Enflasyon Canavarı geri döndü...

Pazar, 21 Ekim, 2018
Düşman geri gelmiş ama imaj değiştirmiş. Modern çağa ayak uydurmuş, o eskimiş ejderha-dinozor tipini değiştirmiş. Artık sloganı, logosu ve web sitesi var. Etiketleri, sticker’ları, posterleri bile var.

Küçükken, “Enflasyon Canavarı”nın gerçek bir canavar olduğunu zannederdim. Ejderha ve dinozor karışımı, çatal dilli, sivri dişli, kötü kalpli, gözü dönmüş, korkunç bir yaratık. Bazı oyuncakların ve içi kürklü kırmızı çizmelerin çok pahalı olmasının tek sebebi. Pis.

Akşamları ödev yaparken, fondaki televizyonda mırıl mırıl konuşan Turgut Özal tanıştırmıştı beni Enflasyon Canavarı’yla.

Özal, hiç ilgimi çekmeyen, “İcraatın İçinden” isimli programına “Hayırlı akşamlar, değerli vatandaşlarım…” diye başlar, elindeki havalı dolma kalemi (değerli vatandaşlarının gözüne doğru) sallaya sallaya konuşurdu. Benim için, dünyanın en sıkıcı televizyon programının başrol oyuncusuydu.

Enflasyon Canavarı’nın adını andığı güne kadar…

“İcraatın İçinden izleyen çocuk” olarak anılma ve ev halkının gözündeki imajımı zedeleme riskini göze alarak, ilgiyle oturdum televizyonun karşısına. Bildiğiniz, canavarlı manavarlı masallar anlatıyordu Özal. Enflasyon Canavarı’nın, bize nasıl zarar verdiğini, ülkemizi kıtır kıtır yediğini, onunla savaşacağımızı, başını ezeceğimizi filan.

Sonra gazetelerde ve Gırgır dergisinin kapağında, canavarı gördüm. Tam hayal ettiğim gibiydi. Çirkin ve haindi. Suçluydu. Hatta tek suçluydu.

Enflasyon Canavarı, o dönem ülkemizin ihtiyacı olan sanal bir karakterdi. Ustaca yaratılmış, ince düşünülmüştü. Somuttu. Kükreyip duruyordu. Elleri, ayakları ve (kötülükle çarpan) bir yüreği vardı. Gözümüzde canlandırabildiğimiz için, ona kızmamız da kolaydı, savaş açmamız da.

Her an karşımızdaydı. Başka suçlu aramamıza gerek kalmadan, milletçe el ele verebilir ve onunla (topyekûn) mücadele edebilirdik.

Sözlükte, “enflasyon” kelimesinin anlamına baktığımızda, “para şişkinliği” yazıyor oysa. “Şişkinlik” de “kabarıklık” demekmiş (sözlük öyle diyor). Bu durumda, gözümüzün önüne, şişkin şişkin paraların, kabarık cüzdanların gelmesi an meselesi.

Normal bir vatandaş olarak, böyle bir tanımdan yola çıksak, enflasyonun düşmanımız olduğunu hissetmemiz zor ama ona “canavar” dediğimizde, iş nasıl da kolaylaşıyor değil mi?

Siyasette de reklamcılıkta da bu tarz (hayali) karakterlerin önemi çok büyük. İnsanlarla çok daha derin seviyelerden bağ kurmayı, bir şeyler hissettirmeyi, algılarla muhteşem şekillerde oynamayı sağlıyorlar çünkü. Gerçek(miş gibi duran) bir kişilikle, hızla gerçek ilişkiler kuruluyor; bazılarına sonsuz sevgi ve güven duyulurken, bazılarına çok fena kızılıyor.

Reklamları düşünün… Karizma simgesi, maçoluk abidesi Marlboro Adamı, bütün lekeleri söken, kas yığını Mr Muscle Bey, Arçelik’in koca kafalı robotu Çelik, Milka’nın mor ineği, sürekli koşmasına rağmen, enerjisi hiç bitmeyen Duracell tavşanı, sürekli “Vadaa!” diye bağıran mor mor yaratıklar, “cırt” diye yırtılmayan çarşafların mimarı Ayşe Teyze, patateslerin efendisi Lay’s Teyze ve burada adını sayamadığımız nice nice karakter var.

Markayı hatırlamayı, hikâye anlatmayı, mesajı kısa yoldan kafalara kakmayı, duygusal bağı güçlendirmeyi kolaylaştıran, elle tutulan, gözle görülen, gaza getiren, pek muhterem karakterler.

Enflasyon Canavarı, üst akıl, faiz lobisi, dolar lobisi, dış güçler, iç mihraklar gibi “karakterler”de de durum aynı. Soyut kavramlardan, somut düşmanlara doğru giden, topyekûn bir yolculuk.

Mesela, “dış güçler” dendiğinde, loş ışıklı bir odada, yuvarlak bir masanın etrafında toplanmış, devamlı bize bakan, bazen sinirli sinirli volta atan, bazen düğmelere basan, bir grup kısık gözlü, sinsi insan canlanmıyor mu gözünüzde?

Canlanınca da (haliyle) kızıyoruz onlara. Kızmak ne kelime? Çok fena öfkeleniyoruz. Başka hiç kimseye değil… Onlara!

İşte bugünlerde de coşku içinde, enflasyonla (topyekûn) mücadele ederken, çocukluğumuzda bizi öfkelendiren Enflasyon Canavarı geri gelmiş gibi oldu sanki.

Evet, düşman geri gelmiş ama imaj değiştirmiş. Modern çağa ayak uydurmuş, o eskimiş ejderha-dinozor tipini değiştirmiş. Artık sloganı, logosu ve web sitesi var. Etiketleri, sticker’ları, posterleri bile var.

El ele vererek, üstüne çeşit çeşit (en az yüzde 10’luk) indirimler atarak mücadele edeceğimiz, başını ezeceğimiz yeni canavarımız o. Dikkatimizi, kızgınlığımızı, öfkemizi hep onun üzerine yoğunlaştırdık. Tek suçluyu görüyoruz ve ondan korkmuyoruz.

Bir iki ayda hallederiz gibi.

 


Reyya Advan kimdir?

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. 13 yıl, İstanbul’da çeşitli uluslararası reklam ajanslarında, reklam yazarlığı yaptı. Çocuk hikâyeleri ve masallar yazdı. İstanbul’un trafiğine ve nem oranına daha fazla dayanamayarak, Ankara’ya geri döndü. 2009’da, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğretim görevlisi oldu. Reklamcılık, yazarlık, sunum teknikleri gibi alanlarda dersler veriyor. Kurbağalara olan abartılı ilgisi dışında, normal bir insan.

YAZARIN DİĞER YAZILARI