İki tabut

Salı, 16 Ekim, 2018
Siyasal şiddeti şiddetle bastırabileceğini zanneden yüz yıllık devlet aklı hâlâ iktidarda. Batman’da öldürülen sekiz askerin ve yüz yıldır can veren Türklerin ve Kürtlerin katillerinden biri bu devlet aklı. Sekiz yoksul Türk evladının canına karşı 800 yoksul Kürt evladının canını almaya and içen akıl bu. Varlıklı Türklerle varlıklı Kürtlerin çocukları, yurt içinde veya dışında aynı özel okullarda yan yana sorunsuz eğitim görebilirken yoksul evlatlarımız ancak tabutlarda yan yana…

Devlet erkânı şehit cenazelerinde boy gösterme yarışına girerse TV haberleri de cenaze törenlerini uzun uzadıya sunar elbet. Gazeteciler de asıl soruların yanına bile yaklaşmadan, ölen evlatlarının acısıyla mecalsiz ailelere “vatan sağ olsun” dedirtme çabasına düşer. Evlatlarını yaşatmayı başaramayan vatanın sağ kalması mümkünmüş gibi. Çatışma kadermiş gibi.

Bu çatışmanın kader değil politik tavır olduğunu bilmeyen yok. Barış umudunun çökertilip, bir türlü dört başı mamur kurulamayan, biraz derme çatma görünse bile bir dönem var olan çözüm masasının devrilmesi de çatışan tarafların bilinçli seçimi. Savaştan, çatışmadan kâr umanların, çözümü sonlandırması nedeniyle sürüyor terör. Kim bunlar? Batman’da bombalı saldırıyla öldürülen sekiz askerin katili/katilleri kim/kimler?

Amedsporlu futbolcular mı, yöneticileri, hocaları mı ki maç başlamadan önce stadyum ekranlarından askeri operasyon görüntüleri verilir?

Şehitlik kavramının yüceltilmesiyle sergilenen “ölü sevici politika” Sakaryaspor kulübünü de esir almış olmalı. Sahadaki 700 güvenlik görevlisinin yedek kulübesine saldırıyı önlemeyişi gibi Futbol Federasyonu da Sakaryaspor Kulübü’nün provokatör ev sahipliğine, sporda centilmenlik dışı uygulamaya karşı yaptırım getirmezse bu ülkede pek kimse şaşırmaz.

Belki de asıl suçlu budur. Şaşırmamak. Tepkisizlik. Kanıksama. Ve giderek normalleştirme. Çatışmanın sürmesinden fayda umanların beslediği toplumsal ruh hali… Çatışmalı sürecin yanı sıra tüm yanlış kararlar, usulsüzlük ve yetki aşımlarını içeren her türlü bürokratik, politik hukuksuzluk karşısında şaşırma yetisini kaybeden toplum hesap soramaz oldu. Muhalif kesimler de olsa iktidar yanlıları da olsa şaşırmaz hale gelenlerin tepkisizliğiyle kolayca kitlesel boyut kazanabiliyor işte çatışmalı süreç. İktidar besliyor bunu, tercih ediyor.

Cumhurbaşkanı muhtarları işaret eder, İçişleri Bakanlığı çalışma başlatır, anında üç muhtar gözaltına alınır. Böylece çatışma da kitleselleştirilir, politik tercihle. Futbol maçında ucuz kahramanlıklar icat eder spor kulüpleri de. İmam cemaat meselesi işler ve taraftar da oyunculara saldırır. Böyle beslenir terör. İktidar eliyle, bile isteye siyasal şiddete itelenir geniş kitleler.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da binlerce muhtarı görevden alma ve gözaltı hazırlığında gerekçe KCK ile irtibatlı olmak. Oysa KCK Kürt meselesine demokratik çözüm arama yollarını tıkayan, toplumsal barış hamlesini engellemek isteyenlerin icadıydı. Kürt meselesi hakkında yanlış iliklenen ilk düğmeydi KCK operasyonları. Hatta 15 Temmuz’dan sonra iktidar çevrelerinin diline sakız olmuştu, KCK tutuklamalarının FETÖ operasyonu olduğu kanaati. Ama hâlâ şaşıran yok.

OHAL kalktığı halde 674 Sayılı OHAL Kararnamesi’ne dayanarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, yerel seçimleri ve HDP adaylarını işaret ederek “teröre bulaşmış olanlar sandıktan çıkacak olursa kayyım tayinleriyle yolumuza devam ederiz” diyebiliyor. Yine şaşırmıyoruz. Hikmet-i hükümet kabilinden yaklaşılıyor konuya. Teröre bulaşmış olmanın somut ölçütlerini arayan, soran yok. Terör kavramının, terör eylemi suçunun somut ölçütleri de aranmadığı gibi. 102 belediyeden 94’üne kayyım atanırken de yoktu bu somut kriterler. HDP üye, yönetici ve milletvekillerine terör bağlantısı kurularak fezleke düzenlendiği zaman da yoktu. Hatta açılan davalar için hazırlanan iddianamelerde bile yok. İktidara oy verenler için hukuki delil gerekmiyor, hikmet-i hükümet yeterli. Şaşırmadan, elinde bunca belge ve bilgi olan hükümetin vardır bir bildiği anlayışıyla büyüyor, hukuksuzluk. Hukuksuzluk büyüdükçe şaşırma ve sorgulama, barış isteme alanı daralıyor. Legal siyaset yolunu tıkayarak alınacak tek sonuç siyasal şiddetin tırmanması.

Siyasal şiddeti şiddetle bastırabileceğini zanneden yüz yıllık devlet aklı hâlâ iktidarda. Batman’da öldürülen sekiz askerin ve yüz yıldır can veren Türklerin ve Kürtlerin katillerinden biri bu devlet aklı. Sekiz yoksul Türk evladının canına karşı 800 yoksul Kürt evladının canını almaya and içen akıl bu. Varlıklı Türklerle varlıklı Kürtlerin çocukları, yurt içinde veya dışında aynı özel okullarda yan yana sorunsuz eğitim görebilirken yoksul evlatlarımız ancak tabutlarda yan yana… Devlet Türk olan tabuta şehit derken ne kadar haksızsa, PKK Kürt olan tabuta şehit derken o kadar haksız. Gençlerimizin canından, kanından güç devşiren politikalara engel değil ama bu haksızlıkları. İtiraz etmediğimiz sürece.

İtirazın ve sorunun, karşı çıkışın tek adresi devlet değil elbet. PKK ve uyguladığı siyasal şiddete açıkça terör diyebilmek de gerekiyor. Adlı adınca lanetlemek de bu sorgulamanın, itirazın bir parçası olmalı. Siyasal şiddete terör diyemeyenlere de şaşırmak gerekiyor, Kürt siyasetini terör sayan devlete şaşırmak gerektiği gibi. Şiddeti siyasal amaçlar taşıdığında masummuş gibi görüp en azından sessiz kalanlara da. Barışı konuşabilmek, çatışmanın kitleselleşmesini önleyebilmek için madalyonun bu yüzünü de konuşmak gerek.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI