam edilmesinin artık kolay olmayacağını anlattı. Seçenek aramak veya artırmak için siyasi – ideolojik manevralarda ittifakın sağlayacağı koruyuculuğun bazı sınırları olacağını gösterdi. Gerilim ve belki de yarışma alanının sınırlarını işaretledi.

AKP’nin ittifaksız yerel seçim serüvenindeki hareket tarzı konusunda şimdilik daha az veriye sahibiz. Çünkü Erdoğan, belki seçeneklerini geniş tutmak için, belki de henüz stratejisini tam oluşturmadığı için bu konuda açık bir tutum almıyor. 24 Haziran seçim kampanyasında hiç bahsetmeyerek yokmuş gibi yaptığı ittifak için, şimdi de yine fazla konuya girmeyerek varmış gibi davranmayı tercih ediyor. Ekonomik krizin olumsuz etkileri konusunda izlenen “yokmuş gibi yaparak bekleme” stratejisinin aldığı “başarılı sonucu” bu konuda da tekrarlama niyetinde olabilir. Parti teşkilatlarında yaşanan rahatlamanın erken bir kapışmaya dönüşmesinin istenmemesi de önemli bir faktör olabilir.

Her mecburiyet ilişkisinde olacağı gibi ittifakta da, hem AKP’yi hem de MHP’yi zorlayan bir süreç yaşandığı ortada. Yerel seçimde ittifak yapılmayacağının açıklanmasının iki tarafta da yüksek memnuniyet yaratması bunu açık biçimde gösteriyor. Fakat bu rahatlamanın sonuçlara nasıl yansıyacağıyla ilgili belirsizlikler devam ediyor. Erdoğan’ın sürekli kazanan parti iddiasıyla konuşmaya başlaması, galibiyet zorunluluğunu artırıyor. Binali Yıldırım’ın İstanbul için aday olup olmayacağı sorusuna, “zorda kalırsak neden olmasın?” diye cevap vermesi de bu yüzden. Başta İstanbul olmak üzere büyükşehirleri kaybetmemek AKP açısından kritik eşik. MHP’nin ise nokta hedef kazanmaktan daha çok, alacağı genel oy desteğiyle ilgili olacağı anlaşılıyor.

Birbirlerinin ayağına dolanmaya başlayan gerilimler ve alerjik reaksiyonların yanında, ileriye dönük stratejileri açısından da kopmadan ayrı tartılmak ittifak partileri açısından bir ihtiyaç olarak ortaya çıktı. Şimdi her partinin kendisi açısından avantajlı olabileceğini hesapladığı bir pozisyonu oluşturmaya çalıştığını izliyoruz. AKP, bir miktar oy kaybını ve ittifak desteğinden yoksunluğun risklerini göze alarak, içine girdiği cendereyi biraz hafifletmeyi umuyor. Kazanma ihtimaline yönelen seçmen teveccühüne fazla güvenerek, MHP’nin zorladığı etkinliği sağlayacak bir güç devşiremeyeceğine inanıyor. MHP ise, bu yerel seçimde baraj sınırında dolaşmaktan alternatif olmaya doğru yol almaya, yeni denklemi böyle kurabilmeye, zayıflayan AKP’den kaçan oyların kendisine yöneleceğine fazla inanıyor. İki beklenti de, garantisi olmayan olasılıklara bağlı. Ve bu kadar yüksek belirsizlik varken kimse sert bir karşılaşmayı deneyen taraf olmak istemiyor.


Kemal Can kimdir?

1964 yılında Düzce’de doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1986’da mezun oldu. 1984’de Gençlik ve Toplum dergisinde yazdı. 1986-87’de Yeni Gündem dergisinde 1987-90 döneminde Nokta dergisinde, 1990 yılında Sabah gazetesinde gazetecilik yaptı. 1993’de EP (Ekonomi Politika) dergisinde 1994’de Ekonomist dergisinde çalıştı. Yine aynı yıl Express dergisini çıkartan ekipte yer aldı. 1997 – 1999 döneminde Milliyet gazetesine yazı dizileri hazırladı. 1998’de Yeni Yüzyıl gazetesinde, 1999 yılında Artı Haber dergisinde çalıştı. Birikim dergisinde yazıları yayınlandı. 1999 yılında CNNTÜRK’te çalışmaya başlayarak televizyon gazeteciliğine geçti. 2000 yılından itibaren çalışmaya başladığı NTV’de sırasıyla politika danışmanlığı, editörlük, haber koordinatörlüğü ve genel müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu. 2013 yılından itibaren kapatılana kadar İMC TV yayın danışmanlığını yaptı. Yazdığı ve yazar ekibinde yer aldığı kitaplar: Devlet Ocak Dergah (İletişim Yayınları 1991), Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik (İletişim Yayınları 2001), Türkiye Savaşın Neresinde (Metis Yayınları 2001), Homopolitikus Lider Biyografilerindeki Türkiye (Aykırı Yayınları 2001), Devlet ve Kuzgun (İletişim Yayınları 2004), Yoksulluk Halleri (İletişim Yayınları 2007).

YAZARIN DİĞER YAZILARI