Hanife’nin katilleri saymakla bitmez!

Salı, 6 Kasım, 2018
Siyasi irade, bakanlık görevlileri, kolluk kuvvetleri ve yargı 6284’e muhalif tutumla yasayı uygulamadıkları için öldürülen 24 yaşındaki Hanife Babayiğit’in tek katili, kocası Mesut Babayiğit değil. Konsomatris olduğunu bilerek evlendiği kadına şiddet uyguladığı için hakkında uzaklaştırma kararı çıkarılan Mesut Babayiğit bu karara uymama cüretini, şüphesiz ki karakolda barıştıran kamu görevlilerinden aldı.

Telefonum çalıyor, on dakika konuşuyorum. Arayan Adalet Bakanlığı’ndan bir görevli. Kadın örgütleri adına randevu talep etmiştik. Talebimize yanıt beklerken akıl almaz bir talep geldi uzlaştırıcı olduğunu belirten bakanlık çalışanından. Randevu talebimiz kabul edilmemişti ama kadın örgütlerinden bir konuda fikir ve destek istiyordu uzlaştırıcımız. Üç kadının bir erkekten şikayetçi olduğu şiddet olayı, uzlaştırma yoluyla sonlandırılmak isteniyor ve biz kadınlar buna destek olacağız. Bakanlık çıldırmış olmalı!

Yargı yoluna başvuran kadınların isteği davalının, kadın hakları konusunda farkındalık geliştireceği eğitim veya sosyal çalışmaya tabi tutulmasıymış. Davaya konu fiilin ne olduğunu sorunca aldığım cevap iyice alçalan sesle basitleştirilerek “sokakta hakaretleşme” oluyor. Sözlü taciz yani şiddet diyoruz buna. Ama bakanlık, eril şiddeti buharlaştırma politikasında o kadar kararlı ki “hayır, hayır cinsel saldırı yok sadece basit bir laf atma, şiddet olsa zaten uzlaştırmaya girmez” şeklinde savunuyor gerçekte yasa dışı talebi.

6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Kanunu ile İstanbul Sözleşmesi uyarınca kadına yönelik şiddet içeren eylemlerin uzlaştırma kapsamına alınamayacağını biliyor bakanlık. Ve bilinçli olarak yasayı uygulamadığını itiraftan da çekinmiyor. Muktedirin pervasızlığıyla suça suç demediği zaman yasayı delmiş de olmuyor aklınca. Kadın örgütlerinden sözlü taciz eyleminde bulunan şiddet failine bir ders vermesini istiyor. Ders vermek kolay, onda sorun yok. Sayın Adalet Bakanı talebimiz doğrultusunda randevu versin yeter. Bizler ekip olarak ilkin Adalet Bakanlığı yetkililerine şiddetin tanımını yapar ve sokakta laf atma eylemini “basit hakaretleşme” ifadesiyle çarpıtmanın sözlü taciz suçunu görmezden gelmek olduğunu anlatırız. Şiddeti görmezden gelmenin, şiddeti normalleştirdiğini de. Yasayı uygulamakla yükümlü kamu görevlilerinin hukuku dolanmasının yarattığı vahim sonuçları da…

Kanun gerektiği şekilde uygulanmadığı için yaşanan vahim olaylardan birisi ataerki cinayetleri. Ataerkil erkeklerin kendisinde kadını öldürme hakkı vehm ettiği için işlediği cinayetlere ilişkin son haberlerden birisi Konya’dan geldi. Kamuoyunda infial yaratmadı. Çünkü kadın konsomatristi. Eril şiddeti görünmez kılan ahlak yasaları girdi devreye. Üstelik kocası çalışmasını istemiyorum demişti ve bu hakikati kavramak için yeterliydi. “Eğlence sektöründe çalışmasını istemediği için…” başlıkları, daha önce uygulanan şiddeti, şiddet nedeniyle uzaklaştırma kararı verilmiş olmasını, uzaklaştırma kararı verilmiş olmasına rağmen karakolda çiftin barıştırılmasını ve cinayetin bundan sonra geldiğini gizledi. Eril şiddet ve şiddetle mücadele zincirindeki hata ve ihmaller artık kimsenin umurunda değildi.

Siyasi irade, bakanlık görevlileri, kolluk kuvvetleri ve yargı 6284’e muhalif tutumla yasayı uygulamadıkları için öldürülen 24 yaşındaki Hanife Babayiğit’in tek katili, kocası Mesut Babayiğit değil. Konsomatris olduğunu bilerek evlendiği kadına şiddet uyguladığı için hakkında uzaklaştırma kararı çıkarılan Mesut Babayiğit bu karara uymama cüretini, şüphesiz ki karakolda barıştıran kamu görevlilerinden aldı. Toplum geneli ve medya da bu suça ortak… Hanife Babayiğit konsomatris olduğu için öldürülmeyi hak etmişçesine kurgulanan cümlelerle, şiddetin pornografisiyle ortak bu suça medya ve bu haberlere tık rekoru kazandıran toplum.

Şiddet failinin kimliği ve neyliği gibi şiddete uğratılan kadının kimliği ve neyliği de yargının ilgi alanına giremez, 6284’e göre. Ve yasa layıkıyla uygulansa altı yıldır yürürlükteki kanunun bakış açısı, toplumsal reflekslerle medya dilinin dönüşmesine hizmet ederdi. Çok ünlü bir erkek de şiddet faili olabiliyor, çok ünlü bir kadın da şiddete uğratılabiliyor. En son Sıla ve Ahmet Kural örneğinde görüldüğü gibi şiddet her yerde ve yasa her kadını korumak için mücadele görevini devlete yüklemiş halde. 6284 ünlü veya ünsüz, evli ya da bekar olmasına bakmaksızın, ister konsomatris ister trans olsun her kadın için şiddetten korunma vesilesi olacak özelliklerle donatıldığından kıymetli.

Eril şiddetin sosyal statü, ekonomik düzey, kültür, din, hayat tarzı, ideoloji, politik tutum ayırt etmediği biliniyor. Her toplumda ve her toplumsal kesimde var olduğu da bilinen gerçeklerden. Her yerde var olan şiddetin, yöntemleri de benzerlik gösteriyor. Üretilen bahaneler de… İste bu nedenle kadınların şiddetsiz yaşama hakkı hatta doğrudan yaşam hakkı da ayrımsız her kadını koruyacak şekilde düzenlenip, topyekun mücadele ile korunmalıydı. Yasanın uygulanmasında görevli olan her kişi ve kurumun kendi sorumluluğunu tam olarak yerine getirmesi gerekiyor, yasanın şiddetin azaltılmasına hizmet edebilmesi için. Ancak başta bakanlıklar olmak üzere kamu, kendi sorumluluğunu yerine getirmediğinden, yasa kağıt üzerinde kalarak uygulanmadığından ataerki cinayetleri ve eril şiddet hız kesmiyor.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI