Aydın Selcen
Aydın Selcen

Yetmez ama evet

Çarşamba, 31 Ekim, 2018
ABD içeri alınsa zaten İran dışarıda kalacaktı. ABD gelse Rusya, “İran yoksa, yokum” diyecekti. Türkiye böylece adını koymadan Suriye’de görmek istemediği iki gücü salon dışında bırakmış oldu. Trump, “küçük grup” adına Macron’a vekalet verdi. Macron ve Merkel, Trump’a İran siyasetinden duydukları hoşnutsuzluğu hissettirdi. Arka kapıdan, Astana Süreci’ne kafayı uzattı.

Bu başlık, bu yazıyı okutur. Şimdi soralım: Suriye konusunda, Türkiye’nin girişimiyle İstanbul’da Rusya, Fransa ve Almanya’nın katılımıyla toplanan dörtlü zirve diplomatik başarı mıdır? Sağ elimi kulaklığıma götürüyorum. Sonra havaya bir dikdörtgen çizerek “VAR” işareti yapıyorum. Kenara gelip görüntüleri izliyorum. Nefeslerinizi tuttunuz mu? Evet, santraya doğru koşuyorum: Golü verdim. “Perakende” kaydıyla ama.

Daha önce Idlip konusunda, Erdoğan’ın Soçi’ye giderek Putin’den devşirdiği çatışmasızlık uzlaşısını da başarılı bulduğumu yazmıştım. Hiç yoktan, askeri harekatı durdurma amacı bir süreliğine ama açık uçlu biçimde hasıl olmuştu. Üstelik Ankara, yine perakende, yani münhasıran Idlip konusunda olmakla birlikte, arkasına Almanya ve Fransa’nın yanı sıra ABD’yi de almayı bilmişti. Bu defa, o Soçi’nin üzerine bu dörtlü zirve inşa edildi.

ABD içeri alınsa zaten İran dışarıda kalacaktı. ABD gelse Rusya, “İran yoksa, yokum” diyecekti. Türkiye böylece adını koymadan Suriye’de görmek istemediği iki gücü salon dışında bırakmış oldu. Trump, “küçük grup” adına Macron’a vekalet verdi. Macron ve Merkel, Trump’a İran siyasetinden duydukları hoşnutsuzluğu hissettirdi. Arka kapıdan, Astana Süreci’ne kafayı uzattı.

Perakende yahut parça başı başarı diyorum çünkü hedeflenen siyasi çözüm Türkiye’nin siyasetiyle tutarlı değil. 1991 veya 2003’ten bu yana Ankara’nın bir dua gibi Irak için terennüm edegeldiği “toprak bütünlüğü, ulusal birlik” ezberi, 2011’den beri Suriye için de geçerli. Bunun tercümesi: ABD komşumuzdan çıksın, Kürtlere özerklik tanınmasın. Ama Suriye’de göze çarpan tuhaflık Türkiye’nin de bu ülkenin içinde olması.

Sezen Aksu diplomasisi ifadesiyle “Kendimden kaçak / Yarim keskin bıçak” vaziyeti var burada. Türkiye’nin Astana ortakları Rusya ve İran, Esat yerinde kalsın diye davetle Suriye’de. Türkiye Esat’ı devirmek için ve Kürtler palazlanmasın diye. Almanya ve Fransa, Astana formatında yok ama Rusya ve İran’da da yeniden imara yetecek para yok. Bunların hiçbirinde de, Türkiye dahil, ABD’nin şakağına silahı dayayıp “haydi gardaş, kalk gari” diyerek Fırat’ın doğusu’ndan zorla atacak güç yok.

Türkiye’nin Suriye’de terörist dediği PYD/YPG/YPJ. Malum, bunlar PKK uzantısı görülüyor. Ama İstanbul Bildirisi’nde bunlar terör örgütleri arasında sayılamıyor. Bildirinin yegane ısıran tarafı anayasa taslağı yazımı için komitenin yıl sonundan önce toplanması çağrısı. Oysa Türkiye, Suriye Kürtlerinin herhangi bir biçimde o masada temsiline karşı. Diğerleri de Kürtler olmadan o işin olamayacağını, özellikle Ruslar da Kürtler Esat ile anlaşamazsa ABD’nin Suriye’den çıkmayacağını biliyor.

Türkiye’nin Suriye’de ilaveten “Esat gitsin” dayatması var. Aslında o “Esat gitsin” ısrarı, Ankara’ya bir diplomatik incir yaprağı da sağlıyor. Zira Ankara, “Esat gitmezse, TSK da Cerablus’tan İdlip’e uzanan ters L biçimindeki ve yaklaşık 11 bin km² büyüklüğündeki bölgeden çıkmaz” demiş oluyor. Hariciyenin de en sevdiği işler bunlar: Al koltuğunun altına dosyayı. Ver elini Cenevre, ver elini Moskova, New York, git gel sittin sene. Çukur kaz, çukur doldur, diplomat dediğin boş durmayı sevmez.

Öte yandan, görev süresinin dolmasına şunun şurasında iki ay kala ABD’nin bizim memlekete gelmesi iktidarca yasaklı IŞİD ile Mücadele Daimi Temsilcisi McGurk de ABD’nin Suriye’deki görev tanımında İran ve iltisaklı kuvvetlerinin çıkarılması da olduğunu yumurtlayıverdi. Onun karşısında, MSB Akar ise anlam deryası 29 Ekim mesajında “sınırlarımızda oluşturulmak istenen terör koridoruna, (…) bölgemizde ‘Türkiye’ye rağmen’ (sic) atılacak hiçbir adıma, hiçbir oldubittiye asla müsaade edilmeyecektir” diyor. Acep kime diyor?

O esnada Türkiye, son yirmi yılın en büyüğü olan ve açıkça Norveç’e olası amfibik Rus saldırısına karşı savunma senaryolu “Trident Juncture” NATO tatbikatına TCG Oruçreis firkateyni, üç F-16 ve 32 karargah subayıyla katılıyor. Diğer bir deyişle, Ankara’nın EUCOM/CENTCOM şizofrenisi berdevam: NATO’da ABD liderliğinde Rusya’ya karşı, bölgede Rusya ile kol kola ABD’ye karşı. Neden? Çünkü Kürtler… Emperyalizmin maşası filan… Onun için de MSB Akar böyle top patlar gibi açıklama yapıyor. Hariciye de “çok boyutlu diplomasi” gibi terimlerle elbisesini dikiyor.

Bir zamanlar, eski Türkiye devirlerinde, Trabzon Barcelona’ya karşı Noucamp’ta çok farklı yenik oynuyordu. Maçın sonlarına doğru (yanlış anımsamıyorsam) “Dobi” Hasan, karşısındaki oyuncuya bir bacakarası yaptıydı. Maçın spikeri Bülent Karpat da kahkahalar atarak “ha ha ha, görüyorsunuz sevgili seyirciler, Barcelona’yı kendi evinde rezil ediyoruz” dediydi. Gol mu gol. Ben ekrandan izledim. Santrayı gösterdim. Dörtlü İstanbul Zirvesi diplomatik başarıdır. “Perakende” kaydıyla ama.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI