'Big Rocker' yeniden!

Pazar, 28 Ekim, 2018
Tünay Akdeniz için “punk’ın atası” deyimini kullanmak yanlış olmayacaktır. Nitekim yakın dönemde yayımlanan bir plağın üzerinde tam da bu yazıyor: “The Godfather of Turkish Punk”.

Plak toplamak arkeolojik kazı yapmaya benzer. Bir anda karşınıza beklemediğiniz, hiç bilmediğiniz ve hatta ummadığınız bir plak çıkar, her şey altüst olur, tarih değişir. Türkiye gibi envanter tutmayan toplumlarda buna daha fazla rastlıyoruz. Şu var: Kayıtlı olmayan, tarihe geçmemiş, zamanında üzerine yazılmamış/çalışılmamış şeyin ne olduğunu bilemezsiniz; ancak karşınıza çıktığında bunun farkına varırsınız. Eskiden, internet yokken, bu daha da sık olurdu. Bugün pek çok şey en azından internet üzerinde sabit. Bir şey hakkında bilgi toplamaya kalktığınızda, neyi aradığınızı biliyorsunuz. Yine de şaşırtan şeyler çıkıyor elbette ama bu çok azaldı.

Plak toplamaya başladığım yıllarda neyin ne olduğunu bilmiyordum. Pek çok şeyi toplarken öğrendim. Zaman zaman çok şaşırdığım anlar oldu. Bir dönem kapağını sevdiğim ya da adı ilginç gelen plakları alıyor, koleksiyonuma katıyordum. Kimi zaman katlanılamaz şeyler de çıkıyordu aralarından ama bu da işin eğlencesi. Ekseriyetle yanılmadım, bilmeden aldığım plakların bir kısmı koleksiyonumun vazgeçilmezleri arasına çoktan girdi. Bunlar arasında yer alan bir plak, benim için çok değerli: 1975 tarihli Tünay Akdeniz & Çığrışım plağı “Salak”. Kapağı da şahane ama adı yeter! Şarkıyı dinlediğimde verdiğim tepkiyi dün gibi hatırlıyorum: Çok heyecanlanmıştım! Sertliği bir yana sözlerdeki naiflik –ki kapağa da yansıyan bu aslında– onu en sevdiğim plaklar arasına hızla yerleştirdi. Tünay Akdeniz adını daha önce duymamıştım. Sonrasında hakkında bilgi aradım, birkaç dergi makalesi dışında hiçbir yazılı kaynağa rastlayamadım ve peşine düştüm. 2004 yılının sonlarında izini buldum: Karabük’te yaşıyordu. Bir gün aradım, kendimi tanıttım, niyetimi anlattım… Beklemediğim bir heyecanla karşıladı. Atladım, yanına gittim ve Roll adına onunla bir söyleşi yaptım. Asla unutamayacağım söyleşilerden zira beni karşılayışı, misafir edişi, anlatırken ve plaklarını gösterirken yaşadığı heyecan bu satırlara sığmayacak kadar güzel. En önemlisi samimi. Söyleşi, Roll’un Şubat 2005 tarihli 94 numaralı nüshasında yayımlandı. Meraklısı oradan ulaşabilir. Benim için şahane bir anıydı, Tünay Akdeniz meraklıları için muazzam bir kaynak oldu çünkü o gün ben de ondan çok şey öğrendim…

Tünay Akdeniz için “punk’ın atası” deyimini kullanmak yanlış olmayacaktır. Nitekim yakın dönemde yayımlanan bir plağın üzerinde tam da bu yazıyor: “The Godfather of Turkish Punk”. Çalışmalarını heyecanla takip ettiğim, çok şey öğrendiğim Ercan Demirel’in kurduğu Ironhand Records tarafından geçtiğimiz yıl plak olarak yayımlanan albüm, yakın zamanda CD’ye aktarıldı ve A.K. Müzik tarafından dinleyicilere ulaştırıldı. İçinde toplam 15 şarkı var. Birazdan ayrıntısına girerim ama önce biraz Tünay Akdeniz’den söz edeyim…

“Big Rocker” namıyla maruf Tünay Akdeniz, Sivas’ın Divriği ilçesinde doğmuş ama aileden Trabzonlu. Babası maden mühendisi.

Müzikle ilk teması, ilkokulda Alevi cemlerinde karşılaştığı bağlama. Eline almış, tıngırdatmış, bırakamamış. Sonradan darbukaya merak salmış, sevmiş. “Müzik aletlerine hep ilgim vardı. Keman, mızıka çalamam ama onun haricinde elime ne alırsam iyi kötü bir şeyler çalarım.” diyor, devam ediyor: “İlk ilgi duyduğum enstrüman bağlamadır ama kendine ait ilk enstrüman babamın aldığı mandolin. Babamın sesi güzelmiş, müzikle ilgilenirmiş. Hatta konservatuarı kazanmış ama ailesi ‘çalgıcı mı olacaksın’ deyip göndermeyince maden mühendisliği okumuş.” İlerleyen yıllarda babasının yolundan gitmiş: Müziğe meyletmiş, madencilik öğrenmiş. El yordamıyla yolunu çizerken tek kaynağı radyo: “Kendi kendine oldu her şey. Hatırladığım kadarıyla, zamanın okul şarkılarını ve popüler şarkıları çalardım. ‘Yıldızların Altında’ çok popülerdi mesela, onu çaldığımı hatırlıyorum. Haşır huşur radyodan kulağıma çalınan şarkıları, duyduğum, anladığım kadarıyla çalardım. Daha plak dönemi başlamamıştı. Gramofon, teyp, hiçbir şeyimiz yoktu. O zaman radyo dinlemek bile zordu, evdeki radyo zar zor çekerdi kanalları.”

Divriği’den Karabük’e geçmişler. Tünay Akdeniz, anlatırken o yıllarda “gelişmiş şehirlerden daha gelişmiş bir ilçe” olduğunun altını çiziyor: “İstanbul’un en güzel semtlerinden biri gibi, hatta Fransa gibiydi burası. İlk çim saha Karabük’tedir mesela. O zaman Galatasaray, Beşiktaş falan kampa geliyordu. Toplum daha müzikle ilgiliydi. Mühendislerin, memurların, işçilerin gittiği kulüpler vardı ve oralarda çarşamba, cuma, cumartesi akşamları canlı müzik yapılırdı. İstanbul’dan, Ankara’dan müzisyenler gelirdi. Ben de sürekli onları dinlemeye giderdim. Onları dinlerken bateri ilgimi çekti ve bende bir bateri merakı başladı. Babam, Istanbul’dan gelen bir müzisyenden benim için bateri aldı, onu çalmaya başladım.”

Adını Shadows’dan alan Gölgeler, ilk grubu. Onlarla rock’n’roll çalarken 1967 yılında Karabük Sanat Enstitüsü ekibi olarak Milliyet’in düzenlediği Liselerarası Müzik Yarışması’na katılmışlar ama kazanamamışlar. Ertesi yıl üniversite okumak için İstanbul’a gidene kadar müzik çalışmalarını Karabük’te sürdürmüş, sonrasında İstanbul piyasasına girmenin yollarını aramış. O günleri şöyle anlatıyor: “Modern Folk Üçlüsü’nün popüler olduğu dönemlerdi, çok seviyorduk onları. Fenerbahçe Orduevi’nde ve Beykoz’da bir düğün salonunda çalmaya başladık. Ben davul çalıyordum. Mesut Aytunca bir gün beni dinlemiş, Silüetler’in bir davulcuya ihtiyacı olduğunu söyledi, beni gruba almak istedi. Bir turne öncesiydi, babam razı gelmedi ve onlarla çalışamadım.” Silüetler’de çalamamış ama sonrasında kurduğu Çığrışım Folk Dörtlüsü ile onların bayrağını devralmış, ileriye taşımış.

Hepi topu beş 45’lik yapmış. Bunların ikisi folk. İlki, 1970 tarihli. Dört şarkıdan müteşekkil: “Yaklaş Yaklaş – Çığrışım Oyun Havası / Kars’a Giderim Kars’a – Karpuz Kestim Yiyen Yok” Akdeniz, bu plakta 12 telli gitar ve saz çalıyor. Vokalde Mithat Coşkun, kaşıkta Şinasi Bakıcı, tumbada Mehmet Gün, ekibin diğer elemanları. 1972 yılında yayımlanan plağı takiben piyasaya verilen bir plak daha var ama bu kez kapaktaki imza farklı: Atillâ Ceyhan & Çığrışım Folk. “Dadduk (Tatlı)” ve “Karacaoğlan 9/8” başlıklı şarkıların yer aldığı plakta ekip de yenilenmiş: Tünay Akdeniz davula geçerken gitarı Atillâ Ceyhan devralmış. Yanlarındaki müzisyenler muazzam: Klavyede Rıza Silahlıpoda, basta Talat Kurter, flütte Celal Kara. “Dadduk” o yıl TRT denetiminden geçmiş, radyoda yayımlanmış: “Şarkıyı ben bestelemiştim. Hayatım boyunca denetimden geçen tek şarkım oldu. Arka yüzünde bir Yunan şarkısının üzerine Karacaoğlan’ın sözlerini oturtmuş, adına da ‘Karacaoğlan 9/8’ demiştik.”

Bu iki deneme sonrasında, Tünay Akdeniz ismini duyduğumuz plaklar art arda yayımlanmış, yukarıda sözünü ettiğim “Salak” adlı şarkının yer aldığı ilk plak 1975 tarihli. Arka yüzünde, en az onun kadar naif ve o kadar güzel bir şarkı var: “Babam Yazdı Ben Besteledim İşte Aşkın Tarifi”. Bu plaklarda yanında Karabük’ten tanıtığı gitarcı arkadaşı Kenan Yavuz var: “Kenan’la bir araya geldik, evimizde provalar yaptık. Müzik ve sözler bu provalarda oluştu. ‘Salak’ böyle çıktı. Diğer şarkı da babamın gençliğinde yazdığı şiirlerden biri…”

Şarkıyı Attila Özdemiroğlu ve Şanar Yurdatapan’ın desteğiyle ŞAT Yapım stüdyosunda kaydetmişler. Plak yayımlandıktan sonra başka destekler de almışlar: “TRT’ye gönderdik ‘Salak’ı ama hemen geri çevrildi. Yine de yayınlandı radyoda: İsmail Cem’in genel müdürlük yıllarında İstanbul Radyosu gece yayınlarına başlamıştı. Erol Toker, Üner Üzmen, Nejat Çetinok vardı işin başında. Dediler ki, ‘kimse dinlemez nasılsa, denetim falan da olmaz, gelin kaydedin, çalalım’. O zaman gündüz belli saatlerde canlı kayıt yapılıyor, bunlar gece yayınlanıyor. Biz de kaydettik, gece yayınlarında sıklıkla çalındı.”

“Salak” onlara inanan Ümit Güner ve Nazmi Şenel sayesinde Kent Plak tarafından basılmış, dağıtılmış ve çıktığında büyük sükse yapmış: “Çok ilgi gördü, hemen gündeme oturdu. Hatta Unkapanı’na gittiğimde ‘hoş geldin salak’ demeye başladılar bana. O zamana kadar denenmemiş bir şeydi bu. Başta şaşıran herkes sonradan elimi sıktı, ‘çok güzel bir iş yaptınız, müziğin seyrini değiştirdiniz’ diyerek…” Sonrasında iki plak daha yapmışlar. İlkinde bir “aranjman” var: Bir rock’n’roll şarkısının üzerine söz yazarak yaptıkları “Niçin Seni Seviyorum”. Plağın diğer yüzüne “insani değerlerin erozyonundan dem vuran bir protest çalışma” olarak tarif ettikleri “Eskidenmiş”i yerleştirmişler. Sonrasında da “Punk Rock” etiketiyle piyasaya verilen “Mesela Mesele / Dişi Denen Canlı” yayımlanmış. “Mesela Mesele”nin gizli öznesi, dokunuşuyla her şeyi güzelleştiren bir isim: “Kaydı Taner Öngür yapmıştı. İngiltere’den yeni gelmişti o zamanlarda, orada EMI stüdyolarında çalışmıştı. Zaman zaman bize akıl veriyordu. Hiç unutmuyorum, ‘distortion’ı keserek şöyle bir ezgi kullansanız ve gitar solo yapsanız daha iyi olur’ dedi bir gün, şarkının seyri değişti.”

“Punk Rock” bahsinde Tünay Akdeniz’in ya da grup üyelerinin dahli yok zira fikir, plağı piyasaya çıkartan Kent’in prodüktörlerinden Nazmi Şenel’e ait. Üstelik iş yazıyla kalmıyor, dahası da var! Anlatmadan önce meselenin oluşumuna dair küçük bir bilgi vereyim: O dönem İngiltere’ye giden Şenel, orada yeni bir akımın çıktığını, Sex Pistols adlı topluluğun ortalığı çalkaladığını görüyor. Bunu bize nasıl uyarlayacağını düşünürken aksesuarlara takılıyor ve (başta çengelli iğne) bulabildiği “punk aksesuarları”nı alıp memlekete getiriyor. Plak piyasaya çıkıyor, tanıtım aşamasında başka bir fikir öne sürülüyor… Hikâyenin sonrasını Tünay Akdeniz’den dinleyelim: “Aslında punk Türkiye’ye çok uymuyordu. Zaten anarşik bir dönemde yaşıyorduk, çengelli iğneler, zincirlerle konser veremezdik, versek de konseri bitiremezdik! Bizimki şanssız bir dönemdi. Nazmi, işte böyle bir dönemde, İngiltere’den gelirken bazı aksesuarlar getirmiş, dedi ki, ‘Bunları takın, fotoğraflarınızı çekelim. Şarkılarınızda da bir protesto var, bunu kullanalım. Ssizin türünüz bundan sonra punk olsun.’ Hırdavatçılar çarşısında arkadaşım vardı, ona gittik, zincirler aldık, kendimize göre ayarladık, taktık. Nazmi’nin getirdiği çengelli iğneler ve rozetleri de üstümüze geçirdik. O yıllarda Günaydın gazetesi çok popülerdi, oradan bir arkadaş geldi, ‘Size tam bir sayfa vereceğim, ancak benim dediğim gibi bir çekim yapacağız’ dedi, “tamam” dedik. Aldı bizi Sultanahmet’e götürdü, bir sakatatçının önünde durduk. ‘Buradan sakatat alacağız, bunları giysilerin üzerine monte edeceğiz ve parça parça etlerle fotoğraflarınızı çekeceğiz’. Ben açıkçası bu tür fikirlere açığım, hoşuma gitti ama arkadaşlar aynı şeyi düşünmüyor: ‘Benim babam kızar, bunu arkadaşlarımıza nasıl anlatırız’ derken ikna oldular… Sultanahmet’teki o başı kesik heykellerin olduğu müzeye gittik, arabadan indik, dalakları taktık üstümüze, saçlarımızı ıslattık, fotoğrafları çektirdik. Ancak arkadaşların tavrı gazetecinin hoşuna gitmedi, adamcağızın şevki kırıldı ve çekim bittikten sonra ‘Arkadaş ben bunu yapmayacağım, film sizin olsun, nerede isterseniz kullanın” diyerek filmi bize verdi ve gitti. Bizim için büyük bir fırsattı, kendi kendimize geri teptik. Düşünsene bütün Türkiye’de en çok satan gazetede tam sayfa fotoğraflarımız yayınlanacaktı, olmadı. Sonradan o fotoğrafları Ses, Hey gibi dönemin çok satan dergilerine verdik, yayınlandılar ama beklediğimiz ilgiyi görmedi…”

Tünay Akdeniz ve Çığrışım, bu üç 45’likten sonra yollarını ayırmış. Akdeniz askere gitmiş, gelmiş ama müzikten kopmamış. Hatta hayatını müzikten kazanmanın yolunu bulmuş: Üsküdar’da bir dükkan açmış ve Led Zeppelin, Queen, Status Quo, Metallica, Anthrax, Iron Maiden gibi toplulukların albümlerini kasete çekerek gençleri aydınlatmış.

Hikâye bu kadar. Şüphesiz içinde bin ayrı hikaye barındırıyor ama onları sonraya bırakayım, yakın zamanda elime ulaşan CD’den söz edeyim biraz… “The Godfather of Turkish Punk”, 15 şarkıdan müteşekkil. Bunlar Akdeniz’in Kent dönemi plakları ve enstrümantal yorumları. ‘70’li yılların hemen başında yapılmış “Kadir Mevlam” ve 2011 tarihli “Deniz Kızı”, albümün sürprizleri. Bir başka sürpriz, “Dişi Denen Canlı”nin diğer hâli: “Dişi Denen İnsan”. Bunlar plakta saklıydı, CD üzerinde görünür olmuş. Bunlar, memleket rock tarihinin kırılma noktasında yer alan çok özel şarkılar. Arşivlere girmesi elzem. Plak çıktı, bitti. CD de tükenirse üzülürsünüz. Onun için elinizi çabuk tutun, bir an önce albümü arşivinize katın. Kim bilir, belki bir gün Tünay Abi kalkıp gelir canavar gibi bir konser verir ve biz de onu ellerimiz patlarcasına alkışlarız! Yıllardır hayalimiz bu, neden gerçek olmasın?


Murat Meriç kimdir?

1972’de doğdu. Çanakkale ve İzmit’te okudu. Ankara’da kimya mühendisliği eğitimi alırken, dinlediği müziğin tarihine merak saldı ve oradan ilerledi. Kendini bildi bileli plak topluyor; okuyor, dinliyor, dinlediklerini yazıyor, sevdiklerini çalıyor. Kedi gibi meraklı. Rakı, roka, bamya, erik seviyor. İstanbul’da yaşıyor ama Ankaracı. 1996’da Müzük adlı dergiyi çıkartan ekipten. Sonrasında Roll mürettebatına katıldı. Mürekkep, Birikim, Milliyet Sanat, Virgül, Bant gibi dergilerde yazıları yayınlandı. Yeni Binyıl, Radikal ve BirGün'ün yazarlarındandı. Ankara’da Radyo Arkadaş’ın kuruluşuna katıldı ve pek çok radyoda programlar yaptı. Şu anda Açık Radyo'da, hafta içi her sabah Şarkılarla Memleket Tarihi adlı programı hazırlıyor ve sunuyor. Pek çok televizyon programının danışmanlığını yaptı, metnini yazdı. 2002 - 2003 yıllarında hazırlayarak sunduğu Kırkbeşlik adlı televizyon programı TRT’de yayımlandı. Kalan Müzik için bir Tülay German albümü (Burçak Tarlası 64 – 87, 2001) derledi, pek çok albüme yazar ve danışman olarak katkıda bulundu. Pop Dedik / Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği (İletişim Yayınları, 2006) ve 100 Şarkıda Memleket Tarihi (Ağaçkakan Yayınları, 2016) adlı iki kitabı, üzerinde çalıştığı pek çok projesi var. Üniversitelerde ve kültür merkezlerinde müzik tarihi üzerine seminerler verdi, veriyor. Düzenli olarak Gazete Duvar, Vatan Kitap ve Kafa’da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI