Yasama maratonu ve nafaka karşıtlarının ikna turları

Salı, 30 Ekim, 2018
Ömür boyu nafaka zulmünden söz edenler için yargı yolu açık olduğundan yoksulluk nafakasıyla ilgili bahanelerle Medeni Kanun'da değişiklik teklifi, hiç masum görünmüyor. Zor geçecek bu kasım ayı.

Büyük coşkuyla horon vuran Karadenizliye sormuşlar: Ya hu bu nasıl oyundur, hem hiç yerinde duramaz ama hep aynı yerde vurursun? Önümüz deniz ardımız dağdır, yerimiz dardır, der Karadenizli. Son yılların yasa yapım usulüne bakarsak kasım ayı da meclisin horon zamanı. Ve kritik aya giriyoruz. Önümüz bütçe ardımız meclisin şekillenme aşamasıydı. Şimdi zamanımız dar misali yaklaşımla bütçeden önce kanun maratonu bekleniyor. Adı böyle konmasa da kasım ayının, uykusuz günler ve gecelerde kanunları torbalara tıkıştırma zamanı olduğu malum.

Nergis Demirkaya’nın belirttiği 1142 muhalefet teklifi, komisyonlarda, gündeme alınmadan bekletilirken, iktidar vekillerince getirilmiş, getirilecek yasa tekliflerinin ışık hızıyla komisyonlardan çıkıp genel kurula düşeceği, tecrübeyle sabit. Böyle oluyor bizde yasama faaliyeti. Özellikle kadınlar ve kız çocuklarıyla ilgili düzenlemelerde, gece yarısı çalakalem yazılıp “beyefendinin bilgisi dahilinde” fısıltısı eşliğinde sunulan önergelerle son şeklini alması da adetten. Şimdi hükümetin yasa tasarısı sunma yetkisi yok ama bakanlıklar yasa teklifi hazırlıyor. İktidar partisi grup başkan vekilleri, bakanlıklardan gelecek taslakları, kendi yasa teklifleriymiş gibi komisyonlara sunacak milletvekillerine paylaştırma fonksiyonu da icra edecek belli ki. Nafaka konusu da bu kasım ayında parlamento gündemine bir çırpıda getirilmeye çalışılacak. Eğer kasımda bir torbaya sokulup yasalaşmazsa yerel seçim sonuçlanıncaya kadar, bu tehlikeyi savuşturmuş sayılabiliriz.

Cumhuriyetin 95’inci yılı, yeni hava limanı açılışıyla taçlandırılmak istenirken cumhuriyetin temel yapı taşlarından Medeni Kanun risk altında. Yıllardır gördüğümüz bu alelusul yasa yapım alışkanlığı, Medeni Kanun’la ilgili değişiklik beklentisinde de uygulanır mı? Medeni Kanun, tıpkı anayasa gibi toplumu şekillendiren ve aynı zamanda bireyi sımsıkı kuşatan temel yasalardandır. Çok taraflı ve derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmeden bazı maddelerinde bile olsa değişiklik yapılmasını akıl ve mantık kabul etmiyor. Etmiyor ama yukarıdaki soruma “yok canım olmaz öyle şey” cevabını verecek kimseyi de bulamıyorum ne yazık ki. Tersine yaşananlar yoksulluk nafakası ile ilgili değişiklik yapmak yönünde ciddi hazırlıkları işaret ediyor. Yoksulluk nafakası ile ilgili itirazlar ise temelsiz. İddia edildiği gibi nafaka mağduriyeti denen bir toplumsal sorunun varlığına dair iktidar, kesinlikle herhangi bir veri, bilgi, doküman sunmuş değil. Nafaka mağdurları şeklindeki bir ifade gerçek bir soruna tekabül ediyor mu yoksa yaratılmak istenen bir algıdan mı ibaret, sorusunu hükümetin bu ikircikli tutumu hatıra getiriyor.

İki bakanlık tarafından ortak düzenlenen çalıştay, nafaka karşıtlarının istediği gibi sonuçlanmadı. Fakat on yıllarda iktidarca nafaka karşıtlarına verilen açık destek, gözardı edilemez. İktidara yakın sivil toplum kuruluşlarından çalıştaya temsilci olarak katılan kadınlar da yoksulluk nafakası ile kadın yoksulluğu arasındaki ilişkiyi kurmuş, meslek edindirme, istihdam, ücretsiz kreş gibi düzenlemeler yapılmadan yoksulluk nafakasına süre sınırı getirilmesini yanlış bulmuşlardı. Ancak iktidar kanadında yer alan nafaka karşıtları, çalışmaya devam ederek kendilerine yakın ama yoksulluk nafakasında yeni düzenlemeye itiraz eden sivil örgütlere brifing mahiyetinde görüşmeler, mini çalıştaylar düzenliyor, düzenletiyorlar. İkna turları niteliğindeki bu girişimlerden sonra oluşturulacak raporların, bakanlıklara sunulup kamuoyu talebi gibi kullanılacağı açık. Toplantı salonuna baskın yaparak çoğulcu yapıya kavuşturduğumuz çalıştayda açıkça görüş belirtmekte zorlanan, “sunduğumuz raporda görüşlerimiz zaten yer alıyor” beyanıyla, asıl konuya değinmeden konuşma süresini tamamlayan nafaka karşıtları, aldıkları siyasi destekle ikna turlarında etkili olabilir. O nedenle yoksulluk nafakasıyla ilgili bilgileri tekrarda yarar var.

Medeni Kanun M.175 yoksulluk nafakası hakkında “süresiz” ibaresini kullanır. 1988 yılında “bir yıl” olarak belirlenen ibareyi değiştiren yasa koyucu rakam belirtmek yerine süresiz ifadesini uygun görmüş yoksulluk nafakası için. Cinsiyete özgü bir ifade yer almaz maddede. Boşanma halinde yoksulluğa düşecek olan tarafa verileceğini hükme bağlamıştır. Buradaki süresiz ibaresinin, adaletli kararı mümkün kılacak takdir hakkını, rakamlarla sınırlamaktan kaçınıldığı belirtilir, maddenin gerekçesinde. Ayrıca takip eden M.176 ile de nafakasının sonlandırılacağı haller sayılmıştır. Hem nafaka yükümlüsü hem nafaka alan taraf, gerek sonlandırma gerek arttırma için yargı yoluna başvurabilir.

Dolayısıyla yoksulluk nafakası düzenlemesinde bir adaletsizlik söz konusu değil. Yeni yasal düzenlemeye ihtiyaç yok. Ancak gerek nafakanın tahsiline ilişkin güçlükler gerekse varsa kötü amaçlı kullanımların tespiti için idari düzenlemeler belki gerekebilir. Mesela nafaka için de amme alacaklarının tahsil usulü uygulanıp, yükümlüden devlet eliyle tahsil edilen nafaka, alacaklıya da devlet tarafından ödenebilir. Yani yoksulluk nafakasıyla ilgili bir sorun varsa o da çoğunlukla tahsil edilemeyişi ve bu tahsilatın gerçekleştirilmesi için harcanan emek, zaman ve maliyetin yüksekliğidir. Bu ek maliyet düşürülmelidir.

Ömür boyu nafaka zulmünden söz edenler için yargı yolu açık olduğundan yoksulluk nafakasıyla ilgili bahanelerle Medeni Kanun’da değişiklik teklifi, hiç masum görünmüyor. Zor geçecek bu kasım ayı.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI