Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda

Cumartesi, 27 Ekim, 2018
Yerel seçimde ittifak yok açıklaması, Melih Gökçek'in MHP ile Mansur Yavaş'ın AKP ile temas kurduğu iddiaları daha birkaç hafta öncesine kadar kolay akla gelmeyecek ihtimallerdi. Önümüzdeki günlerde yeni acayiplikler duymak da şaşırtıcı olmayacak. Hatta duyup şaşırdıklarımızın, aslında öyle olmadığını veya başka biçimde yenilendiğini öğrendiğimiz haller de görebiliriz.

İktidar partilerinin yerel seçimde ittifak yapmayacağız açıklaması, bu gelişme üzerine verilen tepkiler ve yapılan yorumlar, Melih Gökçek’in MHP adaylığının konuşulmaya başlanması, Mansur Yavaş’ın AKP ile temasta olduğu haberlerinin gelmesi, emeklilikte yaşa takılanlar önergesinde MHP’nin bütün olasılıklar için bir ön gösterim niteliğindeki sağlı sollu manevraları, Bülent Arınç’ın oğlunun Mehmet Metiner’in, Muhsin Yazıcıoğlu’nun eşinin Mustafa Destici’nin üzerine yürümesi… Siyasi gündem açısından hayli hareketli bir hafta geçirdik. Üstelik bütün bu vakaların önünde ve arkasındaki, olmuş ve olmaya aday gelişmeler de düşünülürse, “hareketlilik” hafif bir sıfat bile sayılabilir. Ancak, bu hareketlilikte dikkat çekici olan hemen bütün gelişmelerin iktidar blokunun içinde cereyan ediyor olması.

Devlet Bahçeli’nin oldukça erken bir zamanda yerel seçim stratejisini açıklaması, AKP’yi de tavır netleşmesine zorlayan çıkışlarla ittirmesi, siyasi gündemin erken ısınacağına, ısıtılacağına işaret ediyordu. Tayyip Erdoğan’ın CHP’ye dönük bildik atağına çok erken başlaması da, bu göstergeleri destekliyordu. Ekonomik krizin nasıl isimlendirileceğini, sonra da siyasileştirilme biçimini erkenden belirlemek, iktidarın konjonktürün ürettiği siyasi zararını azaltmanın önemli bir aracıydı. İktidar, ekonomi gündemini daha rahat olduğu siyasi alana kolayca çekti ve etkilerini kısmen kontrol altına alabildi. Ancak, siyasileşmenin sadece bir gündem değiştirme hamlesi olmadığı, en azından bununla sınırlı kalmadığı da ortada. Ekonomik ve siyasi krizin yarattığı yeni ihtiyaçlar, asli siyasi hareketliliği de iktidar blokuna taşıyor.

MUHALEFET DEVRE DIŞINDA

Konda Genel Müdürü Bekir Ağırdır’ın T24’de Hakan Aksay’ın programında son araştırmaları hakkında verdiği bilgiler de, siyasi hareketliliğin yönü ve ağırlık merkezi hakkında fikir veriyor. Ağırdır’a göre muhalefet partilerinin hepsinde farklı oranlarda da olsa 24 Haziran’a göre bir gerileme var. CHP, İYİ Parti ve HDP oy kaybına uğramış görünüyor. Buna karşılık, iktidar bloku içindeki oy kaymaları da devam ediyor. Ekonomik kriz dolayısıyla AKP bir miktar oy kaybetse bile, bu oy daha çok MHP tarafından tutuluyor. Muhalefet seçmeninin henüz 24 Haziran travmasını atlatamadığı ve seçime motive olmadığını düşünerek biraz makul görülse bile, bu tabloyu çok normal bulmak mümkün değil. Dolayısıyla, tablonun muhalefet tarafına dair söylenecek çok şey var ama o bu yazının değil, başka bir yazının konusu.

Son yıllarda taşıyıcı lideri olmayan bazı toplumsal-siyasal direnç hamleleri dışında, siyasi gündemin ağırlık merkezi hep iktidar blokunda. Bozulan ve yeniden kurulan ittifaklar, kısa veya orta vadeli politik rotalar, belirleyici çatışma ve gerilimler de, hep aynı tarafta. Muhalefeti denklem dışına itmek, siyasi gündemi tek başına domine etmek, hem oy davranışı, hem de tepki örgütlenmesi anlamında iktidarın elini çok rahatlatıyor. Oy konsolidasyonu olarak görünen katılaşma, iktidar açısından kuvvetli bir kabuk/kalkan yaratıyor. Fakat, hem kabuğun içindeki bileşimin homojen ve dengeli olmaması, hem de siyasi hareketliliği tamamen bu alana çekmek, çatışma hatlarını ve gerilimleri de buraya taşıyor. Ekonomik krizin kapıya getirdiği yeni paylaşım (kollama) düzeni ve yönetememe krizinin derinleştirdiği yapısal gevşeklik bu zemini sürekli bir dengesizliğe sürüklüyor.

YEREL SEÇİM GÜNDEMİ

Artan bir hızla ilerlenen yerel seçim gündemi, seçimin ortaya çıkartacağı tablo ve bu tablonun olası sonuçları da, büyük ölçüde iktidar blokunda yarattığı etkiler açısından önemli olacak. Muhalefet partilerinin kendilerine rağmen “başarı” elde etmeleri ve beklenmedik sonuçlar almaları bile, iktidar blokunda yaratacağı etkiyle ölçülecek. Sayısal verilerin öncelikli olarak iktidar blokundaki ilişki biçimini nasıl değiştireceğine bakılacak. Çünkü, AKP ve MHP liderlerinin “yerel seçimde işbirliği yok ama ittifak devam ediyor” açıklaması, her türlü olasılık için artık yeni bir ilişki pratiği kurulacağını gösteriyor. Çünkü, daha önceki ittifak örneklerinde de gördüğümüz gibi, ortaklıkların standart bir ilişki biçimi yok ve ilişki biçimi de gerilimin nasıl devam edeceğini gösteriyor.

İktidarın siyasileştirme hamlelerini karşılayamayan muhalefet ekonomik kriz gündemini büyük ölçüde elinden kaçırmış görünüyor. Şartların ağırlaşmasıyla kendiliğinden yükselecek tepkiden fazlasını da beklemiyor zaten. İlişki biçimini değiştirmekle birlikte, blok tercihini diri tutan iktidar, muhalefetin elinden siyasi meşruiyet kozunu da almak üzere. Elbette, bu durum “İktidar o kadar başarılı oyun kuruyor ki, muhalefeti bile kendi içinden üretiyor” basitliğinde açıklanamaz. Çünkü çok açık ve güçlü bir avantaj gibi görünen bu durum, aslında iç gerilimin ve bu gerilimin yaratacağı ihtimallerin de açığa çıkmasıyla başka açıdan ciddi bir dezavantaj da yaratıyor. Dolayısıyla, siyasi hareketliliğin neredeyse tamamen iktidar blokunda yaşanıyor olması, bir beceri meselesi olmaktan çok, garanti değil sürpriz üreten yapısal bir anormallik.

NELER, NELER, DAHA NELER OLACAK?

Yerel seçimde ittifak yok açıklaması, Melih Gökçek’in MHP ile Mansur Yavaş’ın AKP ile temas kurduğu iddiaları daha birkaç hafta öncesine kadar kolay akla gelmeyecek ihtimallerdi. Önümüzdeki günlerde yeni acayiplikler duymak da şaşırtıcı olmayacak. Hatta duyup şaşırdıklarımızın, aslında öyle olmadığını veya başka biçimde yenilendiğini öğrendiğimiz haller de görebiliriz. Bunların bir kısmı kontrol dahilinde olan veya olmayan gelişmelerin kendiliğinden ya da kurulmuş çıktıları, bir kısmı da ortaya çıkmış veya çıkacak olanlara karşı geliştirilmeye çalışılan karşılıkların sonuçları. Ama her halde katılaşmış, değişmez ve güçlü gibi duran bir tablonun arkasındaki dengesiz devinimin görünümleri. Seçime kadar yaşanacaklar ve sonrasında oluşacak siyasi zemin, kimse konjonktürü siyasileştirme becerisi gösteremese veya baskılamaya uğraşsa bile hayli hareketli olacak.

Çok bilinen bir kalıptır, yine sık duymaya başladık; “Yerel seçimlerin özel gündemi vardır, yerel dengeler ve kişiler önemlidir” cümlesini. Çok genel olarak doğru bir cümle olmakla birlikte, her zaman geçerli olduğunu söylemek zor. Yine blok tercihlerinin belirleyiciliğine doğru ilerleyen Mart 2019 seçiminde ise biraz daha zor. Çok erken bir aşamada isimlere yoğunlaşan ve transferler üzerinden dönen tartışmalar, kişilerin öne çıkacağı argümanının haklılığına kanıt gösteriliyor. Ancak dolaşımda olan isimler, kişisel ağırlıkları veya oy güçlerinden daha çok, yapılacak hamlenin yaratacağı etki açısından daha önemli gibi duruyor. Bu kapsama, Melih Gökçek, Mansur Yavaş yanında Ankara için düşünülen Süleyman Soylu ve İstanbul için düşünülen Numan Kurtulmuş isimlerini de eklemek mümkün. Böylece, orta vade siyasi rotanın ana karakteri ile deneyimli politik aktörlerin, iktidar döneminin en zorlu şartlarında tek başına tartıya çıkacak AKP’nin geleceği hakkındaki fikirlerini öğrenme imkanı olacak.


Kemal Can kimdir?

1964 yılında Düzce’de doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1986’da mezun oldu. 1984’de Gençlik ve Toplum dergisinde yazdı. 1986-87’de Yeni Gündem dergisinde 1987-90 döneminde Nokta dergisinde, 1990 yılında Sabah gazetesinde gazetecilik yaptı. 1993’de EP (Ekonomi Politika) dergisinde 1994’de Ekonomist dergisinde çalıştı. Yine aynı yıl Express dergisini çıkartan ekipte yer aldı. 1997 – 1999 döneminde Milliyet gazetesine yazı dizileri hazırladı. 1998’de Yeni Yüzyıl gazetesinde, 1999 yılında Artı Haber dergisinde çalıştı. Birikim dergisinde yazıları yayınlandı. 1999 yılında CNNTÜRK’te çalışmaya başlayarak televizyon gazeteciliğine geçti. 2000 yılından itibaren çalışmaya başladığı NTV’de sırasıyla politika danışmanlığı, editörlük, haber koordinatörlüğü ve genel müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu. 2013 yılından itibaren kapatılana kadar İMC TV yayın danışmanlığını yaptı. Yazdığı ve yazar ekibinde yer aldığı kitaplar: Devlet Ocak Dergah (İletişim Yayınları 1991), Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik (İletişim Yayınları 2001), Türkiye Savaşın Neresinde (Metis Yayınları 2001), Homopolitikus Lider Biyografilerindeki Türkiye (Aykırı Yayınları 2001), Devlet ve Kuzgun (İletişim Yayınları 2004), Yoksulluk Halleri (İletişim Yayınları 2007).

YAZARIN DİĞER YAZILARI