Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı

Cumartesi, 13 Ekim, 2018
Şimdi ortaya çıkan sonucu, verilen kararı yine piyasaların tepkileri üzerinden dinleyeceğiz. "İyi oldu" ya da "bu ne rezalet" diyenler, eleştirenler ve savunanlar aynı verileri kullanarak konuşacak. Karizmanın çizildiğini düşünenler de, tutulanın kopartıldığını iddia edenler de, savaşın kaybedildiğini veya kazanıldığını söyleyenler de; "normalleşme zorlaması" veya "anormalliğin tescili" yorumları yapanlar da tezlerini aynı verilerle temellendirilecek.

Küresel ekonomik sistemin ülke içinde ve uluslararası arenada fiyat seviyelerini ve yönünü gösteren platformlara “piyasalar” deniliyor. Bu piyasalarda oluşan rakamlar çeşitli ölçümlerle düzenli takip ediliyor ve oluşan değişimler de pek çok ekonomik ve politik karara zemin oluyor. Çeşitli alanlarda yaşanan toplumsal veya siyasi gelişmelerin de doğrudan piyasalardaki göstergeleri etkilediğini izliyor, dinliyoruz. Özellikle para piyasaları, son derece hızlı reaksiyon verdiği ve anlık verilerle sürekli ölçülebildiği için en çok bahsi geçen alan oluyor. Borsa hareketleri, kur, faiz seviyeleri ve sadece profesyonellerin takip ettiği daha onlarca gösterge. Sadece ekonomi haberlerinde değil her yerde, artık herkesin aşina olduğu bir kalıp olarak, “piyasaların verdiği tepkiyi” her şeyden önce öğreniyoruz. Yapılan bir açıklama, alınan bir karar veya söylenen bir söz, hemen “piyasalarda” değerlendirmeye giriyor. Piyasa aklının gelişmeyi nasıl algıladığına bağlı olarak göstergeler hareketleniyor. Hatta “piyasadan alınan haber” çoklukla kehanet sınırında bir erkenlikte oluyor.

Gelişmeleri piyasa göstergelerinden takip etmek bir meselenin aslında ve gerçekte neyle ilgili olduğu hakkında da net fikir veriyor. Dini, imanı, ahlakı, ideolojisi olmadığı sık sık hatırlatılan para (piyasalar) sırtında yumurta küfesi olmadığından (ya da çok yüklü olduğundan) olayın arka planı veya ilgili olması gereken/istenenleri daha doğrudan ifade ediyor. Örneğin bir mahkemede verilecek kararın hukukla ilgili olup olmadığı, kararı verenin mahkeme olup olmadığı “piyasa” tarafından açık seçik gösteriliyor. (İktidara yakın bazı iş insanlarının piyasa verilerinin televizyonlarda canlı yayınlanmasın talebi bu müzevirliğin piyasalarla işi olmayanlara ulaşmasını engelleme çabası) Ancak, piyasa verilerinin tamamen nötr göstergeler olduğu, ahlakı ve siyasi görüşü olmadığı pek doğru değil. Çünkü, piyasa denilen mekanizmanın bizzat kendisi son derece ideolojik ve politik ve dolayısıyla, gösterdiklerinin nötr olması mümkün değil. Ayrıca, piyasaların olumlu bulduklarının genellikle pek hayırlı olmadığını da yaşayarak görüyoruz.

Neredeyse iki buçuk aydır ABD’li rahip Brunson üzerinden süren tartışma, piyasaların siyaseti izlemesi ve siyasetin piyasa okuması açısından bir örnek olay. Hadisenin piyasalar üzerinde yarattığı etki kadar, bu bahaneyle yaratıldığına inanılan/anlatılan tablonun tartışmaları da zengin bir külliyat oluşturdu. Ekonomik savaştan psikolojik devalüasyona kadar çeşitli kavramların havada uçuştuğu, zaman zaman pozisyonların da hayli karıştığı ilginç bir süreç yaşandı. Keyfilik, hukuksuzluk ve adaletsizlik konusunda söylediklerini ezip yerli-milli hukuktan bahsetmeye başlayanları da, yargının bağımsızlığı iddiasının peşine pazarlık gücü övünmesini koyanları da gördük. Birbirinden tamamen farklı çevrelerde , hem “Rahibi bırakın oyunu bozun”, hem de “Rahibi sıkı tutun oyuna gelmeyin” sözü aynı anda söylenebildi. Her cepheden Brunson uğruna tezek yakmaya razı olanlar da çıktı, piyasanın sopasından çok korkulması gerektiğini düşünenler de. Yaşanan bütün problemleri bu olaya bağlayanlar da oldu, hiçbir etkisi olmadığını söyleyenler de. Bu olaya, normalleşmenin başlangıcı diyen de, anormalliğin kurumlaşması diyen de görüldü.

Brunson olayının gelişme biçimi, yapılan yargılamanın ve gündeme gelen iddiaların tuhaflığı, meselenin pek hukuki olmadığını çok çarpıcı biçimde gösteriyordu. 23 yıldır Türkiye’de yaşayan Brunson’ın bir anda misyonerlik, casusluk ve terör örgütü ilişkisiyle suçlanması ve aynı anda hem FETÖ, hem PKK ile ilişkili gösterilmesi, hatta Gezi organizatörü olması pek akla yakın şeyler değildi. Brunson’ın 1,5 yıl iddianamesi hazırlanmadan tutuklu kaldığı sürede gizli ve açık tanık ifadeleriyle suçlar genişletildi (sonra bu ifadeler birden geri alındı). İktidara yakın medya, suçlamalarda hep savcılıktan bile önde oldu. Bunları geçelim, bu ülkenin Cumhurbaşkanı kapalı kapılar ardında değil, açık biçimde ve kayıt altında, ABD’ye dönüp “ver Papazı al Papazı” dedi. Bunlara ve ülkede yaşanan yüzlerce örneğe rağmen, meselenin hukuki olmadığını yine de bize piyasaların anlattığı söylendi. İktidara çok yakın ve epey uzak olduğunu iddia eden uzmanlar televizyonlara çıkıp her aşamada Brunson bırakılırsa dolar kaç olur, tutulursa kaça çıkar değerlendirmeleri yaptı. Çıkan haberlerin seyrine göre piyasalarda seviyeler değişti, son duruşma devam ederken de kur pek hareketliydi.

Şimdi ortaya çıkan sonucu, verilen kararı yine piyasaların tepkileri üzerinden dinleyeceğiz. “İyi oldu” ya da “bu ne rezalet” diyenler, eleştirenler ve savunanlar aynı verileri kullanarak konuşacak. Karizmanın çizildiğini düşünenler de, tutulanın kopartıldığını iddia edenler de, savaşın kaybedildiğini veya kazanıldığını söyleyenler de; “normalleşme zorlaması” veya “anormalliğin tescili” yorumları yapanlar da tezlerini aynı verilerle temellendirilecek. Piyasaların dini, ahlakı ve ideolojisi olmadığı, tamamen rasyonel işlediği iddiasına rağmen siyasi sonuç, ülke itibarı, güvenilirlik, pozitif algı gibi çoğu irrasyonel moral sonuç, bu terazilerde ölçülecek. Bir şeyi yanlış araçla ölçmenin sakatlığı yanında, ölçümün söylediğine yüklenen anlam da yine fena halde kayacak. Çünkü, piyasalar için, geçerliliği garantilenmiş gayri ahlaki bir anlaşma “güvenilirlik” yaratabilir. Hukuk dışı bir meseleyi yine hukukun dışında çözmek, – çözüm işe yararsa – normal kabul edilebilir. Piyasalar, kazanç hanesine yazılabilen haksızlıkları da olumlu bulabilir. Çünkü, piyasalar öngörülebilirlikten ilkeyi, süreklilikten adaleti, yumuşamadan demokrasiyi anlamak zorunda değil. Piyasa verilerini spekülatif bulan iktidarın yine aynı verilerle işlerin yoluna girdiğini anlattığını izlememiz de, “piyasa okumaları” sayesinde olacak. “Piyasalar olumlu tepki verdi” cümlesinin “olumlu” kısmı da güvenilmez ve yeni belaların habercisi olmaya devam edecek.

 


Kemal Can kimdir?

1964 yılında Düzce’de doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1986’da mezun oldu. 1984’de Gençlik ve Toplum dergisinde yazdı. 1986-87’de Yeni Gündem dergisinde 1987-90 döneminde Nokta dergisinde, 1990 yılında Sabah gazetesinde gazetecilik yaptı. 1993’de EP (Ekonomi Politika) dergisinde 1994’de Ekonomist dergisinde çalıştı. Yine aynı yıl Express dergisini çıkartan ekipte yer aldı. 1997 – 1999 döneminde Milliyet gazetesine yazı dizileri hazırladı. 1998’de Yeni Yüzyıl gazetesinde, 1999 yılında Artı Haber dergisinde çalıştı. Birikim dergisinde yazıları yayınlandı. 1999 yılında CNNTÜRK’te çalışmaya başlayarak televizyon gazeteciliğine geçti. 2000 yılından itibaren çalışmaya başladığı NTV’de sırasıyla politika danışmanlığı, editörlük, haber koordinatörlüğü ve genel müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu. 2013 yılından itibaren kapatılana kadar İMC TV yayın danışmanlığını yaptı. Yazdığı ve yazar ekibinde yer aldığı kitaplar: Devlet Ocak Dergah (İletişim Yayınları 1991), Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik (İletişim Yayınları 2001), Türkiye Savaşın Neresinde (Metis Yayınları 2001), Homopolitikus Lider Biyografilerindeki Türkiye (Aykırı Yayınları 2001), Devlet ve Kuzgun (İletişim Yayınları 2004), Yoksulluk Halleri (İletişim Yayınları 2007).

YAZARIN DİĞER YAZILARI