Önder Algedik
Önder Algedik
  • oalgedik@gazeteduvar.com.tr

IPCC Raporu: Muhammed Ali'nin yumruğu suratımıza!

Cuma, 19 Ekim, 2018
Sanayileşme öncesine göre 1,5°C’lik sıcaklık artışına 12 yılımızın kaldığı söylemi o kadar tuttu ki sanki 12 yıla bir gün kala başlasak her şey düzelecek havası yaratıldı. Ancak mesele çok farklı. Düşünün, karşınızda Muhammed Ali var ve yumruğunu germiş ve yumruk yüzünüze doğru yola çıkmış. Sunucu bağırıyor, “Yumruğu yemeye daha 12 salisesi var!” Bu kişi sunucu değil politikacı olabilir.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli – IPCC’nin hazırladığı 1,5°C Raporu (1) kamuoyunda çok geniş etki yarattı. Sanayileşmeye göre zaten 1°C ısındığımız, 1,5°C’lik ısınma için 12 yılımızın kaldığı, bir şeyler yapılmazsa denizlerin 10 cm. yükseleceği hatta yakın gelecekte emisyonları sıfırlamamız gerektiği gibi bir dizi başlıkla haberler basında yer aldı. İş bu kadar ciddi iken raporun açıklandığı saatlerde Çevre ve Şehircilik Bakanı bir açıklama yaptı. Bakan açıklamasında Paris Anlaşması’na taraf olmak için finansal ve teknolojik desteklere erişim istedi ve mutlak emisyon azaltımına dair hükümden hariç tutulması gerektiğini söyledi. Yani daha fazla kömür santrali yapmak ama iklime gelince parayı başkalarından almak istediğini beyan etti.

Türkiye’nin böylesi tutum alması aslında biraz da bizim suçumuz. Rapora nasıl baktığımızla da ilintili. Raporu daha iyi bilsek eminim bu durum daha farklı olacak.

12 YILIMIZ VAR MI?

Örneğin sanayileşme öncesine göre 1,5°C’lik sıcaklık artışına 12 yılımızın kaldığı söylemi o kadar tuttu ki sanki 12 yıla bir gün kala başlasak her şey düzelecek havası yaratıldı. Ancak mesele çok farklı. Düşünün, karşınızda Muhammed Ali var ve yumruğunu germiş ve yumruk yüzünüze doğru yola çıkmış. Sunucu bağırıyor, “Yumruğu yemeye daha 12 salisesi var!” Bu kişi sunucu değil politikacı olabilir. Yani ortada dünyanın yüzlerce milyon yıl evvel ölen bütün canlıların fosillerini yakma sonucunda gelen yumruk bu gezegen için 12 salise, saniye bile değil. O yüzden 12 yıl lafını doğru okumak lazım.

BOŞA HAREKET ETME, DUR ARTIK!

Bu raporlardan çıkarılan sonuçlardan biri “harekete geçmeliyiz” mottosu. Bu aslında tam olarak şu: Mayın tarlasının ortasındasınız ve harekete geçmeniz isteniyor! Bu söz böyle bir yere denk düşüyor. Hareket iyi bir şey olabilir ama rapor aslında “durun artık” diyor. “Elinizdeki projeleri bırakın, çalışan projeleri bırakın” diyor. Tam tersine “boşuna hareket ediyor, boşuna kömür, petrol yakıyorsunuz” diyor.

1,5°C İLE 2°C ARASINDAKİ FARK NEDEN ÖNEMLİ?

Raporun 1,5 ile 2°C arasındaki farkı açıklaması meselenin en önemli kısmı fakat kimse konuşmuyor. Burada temel sorun Paris Anlaşması. Anlaşma “sıcaklık artışını 2°C’nin altında tutma” ile “1,5°C ile sınırlama” gibi ifadeler kullanıyor ama ikisi bilim dünyası açısından çok farklı anlamlar taşıyor.

1,5°C insanlık için yaşam demek, insanların yaşayabileceği dünya demek. 2°C ise bir lahzayı değil bir hızı temsil ediyor. Bu da iklim sisteminin duvara çarpma hızı. Ama bunun bir de ivmesi var. O da sizin 1,5°C’yi ne kadar hızla geçeceğiniz ile alakalı. Böylece iklim sisteminin devrilme hızı ve ivmesi insan yaşamını derinden etkileyecek. Yani 2°C derseniz bu bilimsel manada iklimin devrilmesi ve hatta ivmelenerek devrilmesi demek. Böylesi bir derin çelişki Paris Anlaşması’nda var.

İşte BM İklim Değişikliği Sekretaryası anlaşmayı geciktirmemek ve tartışmaları başka bir mecrada tutmak için 2015’te IPCC’ye böyle bir rapor hazırlatma kararı aldı. Nisan 2016’da da IPCC bu kararı toplantısında kabul etti.

Tabii ki raporun içeriği önemli. Ama basit bir karşılaştırma dediğimiz şey içinde siyasi tartışmaları da barındırıyor.(2)

DENİZ SEVİYESİ FAZLADAN 10 CM Mİ YÜKSELECEK?

Sıcaklık artışının 1,5°C’de sınırlandırılması ile 2°C derecede sınırlandırılması senaryosuna arasındaki farklardan biri deniz seviyesindeki yükselme farkı. 2°C ısınma durumunda denizlerin 10 cm. daha fazla yükseleceği ifadesi basında da yer buldu. 10 cm, yani sahilde bileğinize gelen su kadar yükselecek, öyle mi? Koca rapordan bunu alıp iklim sisteminde ne olduğunu incelemezseniz bileğinize kadar su gibi algılamanızda bir sakınca olmaz.

Şöyle soralım, bir bardağı taşıran damla kaç santimdir ve o damla ile sadece bir damla mı bardaktan taşar?

RAPORDA BİR ŞEY Mİ SAKLANIYOR?

Raporun arka sayfalarına sıkıştırılmış bir ifade var: Geri dönüşü olmayan nokta ya da devrilme noktası (tipping point). Neredeyse 700 sayfalık raporda, sadece üçüncü bölümde üç sayfa buna ayrılmış durumda. Ana özetlerde geçmiyor. Eğer konuyu bilmiyorsanız ve buna da dikkat etmezseniz deniz seviyesinin bileğinize kadar yükselmesi olarak anlayabilirsiniz. Çünkü iklim sistemi devrildiği zaman şimdiye kadar sizin lehinizde olan bütün denge araçları karşı tarafa geçiyor. Bu da devrildiği an frenleseniz bile ısınmanın 2°C’de değil 6°C’de duracağı anlamına geliyor. Yani ‘tipping point’ aslında iklimin devrilme anı ve bu anın bir de hızı ve ivmesi var. Böylesi önemli bir detay ne basın bülteninde ne de politikacılar için hazırlanan özette yer almıyor. Bu durumun arkasında pek çok sebep var. Ama bir tanesi raporun en son temmuz ayında hükümetlerin kontrolünden geçmiş olması. Bu da IPCC’nin bilimselliğini tartışmaya açabilecek bir öğe.

1,5°C MÜMKÜN MÜ?

Asıl konumuza gelecek olursak…

Raporun politikacılar için özet (3) kısmında, A.1 maddesinde zaten 1°C ısındığımız, 2030-2052 arası 1,5°C sıcaklık artışına ulaşacağımız yazıyor. Bunu neredeyse bütün basın kullandı. Tabii ki geçmiş raporlarda tespit edilen ve o IPCC’nin 1,5°C Raporu’nda esas aldığı bilimsel çalışmalara kadar etkisini gösteren gazların neden olduğu 1°C ısıtması var. Peki daha etkisini göstermeyen o son gazlar ne olacak? İşte aynı sayfada A2.1 maddesinde zaten yarım derecenin altında ek bir ısınma olasılığının olduğunu söylüyor. Ancak ana raporun birinci bölümünde ise tüm seragazları salımları şimdi durdurulsa bile hâlâ bir miktar sıcaklık artışının olacağını fısıldamakla yetiniyor. Bugün kömürü, petrolü bırakamayacağımıza göre bu artış daha fazla olacak. Bu durumda 1,5°C sadece teorik olarak mümkün.

BİLİM İMKANSIZ TEKNİKLER Mİ ÖNERİYOR?

İşte böylesi bir planda bile rapor olayı mümkün kılmak için imkansızı öneriyor: CDR, yani karbondioksit yutma yöntemleri. Mesela bunlardan biri olan nükleer, radyasyonu bol, patlama ihtimali yüksek ve pahalı bir yöntem. Diğeri ise karbon tutma. Ama sadece termik santrali değil, odun sobasının bacasından çıkan karbonunu bile tutacağız. Yani kömür santrallerini durduramadık, bacasındaki karbondioksitini tutamadık ve rapora göre bir de biyoenerji kaynaklarının, yani yaktığımız odunun bile karbonunu tutacağız. İşte rapor çözümlere CDR ekleyerek modellerinde 1,5°C’yi mümkün kılarak güvenilirliğini oldukça azaltmış.

ÇARE?

Bu kadar analiz size çaresizlik hissi verebilir. Ama durum tam tersi, doğru bakar, doğru okursanız çarenin nerede olduğunu görmeye başlayacaksınız.

Öncelikle, anlamadığınız şeyi çözemezsiniz. Bilim size temel bir sistem dinamiği dersi sorusu soruyor. Bu sorunu cevabı belli, belirsizlikleri var ve riskleri var. Türkiye gibi “kömür santraline parayı ben vereyim ama iklim projelerine parayı sen ver, bu benim kırmızı çizgim” diyemezsiniz.

İkincisi, siyaset 19’uncu yüzyıldan beri bu konuda konuşan bilim insanlarını dinlemedi.(4) 1970’lerde petrol krizi sırasında yılda 15 milyar ton karbondioksit atmosfere atılıyorken iklim müzakereleri başladığında bu miktar 30 milyar tona çıktı. O kadar müzakere sonrasında 2015’te 40 milyar tonu geçti ve hâlâ 1,5°C – 2°C tartışması yapıyorlar. Kabul etmeleri gereken şey basit. Siyasetin kabul edeceği bir dirayet gösterirsek ancak başarabiliriz.

Üçüncüsü, IPCC Raporu ve beraberindeki tartışmada sorun çözümsüzlük de değil. Sorun, iktidarın halkın ölümü pahasına kömürden, petrolden para kazanmak istemesi. İster gelişmiş ülke olun, gelişmekte olan ülkelere satın, isterseniz gelişmekte olan ülke olun, bu satıştan kendi sermayedarlarınıza para kazandırmaya çalışın.

Son bir bilgi ile konuya dair basit bir ipucu vereyim. Bu rapor Türkiye tarafından da kontrol edildi. Siz görmeden üç ay önce hükümet bu raporu inceledi. O yüzden de koca meseleyi IPCC’nin basın bülteni ile sınırlı kalarak açıklamayın. İklim değişikliğinin nasıl bir sistem dinamiği dersi olduğunu, bu raporun bile bilimsel olarak sorgulanması gerektiği yanında siyaseti de elden bırakmayın…

(1) http://www.ipcc.ch/report/sr15/

(2) Burada tane tane anlatılıyor: http://report.ipcc.ch/sr15/pdf/sr15_faq.pdf 

(3) http://report.ipcc.ch/sr15/pdf/sr15_spm_final.pdf

(4) https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2017/11/07/23uncu-iklim-zirvesi-121-yillik-dejavu/


Önder Algedik kimdir?

Proje yöneticisi, enerji ve iklim uzmanı, aktivist. Çeşitli sektörlerde proje yöneticiliği yaptıktan sonra son yıllarda iklim değişikliği ve enerji alanında uzman olarak çalışmaktadır. Tüketici ve İklimi Koruma Derneği yönetim kurulu üyesi olup 350ankara.org iklim aktivist grubunun kurucularındandır. Yaptığı çalışmaları ve değerlendirmeleri daha önce Cumhuriyet Enerji'de kamuoyu ile paylaşırken, aynı zamanda yesilekonomi.com'da da yazmaktadır. Raporlarına ve arşivine http://www.onderalgedik.com/ adresinden ulaşılabilir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI